6. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Yıldırım Yayınları Sayfa 128
Merhaba sevgili öğrencim, ben senin 6. sınıf Türkçe öğretmeninim. Bana gönderdiğin soruları şimdi birlikte adım adım çözeceğiz. Unutma, bu soruları çözerken sana verilen metni de (Atasözleri Üzerine) göz önünde bulunduracağız. Ancak ilk üç soru doğrudan metinle ilgili olmadığı için, genel Türkçe bilgimizi kullanacağız. Haydi başlayalım!
1. Aşağıdaki dizelerde geçen “Beşiktaş, koku, vapur” adlarının özelliklerini belirleyerek ilgili kutucukları işaretleyiniz.
Sevgili öğrencim, bu soruda bize üç farklı kelime verilmiş ve bu kelimelerin hangi ad türlerine girdiğini bulmamız isteniyor. Bir kelimenin özel mi tür mü, somut mu soyut mu, tekil mi çoğul mu olduğunu anlamak için kelimenin anlamına ve kullanımına dikkat etmeliyiz.
Adım 1: “Beşiktaş” kelimesini inceleyelim.
-
Tür adı / Özel ad: Beşiktaş, İstanbul’da belirli bir semtin adıdır. Yani dünyada tek olan, özel bir varlığı karşılar. Bu yüzden özel addır.
-
Soyut ad / Somut ad: Beşiktaş, bir yerdir. Oraya gidip görebiliriz, dokunabiliriz. Yani beş duyu organımızdan en az biriyle algılayabildiğimiz bir varlıktır. Bu yüzden somut addır.
Adım 2: “Vapurun” kelimesini inceleyelim.
-
Tekil ad / Çoğul ad: “Vapurun” kelimesi, tek bir vapurdan bahsediyor. “-lar, -ler” çoğul ekini almamış. Bu yüzden tekil addır.
Adım 3: “Kokusunu” kelimesini inceleyelim.
-
Soyut ad / Somut ad: Koku, burnumuzla algılayabildiğimiz bir şeydir. Yani beş duyu organımızdan biriyle algılanabilir. Beş duyu organımızdan herhangi biriyle algılayabildiğimiz varlıklar somut addır. Evet, elle tutulup gözle görülmese de burnumuzla hissedebildiğimiz için somut kabul edilir.
Sonuç:
-
Beşiktaş: Özel ad, Somut ad
-
Vapur: Tekil ad
-
Koku: Somut ad
2. Aşağıdaki dizeleri okuyunuz. Dizelerdeki altı çizili sözcüklerden uygun olanları kullanarak cümleleri tamamlayınız.
Öğretmenim, bu soruda dizelerde altı çizili sözcükler istenmiş ama dizelerde altı çizili bir kelime yok. Sanırım bu bir eksiklik. Ben sana dizelerde geçen uygun kelimeleri veya genel bilgiyi kullanarak bu boşlukları dolduracağım.
Dizeler:
Geliyor Boğaziçi’nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi.
Mavi sular üstünde yine,
Bembeyaz Kız Kulesi.
Adım 1: İlk boşluğu dolduralım.
-
“Varlıklara verilişlerine göre …………………….. özel addır.”
Dizelerde dünyada tek olan, belirli bir varlığı karşılayan kelimeler var mı? Evet, Kız Kulesi ve Boğaziçi kelimeleri özel adlardır. Bu boşluğa bunlardan birini yazabiliriz.
Adım 2: İkinci boşluğu dolduralım.
-
“Varlıkların sayılarına göre …………………….. çoğul addır.”
Çoğul adlar, bir varlıktan birden çok olduğunu belirten “-lar, -ler” ekini alan adlardır. Dizelere baktığımızda “sular” kelimesi “-lar” eki almıştır ve birden çok suyu ifade eder. Bu yüzden buraya sular kelimesini yazabiliriz.
Adım 3: Üçüncü boşluğu dolduralım.
