8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 135
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Bugün sizinle Yusuf YANÇ’ın “ARIYORUM” şiiri üzerine konuşacağız. Bu şiiri okuduğumda içimde çok farklı duygular uyandı. Şiir, aslında bize dilimizin ne kadar değerli olduğunu ve onu korumamız gerektiğini hatırlatıyor.
Şimdi gelin, adım adım bu şiirin bana neler hissettirdiğini ve neler anlattığını birlikte inceleyelim:
Adım 1: Şiirin Temel Mesajını Anlamak – Karamanoglu Mehmet Bey Kimdir?
- Şiir, “Karamanoglu Mehmet Bey’i arıyorum” diye başlıyor. Peki, Karamanoglu Mehmet Bey kimdi? O, bundan çok uzun zaman önce, 13. yüzyılda yaşamış bir Türk beyiydi. En önemli özelliklerinden biri ise Türkçe’nin değerini çok iyi bilmesi ve dilimize sahip çıkmasıydı. Hatta bir ferman (yani resmi bir emir) yayınlamış ve demiş ki: “Bugünden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçe’den başka dil konuşulmaya!” Bu ne demek biliyor musunuz? O dönemde devlet dairelerinde, önemli toplantılarda Farsça ve Arapça gibi başka diller çok kullanılırmış. Karamanoglu Mehmet Bey ise “Hayır! Kendi dilimiz varken neden başka dilleri kullanalım? Her yerde Türkçe konuşulsun!” demiş. İşte şair de tam da bu yüzden onu arıyor.
- Şair, Karamanoglu Mehmet Bey’in bu güçlü duruşunu hatırlatarak, günümüzde de dilimize sahip çıkmamız gerektiğini vurguluyor. Sanki bize soruyor: “Bugün Karamanoglu Mehmet Bey olsa ne derdi?”
Adım 2: Şairin Gözlemleri ve Duyduğu Üzüntü
- Şiirin ilerleyen kısımlarında şair, yurdumuzun dört bir yanını dolaştığını ve Karamanoglu Mehmet Bey’in fermanına uyan kimsenin kalıp kalmadığını merak ettiğini söylüyor. Sanki bize “Çevrenize bir bakın, dilimize ne kadar sahip çıkıyoruz?” diye soruyor.
- Sonra da içindeki şaşkınlığı ve üzüntüyü dile getiriyor: “Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim, Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?” Bu dizeler bana, şairin günümüzde Türkçe olmayan kelimelerin dilimize bu kadar çok girmesinden dolayı ne kadar dertli olduğunu hissettirdi. Sanki bir baba çocuğunun yanlış yola sapmasına üzülür gibi, şair de dilimizin yabancılaşmasına üzülüyor.
Adım 3: Günlük Hayatta Karşılaştığımız Yabancı Kelimeler
- Şair, bu üzüntüsünü somut örneklerle destekliyor. Bakın, ne kadar da tanıdık örnekler veriyor:
- Yol üstü lokantamıza fast food diyoruz.
- Yemek çeşitlerimize menü diyoruz.
- Hesabımızı adisyon diye ödüyoruz.
- İki katlı evimize dubleks, komşu evine tripleks diyoruz.
- Köşklerimize villa, eşiğimize antre diyoruz.
- Bahçe çiçeklerimize flora diyoruz.
- Sevimli insanlara sempatik, sevimsizlere antipatik diyoruz.
- Destek olmaya sponsorluk diyoruz.
- Bu örnekleri okurken ben de düşündüm: Gerçekten de günlük hayatta ne kadar çok yabancı kelime kullanıyoruz! Şair, bu kelimelerin aslında bizim kendi güzel Türkçe karşılıkları varken tercih edilmesine dikkat çekiyor. Bu durum bana, kendi değerlerimizi unutup başkalarınınkine özenme hissi verdi.
Adım 4: Dilimizin Kaybolma Tehlikesi ve Kültürel Mirasımız
- Şiirin en can alıcı kısımlarından biri de burası: “Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken Dilimizin çalındığını, talan edildiğini, Özün el diline özendiğine içiniz yananınız var mı?” Bu dizeler beni derinden etkiledi. Şair, vatanımızı, bayrağımızı ne kadar çok sevdiğimizi ve koruduğumuzu biliyor. Ama aynı özeni dilimize göstermediğimizi, dilimizin adeta “çalındığını” ve “talan edildiğini” söylüyor. Bu, çok acı bir tespit. Dilimiz, bizim kimliğimizdir, kültürümüzdür. Eğer dilimizi kaybedersek, kimliğimizi de kaybederiz.
- Şairin üzüntüsü bununla da bitmiyor. Diyor ki: “Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk, Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik, Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?” Bu dizeler bana, dilimizin sadece kelimelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda bizim masallarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi, yani tüm kültürel mirasımızı içinde barındırdığını hatırlattı. Eğer dilimiz zayıflarsa, bu kültürel değerler de yavaş yavaş unutulur gider. Şairin “dizini döveniniz var mı?” diye sorması ise, bu duruma karşı yeterince hassasiyet göstermediğimizi, yeterince üzülmediğimizi eleştiriyor.
Sonuç:
Bu şiir bana, dilimizin sadece iletişim kurmak için kullandığımız bir araç olmadığını, aynı zamanda bizim tarihimizi, kültürümüzü, kimliğimizi taşıyan çok değerli bir miras olduğunu hissettirdi. Şair, Karamanoglu Mehmet Bey’in o güçlü duruşunu arayarak, bizlere de dilimize sahip çıkmamız, onu yabancı kelimelerin istilasından korumamız ve zenginleştirmemiz gerektiğini öğütlüyor. Kısacası, bu şiir beni dilimize karşı daha duyarlı olmaya, onu daha çok sevmeye ve korumaya çağırdı. Unutmayalım ki, bir milletin en değerli hazinelerinden biri, kendi ana dilidir.