4. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Tuna Yayınları Sayfa 82
Merhaba sevgili öğrencim!
Bugün seninle birlikte Türkçe dersimizdeki bu güzel soruları çözeceğiz. Hiç merak etme, adım adım ilerleyerek hepsini kolayca anlayacak ve doğru cevaplayacağız. Hazır mısın?
3. Aşağıda verilen deyimleri anlamlarıyla eşleştiriniz.
Sevgili öğrencim, deyimler dilimize zenginlik katan, genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış kalıplaşmış söz öbekleridir. Yani bir deyimi duyduğumuzda, kelimelerin tek tek anlamlarını bir araya getirerek değil, deyimin genel olarak ne anlama geldiğini düşünerek anlamamız gerekir. Şimdi bu deyimleri tek tek inceleyelim ve doğru anlamlarıyla eşleştirelim.
Adım 1: İlk deyimimize bakalım:
- 1. gözünde büyütmek
Bir şeyi gözünde büyütmek ne demek sence? Mesela, yapman gereken bir ödevi veya gireceğin bir sınavı “çok zor olacak, ben bunu yapamam” diye düşünerek olduğundan daha büyük, daha zor sanmak gibi düşünebilirsin. Bu, bir şeyi abartmak anlamına gelir.
Şimdi anlamlara bakalım:
- a) Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.
İşte tam da aradığımız anlam bu! Bir şeyi olduğundan daha büyük, daha önemli veya daha zor göstermeye biz “gözünde büyütmek” deriz.
Sonuç:
1. gözünde büyütmek
eşleşir
a) Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.
Adım 2: Sıradaki deyimimiz:
- 2. gözü doymak
Gözü doymak ne demek olabilir? Diyelim ki çok sevdiğin bir yemeği yedin ve artık daha fazla yemek istemiyorsun çünkü karnın doydu. Veya çok istediğin bir oyuncağa kavuştun ve başka bir oyuncak istemiyorsun, artık o sana yeterli geldi. İşte bu duruma “gözü doymak” deriz. Yani, çok arzu ettiği bir şeye kavuşup artık başka bir şey istememe durumu.
Şimdi anlamlara bakalım:
- c) Çok istenen bir şeye kavuşup artık istemez duruma gelmek.
Bu anlam, “gözü doymak” deyiminin tam karşılığıdır. Bir insan bir şeye sahip olduğunda veya bir şeyi yaptığında artık daha fazlasını istemiyorsa, o konuda “gözü doymuştur” deriz.
Sonuç:
2. gözü doymak
eşleşir
c) Çok istenen bir şeye kavuşup artık istemez duruma gelmek.
Adım 3: Üçüncü deyimimize geçelim:
- 3. gözünü dört açmak
Gözünü dört açmak deyimi, aslında gerçekte gözümüzü dörde böldüğümüz anlamına gelmez, değil mi? Bu deyim, bir tehlikeye karşı, bir aldatmacaya karşı çok dikkatli ve uyanık olmak demektir. Hani bazen annen baban der ya, “Gözünü dört aç, kimseye güvenme!” İşte o an çok dikkatli olmanı, etrafını iyi kollamanı, kandırılmamanı isterler.
Şimdi anlamlara bakalım:
- b) Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.
Bu anlam, deyimimizin tam karşılığıdır. Bir durum karşısında uyanık olmak, kandırılmamak için her şeye dikkat etmek anlamına geliyor.
Sonuç:
3. gözünü dört açmak
eşleşir
b) Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.
Adım 4: Son deyimimiz:
- 4. gözünü korkutmak
Gözünü korkutmak ne demek? Mesela, bir arkadaşın sana “Bu oyun çok zor, asla geçemezsin!” dediğinde veya bir öğretmen sana “Çok zor bir sınav yapacağım!” dediğinde, senin o şeye karşı cesaretini kırması, seni yıldırması anlamına gelir. Yani, birini bir şeyi yapmaktan vazgeçirmek için onu ürkütmek, korkutmak.
Şimdi anlamlara bakalım:
- d) Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek.
İşte bu da “gözünü korkutmak” deyiminin doğru anlamı. Birini öyle bir duruma sokmak ki, o kişi artık o işi yapmaya veya o şeye karşı gelmeye cesaret edemesin.
Sonuç:
4. gözünü korkutmak
eşleşir
d) Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek.
Harika! Deyimlerimizi doğru bir şekilde eşleştirdik. Şimdi diğer soruya geçelim.
4. “Okulda iki perdelik oyunumuz cuma günü izleyiciyle buluşacak.” cümlesinde “perde” kelimesi terim anlamıyla kullanılmıştır. Siz de bu kelimeyi gerçek ve mecaz anlamıyla birer cümlede kullanınız.
Sevgili öğrencim, “perde” kelimesinin bu cümlede özel bir anlamda kullanıldığını söylüyor. Tiyatroda oyunların bölümlerine “perde” deriz, bu da tiyatroya ait özel bir kelime, yani bir terimdir. Şimdi biz de “perde” kelimesini hem günlük hayatta kullandığımız gerçek anlamıyla hem de farklı bir anlamda, yani mecaz anlamıyla cümle içinde kullanalım.
