6. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Yıldırım Yayınları Sayfa 174
Merhaba sevgili 6. sınıf öğrencim! Bugün seninle çok güzel Türkçe soruları çözeceğiz. Hiç merak etme, adım adım ilerleyeceğiz ve her şeyi en güzel şekilde açıklayacağım. Hazırsan başlayalım!
5. Tezat, birbirine zıt nitelikte olan düşünce, his ve durumların birbirleriyle alaka kurularak edebî eserlerin aynı dizesinde ya da cümlesinde yer alması sanatıdır.
Aşağıdaki dizelerin hangisinde tezat sanatı kullanılmıştır?
Şimdi bu soruda bizden “tezat sanatı”nı bulmamız isteniyor. Tezat ne demekti? Birbirine zıt, yani karşıt anlamlı kelimelerin veya durumların bir arada kullanılması demek. Gözlüklerimizle şıklara bakalım:
-
A) Ben de gördüm güneşin doğarken battığını.
Burada “doğmak” ve “batmak” kelimeleri var. Güneş hem doğup hem batar mı? Hayır, ya doğar ya batar. İşte bu iki kelime birbirinin tam zıddı. Birlikte kullanılarak çok güzel bir tezat sanatı yapılmış.
-
B) Rüzgâr uyumuş, ay gülüyor, her taraf ıssız.
Bu cümlede rüzgârın “uyuması”, ayın “gülmesi” gibi insana ait özellikler cansız varlıklara verilmiş. Buna “kişileştirme” denir. Tezat yok.
-
C) Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Burada da rüzgârın “saçı” olması gibi bir kişileştirme var. Tezat yok.
-
D) Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk!
Bu cümlede çocukluk, “gökyüzü gibi” denilerek gökyüzüne benzetilmiş. Buna “benzetme” denir. Tezat yok.
Adım 1: Tezat sanatı ne demek, onu hatırladık: Zıt anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması.
Adım 2: Şıklardaki cümleleri tek tek inceledik ve zıt anlamlı kelime çifti aradık.
Adım 3: A şıkkında “doğmak” ve “batmak” kelimelerinin zıt olduğunu ve bir arada kullanıldığını gördük.
Sonuç: Doğru cevap A seçeneğidir.
6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koşul-sonuç ilişkisi yoktur?
Koşul-sonuç ilişkisi demek, bir şeyin olması için başka bir şeyin gerçekleşmesi şartının olması demek. Yani “eğer şunu yaparsan, bu olur” gibi bir durum. Genellikle “-se/-sa” veya “-dıkça/-dikçe” gibi eklerle kurulur. Şimdi şıklara bakalım:
-
A) Kitap okudukça kendini geliştirirsin.
Burada “kendini geliştirme”nin koşulu ne? “Kitap okumak”. Yani “eğer kitap okursan, kendini geliştirirsin” diyebiliriz. Koşul-sonuç var.
-
B) Yağmur yağmadıkça ekinlerin yüzü gülmez.
“Ekinlerin yüzünün gülmemesi”nin koşulu ne? “Yağmur yağmaması”. Yani “eğer yağmur yağmazsa, ekinler büyümez” anlamında. Koşul-sonuç var.
-
C) Dedemlerle oldukça geniş bir eve taşındık.
Buradaki “oldukça” kelimesi “çok, epey” anlamında kullanılmış. “Çok geniş bir eve taşındık” demek istiyor. Burada bir eylemin gerçekleşmesi için bir şart belirtilmemiş. Yani koşul-sonuç ilişkisi yok.
-
D) Onunla konuştukça içim rahatlıyordu.
“İçinin rahatlaması”nın koşulu ne? “Onunla konuşmak”. Yani “eğer onunla konuşursam, içim rahatlar” anlamında. Koşul-sonuç var.
Adım 1: Koşul-sonuç ilişkisinin ne anlama geldiğini hatırladık: Bir eylemin gerçekleşmesinin bir şarta bağlı olması.
Adım 2: Şıklardaki cümleleri tek tek inceledik ve hangi cümlede bir şartın olmadığını bulmaya çalıştık.
Adım 3: C şıkkındaki “oldukça” kelimesinin “çok” anlamında kullanıldığını ve bir koşul belirtmediğini fark ettik.
