8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Ders Destek Yayınları Sayfa 213
Harika bir çalışma konusu! Elbette, ben de senin İnkılap Tarihi öğretmenin olarak bu soruyu analiz edip adım adım açıklayacağım. Hadi birlikte o zorlu günlere gidelim ve bir lider gibi düşünelim.
Soru: Siz dönemin Türkiye lideri olsaydınız İkinci Dünya Savaşı’nda nasıl bir dış politika izlerdiniz? Belirtiniz.
Merhaba sevgili öğrencim, bu gerçekten de üzerinde düşünmemiz gereken harika bir soru! Bu soru, bize o dönemin zorlu şartlarını ve yöneticilerin ne kadar akıllıca kararlar vermek zorunda olduğunu gösteriyor. Hadi gel, o günlerin Türkiye’sinin lideri olarak birlikte düşünelim.
Adım 1: Durumu Analiz Edelim
Öncelikle, kendimizi o dönemin lideri olan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün yerine koyalım. Etrafımız adeta bir ateş çemberi gibi.
- Bir yanda yayılmacı bir politika izleyen Almanya ve İtalya (Mihver Devletleri) var. Metinde de okuduğun gibi İtalya, yanı başımızdaki Arnavutluk’u işgal etmiş, Akdeniz’de bize tehdit oluşturuyor.
- Diğer yanda ise İngiltere ve Fransa (Müttefik Devletler) var. Onlar da bizi kendi yanlarında savaşa sokmak istiyorlar.
- Unutmayalım, kuzeyde de her zaman bir tehdit olabilecek Sovyetler Birliği (SSCB) var ve onun da Boğazlar üzerinde emelleri olabilir.
Gördüğün gibi, Türkiye çok hassas bir coğrafi konumda ve her an savaşın içine çekilebilir. Ayrıca, daha yeni Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış, yorgun ve kendini yeni yeni toparlayan genç bir cumhuriyetiz. Ülkemizi ve halkımızı yeni bir felakete sürüklemek istemeyiz, değil mi?
Adım 2: Ana Hedefi Belirleyelim
Bu tablodaki en öncelikli hedefimiz ne olmalı? Elbette ki, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve ne pahasına olursa olsun savaşa girmemek! Ana amacımız bu olmalı. Bütün politikamızı bu hedefin etrafında şekillendirmeliyiz.
Adım 3: İzlenecek Politikayı Oluşturalım (Denge Siyaseti)
Peki, savaşa girmemek için ne yapmalıyız? İşte burada devreye o meşhur “Denge Siyaseti” giriyor. Yani, iki tarafı da idare ederek, hassas bir denge üzerinde yürüyerek ülkemizi savaşın dışında tutmaya çalışmalıyız.
Bu politika, cambazın ip üzerinde yürümesine benzer. Ne sağa ne de sola fazla eğilmeden hedefe ulaşmaya çalışırsın.
- Hiçbir bloğa tamamen bağlanmamalıyız. Ne Mihver (Almanya, İtalya) ne de Müttefik (İngiltere, Fransa) devletlerine körü körüne katılmamalıyız.
- Metinde de okuduğun gibi, İtalya ve Almanya’nın tehdidi artınca İngiltere ve Fransa ile “Karşılıklı Yardım Antlaşması” yaparak onlara yaklaşırdım. Bu, Mihver Devletleri’ne “Bakın, yalnız değilim!” mesajı verirdi.
- Savaşın ilerleyen yıllarında Almanya çok güçlenip sınırlarımıza dayandığında ise bu kez Müttefiklerin bizi savaşa sokma baskısını azaltmak için Almanya ile bir “Saldırmazlık Paktı” imzalardım. Bu da Müttefiklere “Beni zorlamayın, başka seçeneklerim de var” demek olurdu.
Yani sürekli olarak uluslararası durumu takip eder, hangi taraf daha büyük bir tehdit oluşturuyorsa diğer tarafa biraz daha yaklaşarak bir denge kurmaya çalışırdım.
Sonuç ve Açıklama
Sonuç olarak, eğer dönemin Türkiye lideri olsaydım, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün de yaptığı gibi, aktif bir tarafsızlık ve denge politikası izlerdim. Temel amacım, ülkemin çıkarlarını korumak ve Türk halkını yeni bir savaşın yıkımından uzak tutmak olurdu. Bu politika sayesinde Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın büyük yıkımından kendini büyük ölçüde korumayı başarmıştır. Bu, o dönemin şartlarında verilebilecek en akılcı ve vatansever karardı.