Adım 1: “Perde” kelimesinin gerçek anlamını düşünelim.
Gerçek anlam, bir kelimenin akla gelen ilk, temel anlamıdır. Mesela evimizdeki pencerelere astığımız, güneş ışığını veya dışarıyı kapatan kumaşlara “perde” deriz, değil mi? İşte bu, kelimenin akla gelen ilk ve temel anlamıdır.
Gerçek anlam:
Annem yazlık perdeleri yıkayıp astı.
Bu cümlede “perde” kelimesi, pencereye asılan kumaş parçası anlamında kullanılmıştır. Bu, kelimenin akla gelen ilk ve temel anlamıdır.
Adım 2: Şimdi de “perde” kelimesini mecaz anlamıyla kullanalım.
Mecaz anlam, bir kelimenin gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı yeni anlamdır. “Perde” kelimesi bir olayın aşamalarını veya bir sırrı, gizemi kapatan, gizli tutan şeyi ifade etmek için de kullanılabilir. Yani gerçekte bir perde olmasa da, bir şeyin gizli kalmasını sağlayan şeye mecazen “perde” deriz.
Mecaz anlam:
Olayın üzerindeki sır perdesi sonunda aralandı.
Burada “sır perdesi” derken, bir olayın gizemli, anlaşılmayan yönlerini kastediyoruz. Gerçek bir kumaş parçası değil, soyut bir durumu, bir gizemi anlatıyor. Yani, olaydaki gizemler açığa çıktı, sırlar ortaya döküldü demek istiyoruz.
Sonuç:
- Gerçek anlam: Annem yazlık perdeleri yıkayıp astı.
- Mecaz anlam: Olayın üzerindeki sır perdesi sonunda aralandı.
Aferin sana! Gerçek ve mecaz anlamı da çok güzel anladın. Şimdi son sorumuza geçelim.
5. Mustafa Kemal Atatürk
bir toplantıda yeni Türkiye’nin genç beyinlerini yetiştirecek olan öğretmenlere şöyle seslenir
“Öğretmenler
Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır
” cümlesinde boş bırakılan yerlere uygun noktalama işaretlerini koyunuz.
Noktalama işaretleri, yazdıklarımızın daha anlaşılır olmasını sağlar, tıpkı konuşurken duraklamalarımız, ses tonumuz gibi. Şimdi Atatürk’ün bu önemli sözünü doğru noktalama işaretleriyle tamamlayalım.
Adım 1: İlk boşluğa bakalım.
“Mustafa Kemal Atatürk” ifadesinden sonra cümlemiz devam ediyor. Burada bir özne var ve ardından cümlenin geri kalanı geliyor. Türkçede genellikle özne ile yüklem arasına virgül konmaz, eğer araya başka bir cümle veya özel bir vurgu girmemişse. Bu cümlede de özne ile yüklem arasında noktalama işareti kullanmak gerekmez, cümle akışı doğal bir şekilde devam eder.
Adım 2: İkinci boşluğa bakalım.
“…şöyle seslenir ☐ “Öğretmenler…”” Burada Atatürk’ün sözleri doğrudan aktarılıyor. Birinden alıntı yaparken veya birinin sözünü doğrudan aktarırken, alıntıdan önce genellikle iki nokta üst üste (:) işareti kullanılır. Bu işaret, “şimdi ne söyleyecek” diye bir beklenti oluşturur.
Adım 3: Üçüncü boşluğa bakalım.
“…“Öğretmenler ☐ Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır…”” Burada “Öğretmenler” kelimesi bir hitap sözüdür, yani Atatürk öğretmenlere sesleniyor. Hitap sözlerinden sonra genellikle virgül (,) kullanılır. Bu, hitap edilen kişiden sonra küçük bir duraklama olduğunu gösterir.
Adım 4: Dördüncü boşluğa bakalım.
“…sizin eseriniz olacaktır ☐”” Bu, Atatürk’ün söylediği cümlenin bittiği yer. Tamamlanmış bir cümlenin sonuna nokta (.) konur. Ayrıca, alıntı yaptığımız söz tırnak işareti içinde olduğu için, nokta da tırnak işaretinin içine gelir. Bu önemli bir kuraldır, unutmayalım.
Şimdi cümleyi doğru noktalama işaretleriyle tekrar yazalım:
Mustafa Kemal Atatürk bir toplantıda yeni Türkiye’nin genç beyinlerini yetiştirecek olan öğretmenlere şöyle seslenir: “Öğretmenler, Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
Sonuç:
- İlk boşluk: Hiçbir noktalama işareti gelmez.
- İkinci boşluk: : (İki nokta üst üste)
- Üçüncü boşluk: , (Virgül)
- Dördüncü boşluk: . (Nokta)
Gördün mü, noktalama işaretleri sayesinde cümle ne kadar da anlamlı ve düzenli oldu! Bugün çok güzel çalıştık. Tebrik ederim!