7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Özgün Yayınları Sayfa 103
Merhaba sevgili öğrencim! Ben senin Türkçe öğretmeninim. Gördüğüm kadarıyla karşımızda hem okuduğunu anlama hem de şiir bilgisi gerektiren güzel sorular var. Haydi, bu soruları adım adım, hiç acele etmeden, birlikte çözelim ve konuları tekrar edelim. Unutma, önemli olan doğru cevabı bulmak kadar, o cevaba nasıl ulaştığımızı anlamaktır.
2. Birinci paragrafta geçen “hiçbir aracın başını alıp aramızdan gitmemesi” ifadesinden ne anlaşılmaktadır? Yazınız.
Sevgili öğrencim, bu ifadeyi duyduğumuzda aklımıza hemen bir şeyin kalıcı olduğu, önemini yitirmediği, vazgeçilmez olduğu gelir. Tıpkı eskiden beri kullandığımız ve hala değerini koruyan bazı eşyalar, bazı alışkanlıklar gibi. Eğer bir paragrafta bu ifade geçiyorsa, o aracın veya kavramın zamanın akışına rağmen değerini, işlevini ve yerini koruduğu anlatılmak isteniyordur. Yani, eskimeyen, modası geçmeyen, her zaman ihtiyaç duyulan bir şeyden bahsediliyor demektir.
Çözüm:
Bu ifade, bahsi geçen aracın veya kavramın önemini yitirmediği, değerini koruduğu, kalıcı ve vazgeçilmez olduğu anlamına gelmektedir. Zaman geçse de, yeni şeyler ortaya çıksa da o şeyin hala hayatımızda yer aldığı ve etkisini sürdürdüğü vurgulanmaktadır.
3. İnsanoğlunun doğaya üstünlüğü, onun hangi yönünden anlaşılmaktadır? Yazınız.
Canım öğrencim, insanoğlunun doğadaki diğer canlılardan farklı ve üstün kılan en önemli özelliği nedir sence? Elbette aklı, düşünme yeteneği ve bu yetenekle üretmesi, icatlar yapması ve bilgiyi aktarmasıdır. Hayvanlar içgüdüleriyle hareket ederken, insan aklıyla plan yapar, sorunlara çözümler üretir, doğayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirir. Örneğin, barajlar yapar, köprüler kurar, tarım alanları oluşturur. Tüm bunlar, insanın aklını ve zekasını kullanarak doğa üzerinde hakimiyet kurduğunu gösterir.
Çözüm:
İnsanoğlunun doğaya üstünlüğü, onun akıl, zekâ, düşünme, öğrenme, üretme ve bilgiyi nesilden nesile aktarma yeteneğinden anlaşılmaktadır. İnsan, bu yetenekleri sayesinde doğayı anlar, şekillendirir, yeni şeyler icat eder ve yaşamını kolaylaştırır.
4. Her çağın mutlaka bitmesi ancak “hokka ve kalem” çağının asla bitmemesinin sebebi nedir? Yazınız.
Sevgili öğrencim, düşün ki insanlar mağaralarda yaşarken bir çağ başlamış, sonra tarım yapmaya başlamışlar, bir başka çağ. Sanayi devrimi olmuş, başka bir çağ. Her çağın kendine özgü araçları, yaşam biçimleri, teknolojileri vardır ve zamanla bunlar değişir, biter. Ama “hokka ve kalem” neden bitmez? Çünkü hokka ve kalem, sadece birer eşya değil, düşüncenin, bilginin, duyguların yazıya dökülmesinin sembolüdür. İnsan düşündüğü, öğrendiği ve öğrendiklerini, düşündüklerini başkalarına aktarma ihtiyacı duyduğu sürece yazıya, yani bir anlamda “hokka ve kalem”e her zaman ihtiyaç duyacaktır. Kalem değişir, hokka yerine klavye gelir ama önemli olan yazma eyleminin kendisi ve bilginin kalıcılığıdır.
Çözüm:
“Hokka ve kalem” çağının asla bitmemesinin sebebi, bu kavramların düşüncenin, bilginin, duygunun ve deneyimlerin yazıya geçirilmesinin, yani kalıcı hale getirilmesinin sembolü olmasıdır. İnsan düşündüğü, öğrendiği ve bunları başkalarına aktardığı sürece, yani bilgiye ve iletişime ihtiyaç duyduğu sürece, “hokka ve kalem”in temsil ettiği yazılı kültür var olmaya devam edecektir. Araçlar değişse de (kalemden klavyeye geçsek de), yazma eyleminin kendisi ve bilginin aktarılması her zaman var olacaktır.
5. Metinde “hokka ve kalem” nelerin sembolü olarak kullanılmıştır?
- A) Düşünmenin ve düşüncenin yazıya geçirilmesinin
- B) Doğayı sevmenin ve bu sevginin yazıya geçirilmesinin
- C) İnsanoğlunun teknolojiyi çok sevmesinin
- D) İnsanoğlunun doymak bilmeyen hırsının
Haydi bu soruyu da birlikte inceleyelim. “Hokka ve kalem” dediğimizde aklımıza ilk ne gelir? Yazmak, çizmek, not almak, ders çalışmak değil mi? Yani bir şeyleri düşünmek ve o düşünceleri kâğıda dökmek. Şıklara baktığımızda:
- A) Düşünmenin ve düşüncenin yazıya geçirilmesinin: Evet, hokka ve kalem tam da bunu temsil eder. Aklımızdaki fikirleri, duyguları yazıya dökmeyi, onları kalıcı hale getirmeyi.
