6. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Yıldırım Yayınları Sayfa 74
Merhaba sevgili 6. Sınıf öğrencim! Bugün seninle çok güzel Türkçe sorularını çözeceğiz. Hazır mısın? Adım adım ilerleyeceğiz ve her soruyu senin rahatça anlayabileceğin şekilde açıklayacağım. Haydi başlayalım!
C. Verilen şiirden hareketle aşağıdaki cümlelerden doğru olanların başına “D”, yanlış olanların başına “Y” yazınız.
Önce şiirimizi dikkatlice okuyalım:
Bir tutkudur Mustafa Kemal;
Nice sevdalara değişilmeyen.
Yitirilmiş Kasımlarda açan umuttur,
Bir baştır, vazgeçilmeyen…Bir türküsüdür Mustafa Kemal;
Suskun ağızlarda söyleşir, durur.
Çaltıburnu’nda gözetir denizi.
Köroğlu’nda bağdaş kurup oturur…Y. Doğan ERGENELİ
Şimdi de bu şiire göre cümleleri inceleyelim:
a. “Tutku” yapım eki almış bir sözcüktür.
Adım 1: “Tutku” kelimesinin kökünü bulalım. “Tutku”, “tut-” fiilinden gelir. “Tut-” bir eylem, yani fiil köküdür.
Adım 2: “Tut-” fiiline “-gu” eki gelerek “tutku” ismi oluşmuştur. Fiilden isim yapan “-gu” eki bir yapım ekidir. Yapım ekleri, bir kelimenin anlamını veya türünü değiştiren eklerdir.
Sonuç: Bu nedenle, “Tutku” kelimesi yapım eki almış bir sözcüktür.
D
b. “Baş” sözcüğü mecaz anlamıyla kullanılmıştır.
Adım 1: Şiirde “Bir baştır, vazgeçilmeyen…” dizesi geçiyor. Burada “baş” kelimesi, vücudumuzdaki “baş” organı anlamında değil, “lider”, “önder” anlamında kullanılmıştır.
Adım 2: Bir kelimenin gerçek anlamının dışında, farklı bir anlamda kullanılmasına mecaz anlam deriz. “Baş” kelimesinin “lider” anlamında kullanılması da mecazdır.
Sonuç: Bu nedenle, “Baş” sözcüğü mecaz anlamıyla kullanılmıştır.
D
c. “Bağdaş kurmak” bir deyimdir.
Adım 1: Şiirde “Köroğlu’nda bağdaş kurup oturur…” dizesi yer alıyor.
Adım 2: “Bağdaş kurmak”, dizleri bükerek ve ayakları çaprazlayarak yere oturma şeklini anlatan kalıplaşmış bir söz grubudur. Deyimler, genellikle birden fazla kelimeden oluşan ve gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan kalıplaşmış sözlerdir.
Sonuç: “Bağdaş kurmak” da böyle kalıplaşmış bir ifade olduğu için bir deyimdir.
D
ç. “Gözetmek” sözcüğü “Koruma, bakmak” anlamında kullanılmıştır.
Adım 1: Şiirde “Çaltıburnu’nda gözetir denizi.” dizesi geçiyor.
Adım 2: Bir yeri “gözetmek”, orayı dikkatle izlemek, kollamak, korumak veya denetlemek anlamına gelir. Denizden bahsedildiğinde, “denizi gözetmek” demek, onu korumak, kollamak veya dikkatle izlemek anlamlarına gelir.
Sonuç: Bu nedenle, “gözetmek” sözcüğü “koruma, bakmak” anlamında kullanılmıştır.
D
d. Şiirin konusu Atatürk’e duyulan sevgidir.
Adım 1: Şiirin tamamını okuduğumuzda, Mustafa Kemal Atatürk’ün bir tutku, umut, vazgeçilmez bir lider, bir türkü gibi gönüllerde yaşadığı anlatılıyor.
Adım 2: Şiirdeki “tutku”, “vazgeçilmeyen”, “umut” gibi kelimeler ve genel anlatım, şairin Atatürk’e karşı beslediği derin hayranlık ve sevgiyi gösteriyor.
Sonuç: Bu nedenle, şiirin ana konusu Atatürk’e duyulan sevgi ve hayranlıktır.
D
Ç. Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. “Ninem albüme bakarken yine eski günlere dalmıştı.” cümlesinde geçen “dalmak” sözcüğü, aşağıdaki cümlelerin hangisinde aynı anlamda kullanılmıştır?
Adım 1: Önce verilen cümledeki “dalmak” kelimesinin anlamını bulalım. “Eski günlere dalmak” demek, geçmişteki olayları, anıları düşünmeye başlamak, kendini o anılara kaptırmak demektir. Yani, düşüncelere dalmak, hayallere dalmak gibi bir anlamı var.
Adım 2: Şimdi şıkları tek tek inceleyelim ve “dalmak” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığına bakalım:
- A) Hızla içeri dalıp defterlerini ve kitaplarını masanın üzerine bıraktı.
- B) Ağacın altında kitap okurken bir ara dalmışım.
- C) Okuduğu kitaba öyle dalmıştı ki sınıfta konuşulanları duymuyordu.
- D) Küçük çocuk, bir balık gibi suya dalıyordu.
