8. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Hecce Yayınları Sayfa 116
Merhaba sevgili öğrencilerim, ben sizin Türkçe öğretmeniniz. Bugün sizinle birlikte görseldeki çok güzel ve öğretici etkinlikleri adım adım inceleyeceğiz ve çözümleyeceğiz. Hazırsanız başlayalım!
6. ETKİNLİK
Aşağıdaki cümleleri inceleyiniz. Cümlelerin yüklemi sondaysa cümlenin yanına “kurallı cümle”, başta ya da ortadaysa “devrik cümle” yazınız. Yüklemi olmayana ise “eksiltili cümle” yazınız.
Şimdi bu cümleleri tek tek inceleyelim, yüklemlerini bulalım ve türlerini belirleyelim:
-
Cümle: Birkaç sözcükle kurulu olanlar olduğu gibi uzun bir cümle biçiminde olanlar da vardır.
Çözüm: Bu cümlede yüklem “vardır” kelimesidir ve cümlenin sonunda yer alıyor. Yüklemi sonda olan cümlelere kurallı cümle deriz.
Sonuç: Kurallı cümle
-
Cümle: Acından ölmemiş kimse.
Çözüm: Bu cümlede yüklem “ölmemiş” kelimesidir. Yüklem, cümlenin ortasında bulunuyor. Yüklemi başta ya da ortada olan cümlelere devrik cümle deriz.
Sonuç: Devrik cümle
-
Cümle: Görüldüğü üzere bu durumlarda genellikle eş anlamlılar ya da yakın anlamlılar kullanılmaktadır.
Çözüm: Bu cümlede yüklem “kullanılmaktadır” kelimesidir ve cümlenin sonunda yer alıyor. Yüklemi sonda olan cümlelere kurallı cümle deriz.
Sonuç: Kurallı cümle
-
Cümle: Gün eksilmesin penceremden.
Çözüm: Bu cümlede yüklem “eksilmesin” kelimesidir. Yüklem, cümlenin başında bulunuyor. Yüklemi başta ya da ortada olan cümlelere devrik cümle deriz.
Sonuç: Devrik cümle
-
Cümle: Ayrıca kimi atasözümüzün bölgelere göre değişik biçimler aldığı da olur.
Çözüm: Bu cümlede yüklem “olur” kelimesidir ve cümlenin sonunda yer alıyor. Yüklemi sonda olan cümlelere kurallı cümle deriz.
Sonuç: Kurallı cümle
-
Cümle: Üstünde yıllanmış bir ceket, altında ise yamalı bir pantalon…
Çözüm: Bu cümlede bir yüklem göremiyoruz. Cümle üç nokta (…) ile bitmiş. Bu da cümlenin tamamlanmadığını, yükleminin söylenmediğini gösterir. Yüklemi olmayan cümlelere eksiltili cümle deriz.
Sonuç: Eksiltili cümle
Yukarıda yaptığınız çalışmadan yararlanarak kurallı, devrik ve eksiltili cümleler arasındaki farkları söyleyiniz.
Şimdi de bu cümle türleri arasındaki farkları açıklayalım:
-
Kurallı Cümle (Düz Cümle):
Sevgili gençler, kurallı cümleler, Türkçenin temel cümle yapısıdır. Bu cümlelerde yüklem her zaman cümlenin en sonunda yer alır. Yani, işi, oluşu, hareketi bildiren kelime veya kelime grubu cümlenin sonunda olur. Bu sayede cümle daha anlaşılır ve akıcı bir yapıya sahip olur.
Örnek: “Bugün hava çok güzeldi.” (Yüklem: güzeldi – sonda)
-
Devrik Cümle (Kuralsız Cümle):
Devrik cümleler ise kurallı cümlelerin tam tersidir. Bu cümlelerde yüklem, cümlenin başında ya da ortasında bulunur. Yüklemin yerinin değişmesi, cümleye farklı bir anlam tonu katabilir, vurguyu değiştirebilir veya şiirsel bir ifade kazandırabilir. Genellikle günlük konuşmalarda, şiirlerde veya edebi metinlerde sıkça kullanılır.
