8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 212
Merhaba sevgili öğrencim,
Bugün Orhan Veli Kanık’ın “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri üzerine güzel bir çalışma yapacağız. Bu şiir, şairin İstanbul’a olan sevgisini ve şehri nasıl algıladığını bize çok farklı bir şekilde anlatıyor. Hadi gel, soruları birlikte adım adım inceleyelim ve bu güzel şiiri daha yakından tanıyalım.
1. Şair, İstanbul’u dinlerken hangi sesleri duyuyor?
Sevgili öğrencim, bu soruda şiirde geçen sesleri tek tek bulmamız gerekiyor. Şair, gözlerini kapatıp İstanbul’u dinlerken etrafındaki birçok sesi fark ediyor. Gözlerini kapattığında, diğer duyuları daha da keskinleşiyor, değil mi? İşte o keskinleşen işitme duyusuyla duyduğu sesler:
- Önce hafif hafif esen rüzgârın sesini duyuyor.
- Uzaklardan gelen sucuların çıngırak sesleri kulağına çalınıyor.
- Gökyüzünde kuşların çığlık çığlığa geçişini, yani kuş seslerini işitiyor.
- Dalyanlarda ağ çekilirken çıkan sesleri duyuyor.
- Bir kadının suya değen ayaklarının sesini fark ediyor.
- Kapalıçarşı’nın serin ve cıvıltılı atmosferini, yani çarşıdaki insan ve dükkan seslerini hissediyor.
- Mahmutpaşa’nın cıvıl cıvıl kalabalığının sesini duyuyor.
- Avlulardaki güvercinlerin seslerini işitiyor.
- Doklardan gelen çekiç sesleri de şairin kulaklarına ulaşıyor.
Sonuç: Şair, İstanbul’u dinlerken rüzgarın esintisi, sucuların çıngırakları, kuş çığlıkları, dalyanlarda ağ çekme sesleri, suya değen ayak sesleri, Kapalıçarşı ve Mahmutpaşa’nın cıvıltıları, güvercin sesleri ve doklardan gelen çekiç sesleri gibi birçok farklı ses duyuyor.
2. Şiirde hangi duyulardan yararlanılmıştır?
Bu soru, şiirde hangi duyularımıza (görme, işitme, koklama, dokunma, tat alma) hitap eden ifadelerin kullanıldığını bulmamızı istiyor. Şair, İstanbul’u bize anlatırken sadece sesleri değil, diğer duyularımızı da harekete geçiren imgeler kullanmış. Hadi bakalım, hangi duyular varmış:
- İşitme (Duyma): Şiirin ana teması bu duyuyu kullanmak üzerine kurulu zaten. “İstanbul’u dinliyorum”, “rüzgâr esiyor”, “çıngırakları”, “kuşlar geçiyor”, “çığlık çığlık”, “ağlar çekiliyor”, “suya değiyor ayakları”, “cıvıl cıvıl Mahmutpaşa”, “çekiç sesleri” gibi ifadeler doğrudan işitme duyumuza hitap ediyor.
- Görme: Şair her ne kadar “gözlerim kapalı” dese de, anlattığı olaylar zihnimizde görüntüler canlandırıyor. “Yapraklar, ağaçlarda”, “kuşlar geçiyor”, “ağlar çekiliyor dalyanlarda”, “bir kadının suya değiyor ayakları”, “Kapalıçarşı”, “Mahmutpaşa”, “güvercin dolu avlular” gibi ifadelerle gözümüzde bir İstanbul resmi oluşuyor.
- Dokunma (Ten): Şair, rüzgarın teninde bıraktığı hissi ve Kapalıçarşı’nın atmosferini de anlatıyor. “Hafiften bir rüzgâr esiyor” derken rüzgarın tenimizdeki serinliğini, “serin serin Kapalıçarşı” derken de o mekanın serinliğini hissediyoruz. Ayrıca “bahar rüzgârı” da dokunma duyusuyla ilgili bir detay.
- Koklama: Şiirde çok özel bir kokuya yer verilmiş. “Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları” ifadesiyle koklama duyumuz harekete geçiriliyor. Bu, şiire çok gerçekçi ve insani bir dokunuş katıyor.
- Tat alma: Şiirde tat alma duyusuna hitap eden herhangi bir ifade bulunmuyor.
Sonuç: Şiirde işitme, görme, dokunma ve koklama duyularından yararlanılmıştır.
3. Şiirin en çok hangi bölümünü beğendiniz? Niçin?
Bu soruya vereceğin cevap tamamen sana özel olacak sevgili öğrencim. Şiirin her bölümü ayrı güzel ama benim sana örnek olarak beğendiğim bir bölüm ve nedenini söyleyeyim:
Ben şiirin ilk bölümünü, yani şairin “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; / Önce hafiften bir rüzgâr esiyor; / Yavaş yavaş sallanıyor / Yapraklar, ağaçlarda;” dizelerini çok beğendim.
Niçin mi? Çünkü şairin gözlerini kapatıp, sadece rüzgarın sesine ve yaprakların hışırtısına odaklanması bana çok huzurlu geliyor. Şehrin o büyük karmaşasına dalmadan önce, doğanın o sakin sesleriyle başlaması, sanki İstanbul’un ruhuna yavaşça giriyormuşuz hissi veriyor. Bu, şehri dinlemeye başlamanın çok şiirsel ve dingin bir yolu. Sanki şair bize “Haydi, şimdi sessiz ol ve dinle…” der gibi. Bu sakin başlangıç, şiirin ilerleyen bölümlerindeki hareketli ve kalabalık seslerle güzel bir tezat oluşturuyor.
Sonuç: Ben şiirin ilk bölümünü beğendim çünkü şairin gözlerini kapatıp rüzgar ve yaprak sesleriyle İstanbul’u dinlemeye başlaması bana huzurlu ve dingin bir giriş hissi veriyor.
4. Şiirin ana duygusu nedir?
Şiirin ana duygusu, şairin bize vermek istediği temel mesaj veya his demektir. Orhan Veli bu şiirde İstanbul’u adeta bir canlı gibi dinliyor, hissediyor ve yaşıyor. Gözlerini kapalı tutarak bile şehrin her köşesinden gelen sesleri, kokuları ve hisleri içine sindiriyor.
Bu durum bize şairin İstanbul’a duyduğu büyük sevgi, hayranlık ve şehre olan derin bağlılığını gösteriyor. Şair, İstanbul’u sadece bir şehir olarak değil, tüm duyularıyla deneyimlediği, içselleştirdiği ve adeta onunla bütünleştiği bir varlık olarak görüyor. Şiir, İstanbul’un sadece dış güzelliklerini değil, aynı zamanda ruhunu, seslerini, kokularını ve o kendine has atmosferini de ne kadar çok sevdiğini bizlere hissettiriyor.
Sonuç: Şiirin ana duygusu, şairin İstanbul’a duyduğu derin sevgi, hayranlık ve bağlılıktır. Şair, şehri tüm duyularıyla içselleştirerek ona olan aşkını dile getiriyor.
Umarım bu açıklamalar, şiiri ve soruları daha iyi anlamana yardımcı olmuştur sevgili öğrencim. Orhan Veli’nin dizelerinde kaybolmak ne güzel, değil mi? Başarılar dilerim!