8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 239
Merhaba sevgili öğrencim,
Bugünkü etkinliğimizde iki farklı hikâyeyi, yani “Gündüzünü Kaybeden Kuş” ve “Son Kuşlar”ı inceleyeceğiz. Bu hikâyelerin konularını ve kahramanlarını bulup karşılaştıracağız. Hazırsan, ilk hikâyemizle başlayalım!
1. GÜNDÜZÜNÜ KAYBEDEN KUŞ
Bu hikâye, Halikarnas Balıkçısı’nın kaleminden çıkmış, biraz hüzünlü ve düşündürücü bir öykü. Şimdi seninle birlikte bu hikâyenin içine dalalım ve konusunu, kahramanını bulalım.
Öncelikle hikâyeyi dikkatlice okuyalım:
Hacı Süleyman yürüye yürüye dik bir kayalığın dibine vardı. Her yan keklik ötüşü kesilmişti. Gelgelelim binlerce kekliğin bir taneciği bile meydanda yoktu. Hacı Süleyman köpeğine kızdı, “Senin burnun mu yok ne?” Köpek kuyruğunu ardına kıstı ve beş on adım öteye kaçtı. Hacı Süleyman’ın gözlerini kan bürümüştü. Bu keklik bolluğundan üç dört çift olsun vuramasıın ha? Tam o sırada önünde yürüyen köpek yarı havlayış yarı uluyuştan ibaret bir ses çıkardı. Aynı zamanda da Hacı Süleyman, başının üzerinde, yükseklerde bir kanat hışırtısı duydu.
Yüksek bir kayanın tepesinde yumurtlayan bir miho kanada kalmıştı. Hacı Süleyman birdenbire çiftesini havaya dikti ve çiftinin iki gözünü birden ateşledi. Miho kanatlarını topladı, avına saldıran bir şahin gibi aşağıya doğru düştü. Havaya, yolunan bir sürü tüy uçtu. Kuş sendeledi, denklemini buldu. Ve bir fişek gibi dosdoğru yükseklere fırladı. Ardı sıra bıraktığı tüyler döne döne yere indi. Yandan gelen saçmaların biri, kuşun bir gözünden öteki gözüne geçerek ikisini birden kör etmişti. Kuş artık korkunç ve garip bir karanlıkta uçuyordu.
Şimdi bu hikâyenin konusunu ve kahramanını belirleyelim:
Konu:
Hikâyenin konusu, bir avcı olan Hacı Süleyman’ın av arayışı sırasında yaşadığı hayal kırıklığı ve ardından karşılaştığı, gözleri kör olan bir kuşun dramatik hikâyesidir. Hacı Süleyman keklik avlamak için yola çıkıyor ama bir türlü av bulamıyor. Tam bu sırada, tesadüfen gözlerini kaybeden bir kuşun karanlığa doğru uçuşuna tanık oluyor. Yani, bir avcının avlanma mücadelesi ve gözleri kör olan bir kuşun trajik sonu bu hikâyenin ana konusunu oluşturuyor. Doğadaki acımasız gerçekler ve bir canlının yaşadığı çaresizlik çok etkileyici bir şekilde anlatılmış, değil mi?
Kahraman:
Hikâyenin ana kahramanı, yani olayları yaşayan ve merkeze alınan kişi, Hacı Süleyman‘dır. Hikâye onun avlanma macerası ve tanık olduğu olaylar üzerine kurulu. Köpeği ve gözleri kör olan kuş da hikâyenin önemli figürleri arasında yer alıyor ama hikâyeyi bize anlatan ve olayların çevresinde döndüğü kişi Hacı Süleyman.
Şimdi de ikinci hikâyemiz olan “Son Kuşlar”a geçelim.
2. SON KUŞLAR
Bu hikâye de büyük yazar Sait Faik Abasıyanık’ın kaleminden. Sait Faik, doğayı ve insanları gözlemlemeyi çok severdi. Bakalım bu hikâyesinde bize neler anlatıyor?
Hadi bu hikâyeyi de dikkatlice okuyalım:
Havada ve denizdeki tirşe maviliği üstünde birtakım esmer damlacıklar görünürdü. Sağa sola oynarlar, sonra bir istikamet tutturur, bu esmer lekecekler geçip giderlerdi. Konstantin Efendi onların çok uzaktan geçtiklerini görebilirdi. Gözlerini kısardı. Esmer lekelelerin Adalar istikametinde gittiklerini görür, etrafına bakar, bir tanıdık görecek olursa gözünü kırpar, gökyüzüne bir işaret çakar:
— Bizim pilavlıklar geldi, derdi.
Kuşlar pek yakından geçmişse seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla dişlerinin arasından onlara seslenirdi. Kuşların çoğunca aldandıklarına, bu sesi duyarak dost sesi sanıp vapur etrafında bir dönüp uzaklaştıklarına şahit olmuşumdur. Havalar sertleşir, poyrazlar, lodoslar birbirini kovalar, günün birinde teşrinlerin sonlarına doğru, ılık, hiç rüzgârsız parça parça oynamayan bulutlu, tatlı, sümbüllü günlerde, o, en çığırtkan kafes kuşunu nereden bulursa bulur, mahalle çocuklarını çağırır; bin tanesi iki yüz elli gram et vermeyen sakaları, isketeleri, floryaları, aralarına karışmış serçeleri gökyüzünden birer birer toplardı.
Şimdi de bu hikâyenin konusunu ve kahramanını belirleyelim:
Konu:
Bu hikâyenin konusu, mevsim geçişlerinde kuşların göç edişi ve bu duruma insanların (özellikle anlatıcının ve Konstantin Efendi’nin) doğaya karşı duyduğu ilgi, gözlem ve bazen de hüzünlü bir özlemdir. Anlatıcı, göç eden kuşları izliyor, Konstantin Efendi’nin onlara seslenişini aktarıyor ve havaların sertleşmesiyle birlikte kuşların avlanışını anlatıyor. Yani, doğanın döngüsü, kuşların yaşamı ve insanların bu döngüye bakışı, hikâyenin ana temasını oluşturuyor. Sait Faik, doğa ve insan arasındaki o hassas bağı ne güzel anlatmış, değil mi?
Kahraman:
Bu hikâyede belirgin bir ana kahraman yerine, olayları gözlemleyen ve bize aktaran anlatıcı ile kuşları çok seven ve onlarla iletişime geçen Konstantin Efendi ön plana çıkıyor. Konstantin Efendi’nin kendine özgü tavırları ve kuşlara olan sevgisi hikâyeye renk katıyor. Ancak hikâyenin genelini düşündüğümüzde, tüm bu gözlemleri ve duyguları bize aktaran isimsiz bir anlatıcı da kahramanlarımızdan biri olarak kabul edilebilir.
Umarım bu iki güzel hikâyeyi daha iyi anlamış ve analiz etmeyi öğrenmişsindir. Edebiyat, hayatı ve insanı anlamak için harika bir yolculuktur! Başka sorularda görüşmek üzere!