Örnek: “Görmedim ben böyle bir güzellik.” (Yüklem: görmedim – ortada) veya “Geldi nihayet beklenen haber.” (Yüklem: geldi – başta)
-
Eksiltili Cümle:
Eksiltili cümleler, yüklemi söylenmemiş cümlelerdir. Yüklem, okuyucu veya dinleyici tarafından kolayca tahmin edilebildiği için söylenmez ve cümlenin sonuna üç nokta (…) konulur. Bu tür cümleler, merak uyandırmak, duyguyu yoğunlaştırmak veya anlatıma hız kazandırmak amacıyla kullanılır.
Örnek: “Kapıda bir gölge…” (Yüklem: vardı, belirdi gibi ifadeler eksik) veya “Ne güzel bir manzara…” (Yüklem: değil mi, var gibi ifadeler eksik)
Unutmayın, her cümle türünün kendine göre bir kullanım amacı ve etkisi vardır. Dilimizi doğru ve etkili kullanmak için bu farklılıkları bilmek çok önemlidir.
—
7. ETKİNLİK
Sınıfınızda “Keskin sirke küpüne zarar.” atasözünün anlamıyla ilgili bir konuşma yapınız. Konuşmanızda ikna etme stratejisini uygulayınız. Fikirlerinizin arkadaşlarınız tarafından kabul edilmesini sağlamak için fikirlerinizi destekleyen kaynaklardan, güvenilir delillerden ve verilerden yararlanınız.
Bu etkinlikte hem bir atasözünün anlamını öğrenip anlatacağız hem de ikna etme becerilerimizi geliştireceğiz. Hadi adım adım nasıl ilerleyeceğimizi konuşalım:
Adım 1: “Keskin sirke küpüne zarar.” atasözünün anlamını kavrayalım.
Bu atasözü, çok öfkeli, sinirli, agresif ve hoşgörüsüz kişilerin, bu kötü huylarının önce kendilerine zarar vereceğini anlatır. Yani, bir insan sürekli öfke ve sinirle yaşarsa, bu durum en çok kendi sağlığını, ilişkilerini ve huzurunu bozar. Başkalarına zarar vermeden önce, kendi iç dünyasını ve yaşamını altüst eder. Küpün içindeki sirke ne kadar keskin olursa, küpün kendisini o kadar çürütür, yıpratır gibi düşünebiliriz.
Adım 2: Konuşma metnini oluşturalım.
Şimdi bu atasözünün anlamını açıklayan ve arkadaşlarınızı ikna etmeyi amaçlayan bir konuşma taslağı hazırlayalım.
-
Giriş: Konuşmaya, atasözünü söyleyerek ve ne hakkında konuşacağımızı belirterek başlayabiliriz. Örneğin, “Sevgili arkadaşlar, bugün sizlere ‘Keskin sirke küpüne zarar.’ atasözünün derin anlamlarını ve öfkenin bizi nasıl etkilediğini anlatmak istiyorum.” diyebiliriz.
-
Gelişme: Burada atasözünün ne anlama geldiğini kendi cümlelerinizle açıklayın. Öfkeli ve sinirli olmanın kişiye nasıl zararlar verebileceğini örneklerle açıklayabilirsiniz. Mesela, öfkelendiğimizde kalp atışlarımızın hızlandığını, stres yaşadığımızı, arkadaşlarımızla aramızın bozulabildiğini, hatta derslerimize bile odaklanamadığımızı söyleyebiliriz.
İkna etme stratejisi için burada güvenilir deliller ve veriler kullanmalıyız. Örneğin:
-
Bilimsel araştırmalardan bahsedebiliriz: “Uzmanlar, sürekli öfke yaşayan kişilerin kalp hastalıkları riskinin daha yüksek olduğunu belirtiyor.” gibi.
