8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 43
Merhaba sevgili öğrencilerim! Bugün sizlerle, Türkçe dersimizdeki dil bilgisi ve anlam bilgisi konularını pekiştireceğimiz güzel bir etkinlik yapacağız. Elimizdeki sayfadaki soruları, dikkatlice okuyarak ve öğrendiğimiz bilgileri kullanarak birlikte çözeceğiz. Unutmayın, her soruyu adım adım inceleyeceğiz ki konuyu tam olarak kavrayalım. Hadi başlayalım!
5. Aşağıdaki dizelerde hangi söz sanatlarının kullanıldığını uygun boşluğa yazınız.
Çözüm:
Söz sanatları, anlatımı daha etkili, güzel ve çarpıcı hale getirmek için kullanılan sanatsal ifadelerdir. Şiirlerde ve edebi metinlerde sıkça karşımıza çıkarlar. Şimdi her bir dizeyi tek tek inceleyelim:
Dize 1:
Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan.
Bu dizelerde, bir dolabın gıcırdaması “azapta bir ruh gibi” diye anlatılmış. Burada dolap, ruh gibi gıcırdıyor denilerek bir şeye benzetiliyor. Aynı zamanda ruhun “gıcırdaması” ona insana ait bir özellik (acı çekme, gıcırdama) verilmesi anlamına gelir.
-
Benzetme (Teşbih): Dolabın gıcırtısı, “azapta bir ruhun gıcırtısına” benzetilmiştir. “gibi” edatıyla bu benzetme açıkça yapılmıştır.
-
Kişileştirme (Teşhis): Ruhun “gıcırdaması” ifadesiyle, ruhani bir varlığa (veya soyut bir kavrama) insanlara özgü bir eylem yüklenmiştir. Dolabın gıcırtısını bir ruhun azabıyla ilişkilendirmek de kişileştirme ögesini taşır.
Dize 2:
Kurnaz tilki sesini yumuşatarak ona
Dedi ki: Kardeşçiğim, artık dostuz.
Müjde getirdim sana, in de bir öpüşelim.
Barış oldu hayvanlar arasında.
Bu dizelerde tilkinin konuşması, “kardeşçiğim” demesi, müjde getirmesi ve öpüşmeyi teklif etmesi gibi insani özellikler sergilemesi dikkat çekiyor. Hayvanlara insan özellikleri verilmesi ve onların konuşturulması söz sanatlarıdır.
-
İntak (Konuşturma): Tilkinin “Dedi ki: Kardeşçiğim, artık dostuz…” şeklinde konuşması, hayvanların konuşturulması sanatıdır.
-
Kişileştirme (Teşhis): Tilkinin “kurnaz” olması, sesini yumuşatması, müjde getirmesi, öpüşmeyi teklif etmesi ve “barış” yapması gibi insani özellikler taşıması kişileştirme sanatıdır. İntak sanatı olan her yerde aynı zamanda kişileştirme de vardır, çünkü konuşturmak bir kişileştirme biçimidir.
Dize 3:
Biraz bakiver kendine.
Bir deri bir kemik kalmışsın.
İçmiş gibi geceyi bir yudumda
Göğün mağrur bakışlı bulutları.
Bu dizelerde iki farklı söz sanatı görüyoruz. İlk olarak, “bir deri bir kemik kalmışsın” ifadesi, bir kişinin çok zayıfladığını abartılı bir şekilde anlatıyor. İkinci olarak, “bulutların geceyi içmesi” ve “mağrur bakışlı” olması, onlara insana ait özellikler yüklemesidir.
-
Mübalağa (Abartma): “Bir deri bir kemik kalmışsın” ifadesi, kişinin çok zayıfladığını abartılı bir şekilde anlatır.
-
Kişileştirme (Teşhis): “Göğün mağrur bakışlı bulutları” ifadesinde bulutlara “mağrur (gururlu) bakma” özelliği, “geceyi bir yudumda içmesi” özelliği verilmiştir. Bu, cansız varlıklara insan özelliklerinin yüklenmesidir.
Sonuç:
Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan. ->
Benzetme, Kişileştirme
Kurnaz tilki sesini yumuşatarak ona
Dedi ki: Kardeşçiğim, artık dostuz.
Müjde getirdim sana, in de bir öpüşelim.
Barış oldu hayvanlar arasında. ->
İntak, Kişileştirme
Biraz bakiver kendine.
Bir deri bir kemik kalmışsın.
İçmiş gibi geceyi bir yudumda
Göğün mağrur bakışlı bulutları. ->
Mübalağa, Kişileştirme
6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde uçmak sözcüğü “Uçuş böceği biraz havalanıp bir başka çiçeğe kadar uçtu.” cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır?