Sonuç: Doğru cevap C seçeneğidir.
7. Bu parçadaki altı çizili sözcüklerden hangisinin metinde kullanılan anlamı verilmemiştir?
Bu soruda bizden, altı çizili kelimelerin metindeki anlamlarıyla verilen anlamları karşılaştırmamız isteniyor. Bakalım hangisi uyuşmuyor:
-
A) aydınlık: Işık alan.
Metinde “Caminin içinin aydınlığı Selim Dede’yi şaşırttı.” diyor. Buradaki “aydınlık”, ışık alan bir yer anlamında kullanılmış. Yani verilen anlam metindeki kullanımla aynı. Bu doğru.
-
B) perde: Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü.
Metinde “Sanki duvarlar yerine ince tül perdeler vardı da ışık onlardan süzülerek içeri giriyordu.” diyor. Buradaki “perde” kelimesi, pencereye asılan, ışığı süzen bir örtü anlamında. Verilen anlam metindeki kullanımla aynı. Bu doğru.
-
C) duvar: Engel.
Metinde “Sanki duvarlar yerine ince tül perdeler vardı” diyor. Buradaki “duvar”, bir yapının, bir binanın dikey yüzeyi, yani bildiğimiz “duvar” anlamında kullanılmış. “Engel” anlamında kullanılmamış. Örneğin, “Önümde bir duvar gibi durdu.” deseydik o zaman “engel” anlamında olurdu. Ama metinde fiziksel bir yapıdan bahsediliyor. Bu yanlış.
-
D) mihrap: Cami, mescit vb. yerlerde Kâbe yönünü gösteren, duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer.
Metinde “mermer mihrabın önünde durdular.” diyor. Caminin içinde Kâbe yönünü gösteren özel yere mihrap denir. Verilen anlam metindeki kullanımla aynı. Bu doğru.
Adım 1: Metindeki altı çizili kelimeleri ve anlamlarını dikkatlice okuduk.
Adım 2: Her bir kelimenin metindeki kullanım bağlamını düşündük.
Adım 3: C şıkkındaki “duvar” kelimesinin metinde “engel” anlamında değil, “binanın bir bölümü” anlamında kullanıldığını tespit ettik.
Sonuç: Doğru cevap C seçeneğidir.
8. Sanatçı, gerçekleri estetik öğelerle birleştirerek insanların zihnine kazıyan ve aydınlık çağların başlamasına destek olan kişidir.
Bu cümle aşağıdakilerin hangisinde verilenlerin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur?
Bu soruda, verilen uzun cümlenin hangi iki kısa cümlenin birleştirilmesiyle oluştuğunu bulmamız isteniyor. Hadi cümleyi parçalara ayıralım ve şıklardaki seçeneklerle karşılaştıralım:
Orijinal cümledeki ana fikirler şunlar:
- Sanatçı, gerçekleri estetik öğelerle birleştirir.
- Bunları insanların zihnine kazır.
- Aydınlık çağların başlamasına destek olur.
Şimdi şıklara bakalım:
-
A)
- Sanatçı aydınlık çağların başlamasına katkı sağlayan kişidir. (Bu, orijinal cümlenin üçüncü ana fikriyle aynı anlama geliyor.)
- Sanatçı gerçekleri estetikle birleştirerek insanların hafızasına kazır. (Bu, orijinal cümlenin birinci ve ikinci ana fikrini birleştiriyor.)
Bu iki ifadeyi birleştirdiğimizde, orijinal cümlenin anlamının tamamını elde ediyoruz. Hem aydınlık çağlara destek oluyor hem de gerçekleri estetikle birleştirip zihinlere kazıyor.
-
B)
- Sanatçının tek görevi aydınlık çağların başlamasına destek olmaktır. (Orijinal cümlede “tek görevi” diye bir kısıtlama yok. Sanatçının başka görevleri de olduğu belirtilmiş.)
- Sanatçı gerçekleri estetik öğelerle birleştirir. (Bu kısım doğru olsa da üstteki ifade nedeniyle bu seçenek yanlış.)
