8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 248
Merhaba sevgili öğrencim,
Bugün seninle Abdurrahim Karakoç’un “Anadolu’da Bahar” şiirini ve bu şiirle ilgili soruları adım adım çözeceğiz. Şiiri okurken baharın Anadolu’ya getirdiği güzellikleri, renkleri, sesleri ve canlılığı hissetmeye çalışalım. Hazırsan ilk sorumuzla başlayalım!
1. Şair, baharda Anadolu’da meydana gelen hangi değişikliklerden bahsediyor?
Çözüm:
Bu soruyu cevaplamak için şiirin ilk bölümlerine dikkatlice bakmamız gerekiyor. Şair, baharın gelmesiyle Anadolu’nun farklı yerlerinde nelerin değiştiğini tek tek anlatmış. Hadi birlikte inceleyelim:
- Şair, “İlkbaharı geldi Anadolu’nun, Silifke’de çiçek açtı nar şimdi.” diyerek nar çiçeklerinin açtığını söylüyor.
- “Her tarafı yeşillendi Bolu’nun,” dizesiyle Bolu’nun her yerinin yemyeşil olduğunu belirtiyor.
- “Sultandağı benek benek kar şimdi.” diyerek Sultandağı’nda karların erimeye başladığını, yer yer benek benek kar kaldığını anlatıyor.
- “Durgun çayı köpüklendi Daday’ın,” sözleriyle Daday’ın durgun çayının coşup köpük köpük aktığını görüyoruz.
- “Palmiyeler zümrüt tacı Hatay’ın” dizesinde ise Hatay’daki palmiyelerin yeşillenip adeta zümrüt bir taç takmış gibi olduğunu ifade ediyor.
- Şiirin diğer kısımlarında da “Boz martılar düğün yapar Mersin’de,” dizesiyle martıların neşe içinde uçuştuğunu, “Isparta’nın renk renk gül bahçesinde” dizesiyle Isparta’da güllerin açtığını ve “Bülbüllerin neşesini gör şimdi.” dizesiyle bülbüllerin şakımaya başladığını belirtiyor.
Sonuç: Şair, baharda Anadolu’da nar çiçeklerinin açmasından, Bolu’nun yeşillenmesinden, Sultandağı’nda karların erimesinden, Daday çayının köpüklenmesinden, Hatay palmiyelerinin zümrüt gibi görünmesinden, Mersin’de martıların neşe içinde uçuşmasından, Isparta’da güllerin açmasından ve bülbüllerin şakımasından bahsediyor. Yani kısacası, doğanın uyanışını ve canlanışını anlatıyor.
2. “Gönül dile gelir kaval sesinde. / Boz martılar düğün yapar Mersin’de” dizelerinden ne anladığınızı açıklayınız.
Çözüm:
Bu dizeler, baharın getirdiği neşeyi ve canlılığı çok güzel bir şekilde anlatıyor. Hadi adım adım inceleyelim:
-
Adım 1: “Gönül dile gelir kaval sesinde.”
Burada şair, baharın gelmesiyle insanların içindeki duyguların coştuğunu, neşe ve huzur bulduğunu anlatıyor. Kaval sesi, genellikle kırların, doğanın ve çobanların müziği olarak bilinir. Bu ses, insanın iç dünyasına dokunur, onu rahatlatır ve içindeki güzellikleri, sevinçleri dışarı vurmasını sağlar. Yani baharın o güzel ortamında kaval sesiyle birlikte içimizdeki tüm güzel duygular ortaya çıkar, sanki kalbimiz konuşmaya başlar.
-
Adım 2: “Boz martılar düğün yapar Mersin’de.”
Bu dize ise baharın doğadaki canlılar üzerindeki etkisini çok çarpıcı bir benzetmeyle anlatıyor. Martılar, genellikle deniz kenarlarında, özgürce uçan kuşlardır. “Düğün yapmak” ifadesi, martıların baharın gelişiyle birlikte neşeyle, kalabalık ve hareketli bir şekilde uçuşmalarını, adeta bir kutlama yapıyorlarmış gibi görünmelerini ifade eder. Tıpkı bir düğün gibi, neşeli, canlı ve hareketli bir ortam oluştuğunu, martıların da bu coşkuya katıldığını gösterir.
Sonuç: Bu dizelerle şair, baharın gelmesiyle hem insan ruhunda (gönlünde) bir uyanış ve neşe oluştuğunu hem de doğadaki canlıların (martıların) bu neşeye katılarak adeta bir şölen havasında hareket ettiğini, yani baharın getirdiği genel coşkuyu ve canlılığı anlatmak istemiştir.
3. Şair, İstanbul’u bu mevsimde tarif ederken niçin zorlanmış olabilir? Açıklayınız.