Çözüm:
Bu soruda bizden, “uçmak” kelimesinin verilen örnek cümledeki anlamıyla kullanıldığı seçeneği bulmamız isteniyor. Örnek cümledeki “uçuş böceği biraz havalanıp bir başka çiçeğe kadar uçtu” ifadesinde “uçmak”, bir canlının havada hareket etmesi, süzülmesi anlamında kullanılmıştır. Yani, fiziksel olarak havada yer değiştirmekten bahsediliyor.
Şimdi seçenekleri inceleyelim:
a) Bu geceki fırtınada tahta perde uçmuş.
- Buradaki “uçmuş” kelimesi, rüzgarın etkisiyle yerinden sökülüp savrulmak, sürüklenmek anlamındadır. Böceğin kendi isteğiyle havalanması anlamından farklıdır.
b) Helikopter Ankara’dan Mardin’e kadar sorunsuz uçtu.
- Buradaki “uçtu” kelimesi, bir hava aracının havada hareket etmesi, yol katetmesi anlamındadır. Böceğin uçuşu gibi, fiziksel olarak havada yer değiştirme eylemini ifade eder. Bu anlam, örnek cümledeki anlama oldukça yakındır.
c) Babam iş için dün İstanbul’a uçtu.
- Buradaki “uçtu” kelimesi, genellikle uçakla çok hızlı bir şekilde seyahat etmek, gitmek anlamında kullanılır. Bu da havada hareket etme eylemini içerse de, daha çok “seyahat etme” vurgusu taşır ve bir böceğin kısa mesafeli uçuşundan farklı bir bağlamdadır.
d) Bacadaki baykuş sesimi duyunca uçtu.
- Buradaki “uçtu” kelimesi, bir kuşun (canlının) aniden havalanıp gitmesi, kaçması anlamındadır. Böceğin uçuşu gibi, bir canlının havada hareket etmesi anlamına gelir. Bu da örnek cümledeki anlama çok yakındır.
Şimdi b ve d seçenekleri arasında daha yakın olanı bulmalıyız. “Uçuş böceği biraz havalanıp bir başka çiçeğe kadar uçtu” cümlesinde, böceğin kendi doğal hareketini, yani kanatlarını kullanarak havada ilerlemesini görüyoruz. Helikopterin uçması bir makinenin hareketi iken, baykuşun uçması bir canlının doğal hareketidir. Bu nedenle d seçeneği, böceğin uçuşuna anlam olarak daha yakındır. Her ikisi de canlıların kendi iradeleriyle havada hareket etmesini ifade eder.
Sonuç:
d) Bacadaki baykuş sesimi duyunca uçtu.
7. Aşağıdaki cümlelerden hangisi kanıtlanabilirlik açısından diğerlerinden farklıdır?
Çözüm:
Kanıtlanabilirlik, bir yargının doğru olup olmadığının nesnel (tarafsız) bir şekilde ispatlanabilmesi, yani kişiden kişiye değişmeyen bir bilgi olması demektir. Kanıtlanabilir yargılara “nesnel yargı”, kanıtlanamayan, kişisel görüş içeren yargılara ise “öznel yargı” deriz. Soru bizden, bu cümlelerden hangisinin diğerlerinden farklı olduğunu bulmamızı istiyor, yani bir tanesi nesnelken diğerleri öznel olabilir ya da tam tersi.
Şimdi seçenekleri inceleyelim:
a) Tarık Buğra, gazeteciliğe Nasreddin Hoca gazetesini çıkararak başlamıştır.
- Bu bir bilgi, bir olgudur. Tarık Buğra’nın hayatı ve kariyeri araştırılarak bu bilginin doğru olup olmadığı kanıtlanabilir. Bu nedenle nesnel bir yargıdır.
b) Tarık Buğra, ilk piyeslerini ve “Yalnızların Romanı”nı askerliği sırasında yazmıştır.
- Bu da bir bilgi, bir olgudur. Yazarın biyografisi incelenerek bu bilginin doğruluğu teyit edilebilir. Nesnel bir yargıdır.
c) Kurtuluş Savaşı’na bir kasabadan baktığı “Küçük Ağa”da anlatım sürükleyicidir.
- “Anlatım sürükleyicidir” ifadesi, kişisel bir yorumdur. Bir okuyucuya göre anlatım çok sürükleyici olabilirken, başka bir okuyucuya göre sıkıcı veya sıradan gelebilir. Bu, kanıtlanabilir bir olgu değil, öznel bir değerlendirmedir.
d) Tarık Buğra’nın “Moskova Notları” adında bir gezi yazısı vardır.
- Bu da bir bilgidir. Tarık Buğra’nın eserleri listesine bakılarak bu kitabın varlığı kolayca kanıtlanabilir. Nesnel bir yargıdır.