-
Gerçek hayattan örnekler verebiliriz: “Çevrenizde de görmüşsünüzdür, küçük bir tartışmayı büyüten, sürekli sinirlenen birinin hem kendisi hem de çevresi mutsuz olur.”
-
Kendi deneyimlerimizden bahsedebiliriz: “Bir keresinde çok sinirlenmiştim ve o gün hiçbir işimi doğru dürüst yapamadım. Sonra anladım ki o öfke en çok bana zarar verdi.”
Ayrıca, öfkeyi kontrol etmenin faydalarından da bahsedebiliriz: “Peki, öfkemizi kontrol edebilirsek ne olur? Daha mutlu, daha huzurlu oluruz, arkadaşlarımızla daha iyi ilişkiler kurarız ve kararlarımızı daha sağlıklı alırız.”
-
-
Sonuç: Konuşmamızı toparlarken, atasözünün ana fikrini tekrar vurgulayabiliriz ve arkadaşlarımızı öfke kontrolü konusunda düşünmeye davet edebiliriz. “Unutmayalım ki, öfke zehir gibidir, en çok içeni yakar. Gelin, öfkemizi yönetmeyi öğrenelim ve hem kendimize hem de çevremize iyilik yapalım.” gibi bir kapanış yapabiliriz.
Bu konuşmayı hazırlarken doğal olmaya, göz teması kurmaya ve ses tonunuzu iyi ayarlamaya dikkat edin. Başarılar dilerim!
—
8. ETKİNLİK
Bir şeyin, bir kişinin ya da bir olayın alaylı, insanı güldürecek ya da düşündürecek şekilde abartılı biçimde resmedilmesi karikatür olarak adlandırılır.
Yandaki karikatürü inceleyiniz. Çizerin bu karikatürde anlatmak istediği “duyulardan hareketle yazma” yöntemini kullanarak defterinize yazınız. Yazdığınız metni zenginleştirmek amacıyla atasözü, deyim ve özdeyişler kullanınız.
Yazdığınız metni gözden geçirirken metindeki yazım ve noktalama hatalarıyla anlatım bozukluklarını düzeltiniz. Yazdığınız metni sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bu etkinlikte hem görsel okuryazarlığımızı hem de yaratıcı yazma becerimizi kullanacağız. Karikatürü inceleyip, duyularımızla birleştirerek bir metin oluşturacağız.
Adım 1: Karikatürü inceleyelim ve yorumlayalım.
Karikatüre baktığımızda iki insan yüzü görüyoruz. Bu yüzler birbirine dönük ve sanki bir konuda düşünüyor, konuşuyor ya da tartışıyor gibiler. En dikkat çekici detay ise başlarının üzerinden çıkan ve birbirine dolanan yollar, ok işaretleri. Bu yollar ve oklar, insanların düşüncelerini, fikirlerini, bazen de hayat yolculuklarını temsil ediyor olabilir. Okların bazısı zıt yönlerde, bazısı aynı yönde gidiyor. Bu durum, insanların fikirlerinin bazen çatıştığını, bazen de birleştiğini, karmaşık ilişkileri veya zihinlerdeki gelgitleri anlatıyor olabilir. Belki de bir konuda anlaşmaya çalışıyorlar ama yolları sürekli kesişiyor, ayrılıyor.
Bana kalırsa bu karikatür, insanların arasındaki iletişim karmaşasını, farklı düşünce yapılarını, anlaşmazlıkları ya da tam tersi, fikirlerin birbirini beslemesini anlatıyor. İki insan, iki farklı dünya… Ama düşünceleri, yolları bir şekilde birbirine bağlanmış. Belki de birbirlerini anlamak için çabalıyorlar ama bu süreç hiç de kolay değil.
Adım 2: “Duyulardan hareketle yazma” yöntemini anlayalım.
“Duyulardan hareketle yazma”, bir şeyi anlatırken sadece gördüklerimizi değil, aynı zamanda duyduğumuz, kokladığımız, tattığımız, dokunduğumuz ve hissettiğimiz şeyleri de metnimize katmaktır. Bu sayede yazdıklarımız daha canlı, daha gerçekçi ve okuyucuyu içine çeken bir hal alır.