Çözüm:
Şiirin son dizelerine baktığımızda şairin İstanbul için şöyle dediğini görüyoruz: “Karakoç’um, gel, yorulma boşuna, İstanbul’u tarif etmek zor şimdi.” Şairin İstanbul’u tarif etmekte zorlanmasının birkaç nedeni olabilir:
-
Adım 1: İstanbul’un eşsiz güzelliği ve zenginliği:
İstanbul, iki kıtayı birbirine bağlayan, deniziyle, tarihi yapılarıyla, doğal güzellikleriyle dünyanın en özel şehirlerinden biridir. Özellikle bahar mevsiminde erguvanların açması, Boğaz’ın pırıl pırıl parlaması, yeşilin her tonunun ortaya çıkmasıyla şehir adeta bir tabloya dönüşür. Bu kadar çok ve çeşitli güzelliği tek bir şiirde ya da birkaç kelimeyle anlatmaya çalışmak şairi zorlamış olabilir.
-
Adım 2: Duygusal yoğunluk:
Şair, İstanbul’un güzelliği karşısında o kadar etkilenmiş olabilir ki, hissettiği duyguların derinliğini ve yoğunluğunu kelimelere dökmekte yetersiz kalmıştır. Bazen bir şey o kadar güzeldir ki, onu anlatmaya kelimeler yetmez, değil mi? Şair de bu yoğun duygular içinde kendini ifade etmekte zorlanmış olabilir.
-
Adım 3: İstanbul’un karmaşıklığı ve derinliği:
İstanbul sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda binlerce yıllık tarihiyle, kültürel zenginliğiyle, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmasıyla da çok katmanlı bir şehirdir. Baharın getirdiği tazelikle birlikte bu tarihi ve kültürel derinlik daha da belirginleşir. Şair, bu karmaşık ve derin güzelliği anlatmanın zor olduğunu hissetmiş olabilir.
Sonuç: Şair, İstanbul’un bahar mevsiminde ortaya çıkan muhteşem ve eşsiz güzelliği, tarihi zenginliği, kültürel derinliği ve tüm bu özelliklerin birleşimiyle oluşan büyüleyici atmosferi karşısında kelimelerin yetersiz kaldığını hissettiği için şehri tarif etmekte zorlanmış olabilir.
4. Bu şiirin şairi siz olsaydınız ilkbaharda doğada oluşan hangi değişikliklerden bahsederdiniz?
Çözüm:
Şair olmak ne kadar güzel olurdu, değil mi? Eğer ben bu şiirin şairi olsaydım, ilkbaharda doğada oluşan şu değişikliklerden bahsetmek isterdim:
- Yeni açan rengârenk çiçekler: Özellikle kır papatyaları, gelincikler ve laleler gibi baharın müjdecisi olan çiçeklerin toprağı nasıl bir halıya dönüştürdüğünü anlatırdım. Her bir çiçeğin sanki uykudan uyanıp dünyaya gülümsediğini söylerdim.
- Cıvıl cıvıl kuş sesleri: Kışın sessizliğinden sonra kuşların ağaç dallarında nasıl neşeyle şarkı söylediğini, yuva kurma telaşlarını ve yavrularını besleme çabalarını dile getirirdim. Sanki her kuş, baharın gelişini kendi melodisiyle kutluyor gibi…
- Yeşilin binbir tonu: Kışın gri ve kahverengiye bürünen ağaçların ve çalıların nasıl yeniden filizlendiğini, taptaze yeşil yapraklarla donandığını, her yerin canlı bir ormana dönüştüğünü anlatırdım.
- Güneşin ısıtan yüzü: Kışın soğuk ve soluk yüzünü gösteren güneşin, baharla birlikte nasıl daha sıcak, daha parlak ve daha umut verici olduğunu yazardım. Güneşin her bir ışınının içimizi ısıttığını ve bize enerji verdiğini belirtirdim.
- Yağmur sonrası toprak kokusu: İlkbahar yağmurlarının ardından topraktan yükselen o mis gibi kokunun, doğanın yeniden canlandığını nasıl hissettirdiğini ve içimize nasıl bir huzur verdiğini anlatırdım.
- Hayvanların uyanışı: Kış uykusundan uyanan ayılar, topraktan çıkan karıncalar ve kelebeklerin rengârenk dansları gibi hayvanların baharla birlikte nasıl hareketlendiğini ve doğaya neşe kattığını eklerdim.
Sonuç: Şair olsaydım, ilkbaharda doğanın yeniden doğuşunu, renklerin, seslerin ve kokuların coşkusunu ön plana çıkarır, her detayıyla bu uyanışı şiirime taşımak isterdim.