Gördüğümüz gibi a, b ve d seçeneklerindeki cümleler nesnel bilgiler içerirken, c seçeneğindeki cümle kişisel bir görüş ifade etmektedir. Bu yüzden c seçeneği diğerlerinden farklıdır.
Sonuç:
c) Kurtuluş Savaşı’na bir kasabadan baktığı “Küçük Ağa”da anlatım sürükleyicidir.
8. Aşağıdakilerin hangisinde isim-fiil kullanılmıştır?
Çözüm:
İsim-fiiller (mastarlar), fiillere “-ma / -me”, “-ış / -iş / -uş / -üş” ve “-mak / -mek” ekleri getirilerek oluşturulan ve cümlede isim görevinde kullanılan sözcüklerdir. Bu ekleri alan kelimeler, fiil anlamlarını korusalar da cümle içinde isim gibi davranırlar. İsim-fiil eklerini “mayışmak” kelimesiyle kodlayabiliriz.
Şimdi seçenekleri inceleyelim:
a) Mutfaktaki işlerini çabucak bitirmelisin.
- Buradaki “bitirmelisin” kelimesi, “-meli” gereklilik kipiyle çekimlenmiş bir fiildir. İsim-fiil değildir.
b) Duvara çivi çakmak yasaktır bizim evde.
- Buradaki “çakmak” kelimesi, fiil kökü “çak-” üzerine “-mak” isim-fiil eki almıştır. Cümlede isim görevinde kullanılmıştır (ne yasaktır? çivi çakmak). Bu bir isim-fiildir.
c) Bahçede koşan çocuklardan biri düştü.
- Buradaki “koşan” kelimesi, fiil kökü “koş-” üzerine “-an” eki almıştır. Bu ek, fiili niteleyen bir sıfat görevinde kullandığı için “sıfat-fiil”dir (koşan çocuklar).
d) Türkü söyleye söyleye odaya girdiler.
- Buradaki “söyleye söyleye” kelimeleri, fiil kökü “söyle-” üzerine “-e” eki alarak tekrarlanmıştır. Bu ek, fiilin nasıl yapıldığını bildirdiği için “zarf-fiil”dir.
Bu durumda, isim-fiil kullanılan tek seçenek b şıkkıdır.
Sonuç:
b) Duvara çivi çakmak yasaktır bizim evde.
9. Aşağıdaki dizelerin hangisinde fiilimsiye yer verilmiştir?
Çözüm:
Fiilimsiler (eylemsiler), fiillere belirli ekler getirilerek oluşturulan ve cümlede isim, sıfat veya zarf görevinde kullanılan sözcüklerdir. Türkçede üç tür fiilimsi vardır: isim-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiil. Soru bizden herhangi bir fiilimsinin bulunduğu dizeyi bulmamızı istiyor.
Şimdi seçenekleri inceleyelim:
a) Vicdanım o gece dünyayı hayıfladı.
Gördüğüm şeylerin cümlesi maviydi.
- İlk dizede “hayıfladı” çekimli bir fiildir.
- İkinci dizede “Gördüğüm” kelimesine dikkat edelim. “Gör-” fiil köküne “-dük” (burada ünsüz benzeşmesi ve ünlü daralmasıyla “-düğüm” olmuş) eki gelmiştir. Bu ek, “sıfat-fiil” eklerinden biridir. “Gördüğüm şeyler” derken, “şeyler” ismini niteleyen bir sıfat görevindedir. Dolayısıyla burada bir fiilimsi (sıfat-fiil) vardır.
b) Yüce balkanları duman bağlamış,
Gene mi gurbetten kara haber var?
- “bağlamış” kelimesi, “-mış” ekiyle geçmiş zaman kipiyle çekimlenmiş bir fiildir.
- “var” kelimesi ise isimdir. Bu dizelerde fiilimsi yoktur.
c) Seher vakti burada kimler ağlamış,
Çemenzer’üstünde taze çiçekler var.
- “ağlamış” kelimesi, “-mış” ekiyle geçmiş zaman kipiyle çekimlenmiş bir fiildir.
- “var” kelimesi isimdir. Bu dizelerde fiilimsi yoktur.
d) Gümüş akar, çiçek kokar ırmağı,
Defineler yatağıdır o eller!
- “akar” ve “kokar” kelimeleri, “-ar” ekiyle geniş zaman kipiyle çekimlenmiş fiillerdir.
- Bu dizelerde de fiilimsi yoktur.
Bu durumda, fiilimsiye yer verilen tek dize a seçeneğindedir.
Sonuç:
a) Vicdanım o gece dünyayı hayıfladı.
Gördüğüm şeylerin cümlesi maviydi.