Buradaki “dalmak”, bir yere hızlıca ve aniden girmek anlamına geliyor. Ninemin eski günlere dalmasıyla aynı değil.
Buradaki “dalmak”, kısa süreli uykuya dalmak, uyuklamak anlamına geliyor. Bu da ninemin düşüncelere dalmasıyla aynı değil.
Buradaki “dalmak”, bir şeye kendini çok kaptırmak, dikkatini tamamen o şeye vermek, başka hiçbir şeyi fark etmemek anlamına geliyor. Ninemin eski günlere dalması da kendini tamamen o düşüncelere kaptırmasıydı. Bu anlam, birbirine çok benziyor.
Buradaki “dalmak”, suyun içine girmek, suyun altında ilerlemek anlamına geliyor. Bu da farklı bir anlam.
Sonuç: Gördüğün gibi, C şıkkındaki “dalmak” kelimesi, kendini bir şeye kaptırmak, tamamen odaklanmak anlamında kullanılmış. Bu da ninemin eski günlerin anılarına kendini kaptırmasıyla aynı anlama geliyor. Bu yüzden doğru cevap C şıkkı.
C
2.
I. Denizin kabaran dalgalarından gözümü alamadım.
II. İş çıkışı pazara uğramayı gözüm almıyor.
III. Bizim iki dönümlük tarlamıza göz dikmişti.
IV. Gözünü ayırmadan kardeşime bakıyordu.
Verilen cümlelerin hangilerindeki deyimler anlamca birbirine en yakındır?
Adım 1: Her cümledeki deyimi ve anlamını bulalım:
- I. “gözümü alamadım”: Bir şeye hayran kalmak, çok beğenmek ve bakmaktan kendini alıkoyamamaktır. Yani çok dikkatli ve uzun süre bakmak.
- II. “gözüm almıyor”: Bir şeyi yapmaya istekli olmamak, o işi yapmaktan hoşlanmamak veya gözünde büyütmek demektir.
- III. “göz dikmek”: Bir şeye sahip olmayı çok istemek, onu ele geçirme niyetinde olmak demektir.
- IV. “Gözünü ayırmadan bakıyordu”: Bir şeye veya birine hiç durmadan, sürekli ve dikkatlice bakmak demektir.
Adım 2: Şimdi bu anlamları karşılaştıralım:
- “Gözümü alamadım” (I) ve “Gözünü ayırmadan bakıyordu” (IV) deyimleri, ikisi de bir şeye *uzun süre, dikkatlice ve kesintisiz bakmak* anlamında kullanılmıştır. Birinde hayranlık, diğerinde ise sadece dikkatli ve sürekli bakma durumu ağır bassa da, temel eylem olan “kesintisiz ve dikkatli bakma” ortak noktalarıdır.
- “Gözüm almıyor” (II) bir şeyi yapmaya isteksiz olmakla ilgili.
- “Göz dikmek” (III) ise bir şeye sahip olma isteğiyle ilgili.
Sonuç: Anlamca birbirine en yakın olan deyimler I ve IV numaralı cümlelerdeki deyimlerdir. Bu yüzden doğru cevap B şıkkı.
B) I ve IV
3. Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir. Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.
Eski Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos’un (Elefterios Venizelos) Atatürk’le ilgili yukarıdaki sözünde Atatürk’ün hangi kişilik özelliğine değinilmiştir?
Adım 1: Eleftherios Venizelos’un sözlerine dikkatlice bakalım. “Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir. Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır…“
Adım 2: Burada özellikle “kökten değişiklik” ve “olağanüstü işler” ifadeleri önemli. Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra yeni bir Türk devleti kurmuş ve bu devlette çok kısa sürede eğitimden hukuka, ekonomiden toplumsal yaşama kadar pek çok alanda çok büyük ve temelden değişiklikler, yani inkılaplar yapmıştır.
Adım 3: Şimdi şıklara bakalım:
- A) Barışseverlik: Atatürk’ün barışa önem verdiği doğrudur ama bu sözde barıştan değil, yapılan büyük ve köklü değişimlerden bahsediliyor.
- B) İnkılapçılık: İnkılapçılık, bir toplumda eski ve köhneleşmiş kurumları kaldırıp yerlerine çağdaş, yeni kurumlar kurmak, yani kökten değişimler yapmaktır. Venizelos’un sözündeki “kökten değişiklik” ifadesi tam da bu özelliği anlatıyor.
- C) Milliyetçilik: Atatürk’ün milliyetçi olduğu doğrudur ancak sözde ulusal duygulardan çok, yapılan dönüşümlerden bahsediliyor.
- D) Önderlik: Atatürk’ün büyük bir lider olduğu kesindir ve Venizelos da onu “büyük adam” olarak nitelendiriyor. Ancak sözdeki “kökten değişiklik” ve “olağanüstü işler” ifadesi, onun liderliğinin hangi yönünü öne çıkardığını gösteriyor: devrimci, dönüştürücü liderliğini. Bu da inkılapçılıkla daha doğrudan ilgili.
Sonuç: Venizelos’un sözleri, Atatürk’ün kısa sürede ülkeyi baştan aşağı yenileme, çağdaşlaştırma ve köklü değişimler yapma özelliğini, yani inkılapçılığını vurgulamaktadır.
B) İnkılapçılık