-
“Varlıkların algılanabilmesine göre …………………….. somut addır.”
Somut adlar, beş duyu organımızdan (görme, işitme, koklama, tatma, dokunma) en az biriyle algılayabildiğimiz varlıkları karşılayan adlardır. Dizelerde geçen “vapur”, “Kız Kulesi”, “sular” kelimeleri somut adlardır. Örneğin, vapur kelimesini kullanabiliriz, onu görebiliriz, sesini duyabiliriz.
Sonuç:
-
Varlıklara verilişlerine göre Kız Kulesi özel addır.
-
Varlıkların sayılarına göre sular çoğul addır.
-
Varlıkların algılanabilmesine göre vapur somut addır.
3. Aşağıdaki özel ad türlerine birer örnek veriniz.
Özel adlar, dünyada tek olan varlıkları karşılayan adlardır. Şimdi her bir türe uygun birer örnek verelim.
Adım 1: Kişi ad ve soyadları
-
Ayşe Yılmaz (Sen kendi adını ve soyadını da yazabilirsin.)
Adım 2: Kıta, şehir, bölge, il, ilçe, köy, semt gibi yer adları
-
Asya (kıta), İstanbul (şehir), Marmara Bölgesi (bölge), Ankara (il), Beşiktaş (ilçe/semt), Çayırköy (köy)
Ben buraya genel bir örnek olarak İstanbul yazıyorum.
Adım 3: Kurum, kuruluş adları
-
Türk Dil Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı, Çocuk Esirgeme Kurumu
Ben buraya Milli Eğitim Bakanlığı yazıyorum.
Adım 4: Hayvanlara verilen adlar
-
Karabaş (köpek), Tekir (kedi), Boncuk (kuş)
Ben buraya Boncuk yazıyorum.
Adım 5: Deniz, nehir, dağ vb.nin adları
-
Akdeniz (deniz), Kızılırmak (nehir), Ağrı Dağı (dağ)
Ben buraya Akdeniz yazıyorum.
Adım 6: Sokak, cadde, bulvar, mahalle vb.nin adları
-
İstiklal Caddesi, Cumhuriyet Mahallesi, Atatürk Bulvarı
Ben buraya İstiklal Caddesi yazıyorum.
Adım 7: Gazete, dergi, eser, anıt vb.nin adları
-
Milliyet Gazetesi, Varlık Dergisi, Nutuk (eser), Anıtkabir (anıt)
Ben buraya Nutuk yazıyorum.
Adım 8: Dil, din, ırk adları
-
Türkçe (dil), İslamiyet (din), Türk (ırk)
Ben buraya Türkçe yazıyorum.
Adım 9: Devlet adları
-
Türkiye Cumhuriyeti, Almanya, Fransa
Ben buraya Türkiye yazıyorum.
Sonuç:
-
Kişi ad ve soyadları: Ayşe Yılmaz
-
Kıta, şehir, bölge, il, ilçe, köy, semt gibi yer adları: İstanbul
-
Kurum, kuruluş adları: Milli Eğitim Bakanlığı
-
Hayvanlara verilen adlar: Boncuk
-
Deniz, nehir, dağ vb.nin adları: Akdeniz
-
Sokak, cadde, bulvar, mahalle vb.nin adları: İstiklal Caddesi
-
Gazete, dergi, eser, anıt vb.nin adları: Nutuk
-
Dil, din, ırk adları: Türkçe
-
Devlet adları: Türkiye
4. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” atasözünün anlamını atasözleri ve deyimler sözlüğü-günden araştırınız. Bu atasözünde ifade edilen düşüncenin günümüzde geçerli olup olmadığını düşününüz. Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız ve onları düşüncenize katılmaları için ikna etmeye çalışınız.