-
Görsel: Karikatürdeki yüz ifadeleri, okların yönü, renkler…
-
İşitsel: Bu iki kişinin zihnindeki düşünce karmaşasının sesi nasıl olurdu? Belki bir uğultu, bir fısıltı, bir çatışma anında yükselen sesler? Ya da bir anlaşma anında duyulan huzurlu bir sessizlik?
-
Dokunsal: Düşüncelerin birbirine dolandığı bu yolların dokusu nasıl olurdu? Pürüzlü mü, kaygan mı? Belki de bu zihin yollarında yürümek, yorucu bir his verirdi.
-
Duygusal: Karakterler ne hissediyor olabilir? Şaşkınlık, kafa karışıklığı, hüzün, umut, anlaşma arzusu, belki de hayal kırıklığı?
Adım 3: Metnimizi oluşturalım ve zenginleştirelim.
Şimdi yukarıdaki yorumlarımızı ve duyularımızdan aldığımız ilhamı kullanarak bir metin yazabiliriz. Metnin içine atasözleri, deyimler ve özdeyişler de serpiştirerek anlatımımızı güçlendireceğiz.
Örnek bir başlangıç:
“Zihinler… Birbirine dolanan, düğüm düğüm olmuş yollar gibi. İki insan, iki farklı dünya. Birinin aklından geçenler, diğerinin kapısını tıkırdatıyor, bazen de sertçe vuruyor. Sanki her düşünce, bir ok olup havada süzülüyor, diğerinin zihnine doğru yol alıyor. Ama ne garip ki, bu yollar bazen birleşiyor, bazen de tam zıttına dönüyor. ‘Her kafadan bir ses çıkmak‘ deyimi tam da bu anı anlatıyor sanki. Bir uğultu yükseliyor zihinlerin derinliklerinden, anlaşılmak için çırpınan kelimelerin fısıltısı bu. Biri ‘evet’ derken, diğeri ‘hayır’ diye feryat ediyor içinden. Tıpkı ‘iki cambaz bir ipte oynamaz‘ misali, iki güçlü fikir bazen bir araya gelmekte zorlanıyor. Bu karmaşa, içimde hem bir merak uyandırıyor hem de hafif bir hüzün bırakıyor. Acaba bu zihinler, birbirine dolanan bu yollardan bir çıkış bulabilecek mi? Yoksa ‘körle yatan şaşı kalkar‘ gibi, birbirlerinin düşüncelerine kapılıp daha da mı karışacaklar? Her şeye rağmen, ‘akıl akıldan üstündür‘ derler. Belki de bu karmaşanın içinden, yeni ve parlak bir fikir doğacaktır, kim bilir…”
Yukarıdaki gibi bir metin oluştururken kendi duygu ve düşüncelerinizi katmaktan çekinmeyin. Kullandığınız atasözü, deyim veya özdeyişlerin metnin anlamını güçlendirdiğinden emin olun.
Adım 4: Yazım ve noktalama kontrolü yapalım.
Metnimizi yazdıktan sonra en önemli adımlardan biri de onu gözden geçirmektir. Yazım yanlışlarımız, noktalama işaretlerinin doğru kullanılıp kullanılmadığı, cümlelerin akıcılığı ve anlatım bozuklukları olup olmadığına dikkat etmeliyiz. Herhangi bir hata görürsek hemen düzeltmeliyiz ki metnimiz kusursuz olsun.
Adım 5: Metnimizi paylaşalım.
Son olarak, hazırladığınız bu güzel metni sınıfta arkadaşlarınızla paylaşarak onların da yorumlarını alabilir, farklı bakış açıları kazanabilirsiniz.
Umarım bu açıklamalar sizin için faydalı olmuştur. Başka sorularınız olursa çekinmeden sorun, ben her zaman buradayım!