8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 37
Merhaba sevgili öğrencilerim!
Bugün sizlerle La Fontaine’in çok bilinen “Aslan ile Fare” fablının iki farklı anlatımını inceleyeceğiz ve aralarındaki farklara bakacağız. Tıpkı bir ressamın aynı manzarayı farklı renklerle çizmesi gibi, yazarlar da aynı hikâyeyi farklı kelimelerle, farklı şekillerde anlatabilirler. Haydi gelin, bu iki metni karşılaştıralım ve neler bulacağız görelim!
Soru Metni: Okuduğunuz iki farklı çeviriyi karşılaştırınız. (Kahramanlar, konu, biçim, anlatıcı…)
Çözüm:
Adım 1: Kahramanları Karşılaştıralım
-
İlk metinde ana kahramanlarımız Aslan ve Minik Fare. Metin, fareyi “minik” olarak tanımlayarak onun küçük ve önemsiz görünüşünü vurguluyor. Bu, aslanın fareyi küçümsemesini daha anlaşılır kılıyor. Avcılar ise aslanı tuzağa düşüren, olayın gelişimini sağlayan yan unsurlar olarak adı geçiyor.
-
İkinci metinde ise ana kahramanlarımız yine Aslan ve Bay Fare. Burada “Bay” ifadesi, fareye biraz daha saygınlık katıyor gibi. Bu metinde de aslanın fareyi küçümsediği ama sonra farenin ona yardım ettiği anlatılıyor. Avcılar da yine tuzağı kuranlar olarak hikâyede yer alıyor. Gördüğümüz gibi, iki metinde de temel kahramanlar aynı, yani Aslan ve Fare.
Adım 2: Konuyu (Temayı) Karşılaştıralım
-
Birinci metnin konusu, büyüklerin küçükleri küçümsememesi gerektiği üzerine kurulu. Aslan fareyi küçümsüyor, hatta “Bücür fare senin bana yardımın dokunmaz!” diyor. Ama sonra görüyoruz ki o küçümsediği fare, aslanı avcıların tuzağından kurtarıyor. Yani, “Kimseyi küçümseme, küçük de olsa herkesin bir gün sana yardımı dokunabilir” mesajı veriliyor.
-
İkinci metin de benzer bir konuyu işliyor ama biraz daha farklı bir vurguyla. Burada da aslanın fareye merhamet etmesi ve farenin bu iyiliğin karşılığını vermesi anlatılıyor. Metin, “Herkesi saygı göstermeli elden geldikçe. Umulmadık kimselerden fayda görür insan.” diyerek iyiliğin karşılıksız kalmayacağını ve küçüklerin de büyük işler başarabileceğini vurguluyor. İki metin de aslında aynı ana fikre, yani “küçüklerin de önemli olabileceği” fikrine çıkıyor ama birinci metin küçümsememe üzerine daha çok dururken, ikinci metin iyiliğin karşılığına ve beklenmedik yardıma daha çok odaklanıyor.
Adım 3: Biçimi (Anlatım Şeklini) Karşılaştıralım
-
İşte bu, iki metin arasındaki en belirgin farklardan biri sevgili çocuklar! Birinci metin, düz yazı (nesir) şeklinde yazılmış. Yani bildiğimiz hikâye gibi, cümleler halinde, paragraflarla ilerliyor. Olaylar birbiri ardına sıralanıyor, kahramanlar arasında diyaloglar (konuşmalar) var. Tıpkı ders kitaplarımızdaki okuma parçaları gibi.
-
İkinci metin ise şiir (manzum) şeklinde yazılmış. Dizeler halinde, alt alta sıralanmış kelimeler ve kafiyelerle dolu. Mesela “geldikçe” ile “ettikçe”, “insan” ile “arasından” gibi kelimeler uyumlu. Orhan Veli Kanık’ın çevirisi olduğu için şiirsel bir dil kullanılmış. Bu da metne daha akıcı, melodik bir hava katmış. Fablın girişinde ve sonunda öğüt veren dizeler var.
Adım 4: Anlatıcıyı Karşılaştıralım
-
Her iki metinde de anlatıcı, olayın dışında duran ve olayları bize aktaran üçüncü tekil şahıs bir anlatıcıdır. Yani, “o yaptı, o dedi, o gördü” şeklinde bir anlatım var. Anlatıcı, hikâyenin kahramanlarından biri değil, sadece olanları bize aktarıyor.
-
Birinci metinde anlatıcı, olayları olduğu gibi aktarırken, kahramanların duygularını da bize hissettiriyor (Mesela, “Minik farenin neredeyse korkudan ödü patlayacakmış” cümlesiyle farenin korkusunu anlıyoruz).
-
İkinci metinde ise anlatıcı, olayı aktarmanın yanı sıra, hikâyenin başında ve sonunda bize öğütler veriyor. “Herkesi saygı göstermeli elden geldikçe,” veya “Sabırla zamanın yaptığını ne kuvvet yapabilir ne şiddet.” gibi ifadelerle okuyucuya doğrudan sesleniyor ve ders çıkarılmasını sağlıyor. Bu, fablların genel özelliğidir zaten, değil mi?
Sonuç:
Gördüğümüz gibi, aynı fabl farklı yazarlar tarafından farklı şekillerde anlatılabiliyor. İlk metin, olayı daha çok bir hikâye gibi düz yazıyla anlatırken, ikinci metin Orhan Veli Kanık’ın usta kaleminden şiirsel bir dil ve biçimle karşımıza çıkıyor. Her iki metin de bize küçüklerin de büyük işler başarabileceği ve kimseyi küçümsemememiz gerektiği gibi önemli dersler veriyor. Bu da bize edebiyatın ne kadar zengin ve çeşitli olduğunu gösteriyor, değil mi?