Şimdi sıra geldi atasözleri hakkındaki bu önemli soruya. Atasözleri, bize gönderilen ikinci görseldeki metinde de anlatıldığı gibi, atalarımızın uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşturduğu, genellikle öğüt veren, kısa ve özlü sözlerdir. Kalıplaşmışlardır ve toplum tarafından benimsenmişlerdir. Genellikle de mecaz anlam taşırlar.
Adım 1: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” atasözünün anlamını bulalım.
-
Bu atasözü, “Eğer bir şey (ya da biri) bana zarar vermiyorsa, ben de ona karışmam, onu kendi hâline bırakırım.” anlamına gelir. Kısacası, başkasının işine karışmamak, kendine dert edinmemek demektir. Kendini tehlikeye atmamak, gereksiz sorunlardan uzak durmak için söylenen bir sözdür.
Adım 2: Bu düşüncenin günümüzde geçerli olup olmadığını tartışalım.
-
Sevgili öğrencim, atasözleri genellikle hayat tecrübelerinden süzülmüş bilgeliklerdir. Ancak her atasözü, her durumda ve her çağda birebir geçerli olmayabilir. Şimdi bu atasözünü günümüz koşullarında değerlendirelim:
-
Geçerli Olduğu Durumlar:
Bazen bu atasözü gerçekten işimize yarar. Örneğin, seninle ilgisi olmayan küçük tartışmalara girmemek, dedikodudan uzak durmak veya başkalarının kişisel sorunlarına fazla müdahale etmemek gibi durumlarda, bu atasözü bize rehberlik edebilir. Kendi işimize bakmak, gereksiz yere sorunlara bulaşmamak, bizi daha huzurlu yapabilir. Bu, başkasının özel alanına saygı duymak anlamına da gelebilir.
-
Geçerli Olmadığı Durumlar (Sınırlılıkları):
Ancak günümüz dünyasında her şey birbirine bağlıdır. Bir sorun, bugün sana dokunmasa bile, yarın seni de etkileyebilir. Mesela, çevreyi kirleten birini görmezden gelmek, bugün sana doğrudan zarar vermese de, gelecekte hepimizin sağlığını olumsuz etkiler. Ya da bir arkadaşının haksızlığa uğradığını görüp “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demek, o arkadaşına destek olmamak anlamına gelir. Toplumda haksızlıklar karşısında sessiz kalmak, bu haksızlıkların artmasına yol açabilir.
Metinde de belirtildiği gibi, atasözleri “halkın ortak kanısını, inancını, duyusunu, ahlak anlayışını” yansıtır. Günümüzdeki ahlak anlayışı, sadece kendi çıkarımızı düşünmekten öte, toplumsal sorumluluğu ve dayanışmayı da içerir. Bu yüzden, her zaman bu atasözüne göre hareket etmek, bazen bencillik veya duyarsızlık olarak algılanabilir.
-
Adım 3: Düşüncelerimizi paylaşalım ve ikna etmeye çalışalım.
-
Arkadaşlar, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” atasözü, bazı durumlarda bize faydalı olabilir, bizi gereksiz sıkıntılardan koruyabilir. Ama unutmayalım ki, bizler bir toplumda yaşıyoruz. Eğer etrafımızdaki sorunlara tamamen duyarsız kalırsak, bu sorunlar büyüyerek eninde sonunda bizi de etkiler. Bir haksızlığa veya yanlışa sessiz kalmak, o yanlışı onaylamak gibidir. Bu yüzden, bu atasözünü kullanırken çok dikkatli olmalı, her olayı kendi içinde değerlendirmeliyiz. Bazen yılanın dokunmasını beklemeden, o yılanın zararlı olabileceğini görüp duruma müdahale etmek, daha doğru ve erdemli bir davranış olabilir. Unutmayalım ki, metinde de dendiği gibi atasözleri “insanlara ders, öğüt verir” ama bazen bu dersleri günümüz şartlarına göre yorumlamamız gerekir. Bence bu atasözü, bize “gereksiz yere başkalarının işine karışma” derken, “haksızlığa sessiz kal” demek istemiyor.