-
C)
- İnsanların zihnine estetik zevk kazımanın yolu sanatçı olmaktan geçer. (Orijinal cümlede “estetik zevk kazımak” değil, “gerçekleri estetikle birleştirip zihne kazımak” var. Anlam biraz farklı.)
- Aydınlık çağlar sanatçıların desteği ile başlar. (Bu doğru olsa da üstteki ifade nedeniyle bu seçenek yanlış.)
-
D)
- Estetik öğeler sanatçının elinde şekillenir. (Bu, orijinal cümlenin doğrudan bir ifadesi değil, bir çıkarım olabilir.)
- Sanatçı aydınlık çağların başlamasına destek olur. (Bu doğru olsa da üstteki ifade nedeniyle bu seçenek yanlış.)
Adım 1: Verilen uzun cümleyi anlamlı parçalara ayırdık.
Adım 2: Her şıktaki iki ifadeyi ayrı ayrı değerlendirdik ve orijinal cümlenin anlamıyla karşılaştırdık.
Adım 3: A şıkkındaki iki ifadenin birleşimiyle orijinal cümlenin tüm anlamının eksiksiz bir şekilde oluştuğunu gördük.
Sonuç: Doğru cevap A seçeneğidir.
E. Aşağıdaki noktalı yerlere hâl eklerinden uygun olanlarını yazınız.
Hâl ekleri, isimlerin cümledeki görevlerini belirleyen eklerdir. Hatırlayalım mı?
- Belirtme Hâli (-i, -ı, -u, -ü): Neyi, kimi?
- Yönelme Hâli (-e, -a): Nereye, kime?
- Bulunma Hâli (-de, -da, -te, -ta): Nerede, kimde?
- Ayrılma Hâli (-den, -dan, -ten, -tan): Nereden, kimden?
Şimdi boşlukları dolduralım:
Deniz kıyısından demir yolu geçtiği için trenler bizim yaşamımızda önemli bir yer tutardı. İstediğimiz zaman binip bir başka semte gidebilirdik çünkü. Sesi hep evimizin içinde olurdu. Sürekli kulak kabartırdık düdüğünün uzunlu kısalı ötüşüne. Gecenin ıssızlığında ya da rüzgâr denize karaya estiği zamanlarda, tekerleklerin demir yolunda geçişini bile ulaşırdı bize.
Açıklamalarıyla birlikte bakalım:
- Deniz kıyısından: Deniz kıyısından bir şeyin geçmesi, oradan ayrılması anlamında, bu yüzden ayrılma hâli (-dan).
- yaşamımızda: Trenlerin yaşamımız içinde, yani yaşamımızda bir yer tuttuğu anlamında, bu yüzden bulunma hâli (-da).
- semte: Bir yere doğru gitme, yönelme anlamında, bu yüzden yönelme hâli (-e).
- içinde: Sesin evin içinde var olduğu, duyulduğu anlamında, bu yüzden bulunma hâli (-de).
- ötüşüne: Bir şeye kulak kabartmak, bir şeye yönelmek anlamında, bu yüzden yönelme hâli (-ne, ‘n’ kaynaştırma harfi).
- ıssızlığında: Gecenin ıssızlığı içinde, o anda anlamında, bu yüzden bulunma hâli (-da).
- denize: Rüzgârın denize doğru esmesi, yönelmesi anlamında, bu yüzden yönelme hâli (-e).
- karaya: Rüzgârın karaya doğru esmesi, yönelmesi anlamında, bu yüzden yönelme hâli (-ya, ‘y’ kaynaştırma harfi).
- demir yolunda: Tekerleklerin demir yolu üzerinde, yani demir yolunda geçmesi anlamında, bu yüzden bulunma hâli (-da).
- geçişini: Tekerleklerin geçişini ulaşırdı, neyi ulaşırdı? Geçişini. Belirtme hâli (-ini, ‘n’ kaynaştırma harfi).
- bize: Bir sesin bize ulaşması, bize doğru gelmesi anlamında, bu yüzden yönelme hâli (-e).
Sonuç: Noktalı yerlere gelecek hâl ekleri sırasıyla şunlardır:
-dan, -da, -e, -de, -ne, -da, -e, -ya, -da, -ini, -e.