- B) Doğayı sevmenin ve bu sevginin yazıya geçirilmesinin: Doğayı sevmek güzel bir şey ama hokka ve kalemin doğrudan sembolü bu değil.
- C) İnsanoğlunun teknolojiyi çok sevmesinin: Hokka ve kalem, eski bir teknoloji sayılsa da genel olarak teknolojiyi sevmekten çok, yazma eylemini temsil eder.
- D) İnsanoğlunun doymak bilmeyen hırsının: Hırsın hokka ve kalemle bir ilgisi yok.
Bu durumda en doğru ve kapsayıcı cevap A şıkkıdır.
Sonuç: A
6. Şiir ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
Evvel sen de yücelerden uçardın
Şimdi enginlere indin mi gönül
Derya, deniz, dağ, taş demez geçerdin
Karadan menzilin aldın mı gönülYiğitliğim elden gitti yel gibi
Damağımda dadı kaldı da bal gibi
Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi
Bozulmuş bağlara döndün mü gönülKaracaoğlan
Gönül
Bu soru biraz dikkat istiyor, çünkü edebi sanatları bilmemiz gerekiyor. Haydi, şıkları tek tek inceleyelim:
Adım 1: A şıkkını inceleyelim.
- A) Birinci dörtlükte tezat (zıtlık) sanatına başvurulmuştur.
Birinci dörtlüğe bakalım: “Evvel sen de yücelerden uçardın / Şimdi enginlere indin mi gönül“. Burada “yücelerden uçmak” (iyi, yüksek bir konumda olmak) ile “enginlere inmek” (daha aşağı, kötü bir duruma düşmek) arasında bir zıtlık var, yani tezat sanatı kullanılmış. Bu şık doğru.
Adım 2: B şıkkını inceleyelim.
- B) Birinci dörtlükte gönlün, kuşa benzetildiği söylenebilir.
Yine birinci dörtlüğe bakalım: “Evvel sen de yücelerden uçardın” ve “Derya, deniz, dağ, taş demez geçerdin“. Uçmak ve derya, deniz, dağ, taş demeden geçmek, bir kuşun veya çok özgür bir varlığın hareketlerini çağrıştırıyor. Gönlün bu hareketliliği ve özgürlüğü bir kuşa benzetilebilir. Bu şık da doğru kabul edilebilir.
Adım 3: C şıkkını inceleyelim.
- C) İkinci dörtlükte yiğitlik hem rüzgâra hem bala benzetilmiştir.
İkinci dörtlüğe bakalım:
Yiğitliğim elden gitti yel gibi (Burada yiğitlik “yel”e yani rüzgâra benzetilmiş, doğru.)
Damağımda dadı kaldı da bal gibi (Burada “bal gibi” olan şey yiğitliğin kendisi değil, yiğitliğin tadıdır. Yani tat, bala benzetilmiş.)
Şıkta “yiğitlik hem rüzgâra hem bala benzetilmiştir” deniliyor. Yiğitlik rüzgâra benzetilmiş ama bala benzetilen şey “dadı” olduğu için bu ifade yanlış.
Adım 4: D şıkkını inceleyelim.
- D) İkinci dörtlükte gönül konuşturularak intak sanatı yapılmıştır.
Şiirin genelinde şair, gönlüne sesleniyor, ona sorular soruyor: “Şimdi enginlere indin mi gönül“, “Karadan menzilin aldın mı gönül“, “Bozulmuş bağlara döndün mü gönül“. Gönül burada bir insan gibi ele alınmış, ona hitap edilmiş. Bu duruma kişileştirme (teşhis) sanatı denir. Ancak intak sanatı için cansız varlığın veya hayvanın konuşması, yani cevap vermesi gerekir. Şiirde gönül konuşmuyor, sadece şair ona sesleniyor. Dolayısıyla burada intak sanatı yoktur. Bu şık da yanlış.
Adım 5: Yanlış şıkkı belirleyelim.
Gördüğün gibi hem C hem de D şıkkı yanlış. Ancak bu tür sorularda genellikle en bariz veya kavramsal olarak daha temel olan yanlışı seçeriz. İntak ve kişileştirme arasındaki fark, edebi sanatlarda önemli ve net bir ayrımdır. Şiirde gönül kişileştirilmiş (teşhis) ama konuşturulmamıştır (intak yok). Bu yüzden D şıkkındaki ifade, intak sanatının tanımına doğrudan aykırıdır ve kesinlikle yanlıştır. C şıkkında ise bir benzetmenin nesnesinde hata vardır. D şıkkı, bir edebi sanatın varlığıyla ilgili temel bir yanlışlığı ifade ettiği için genellikle daha öncelikli “yanlış” olarak kabul edilir.
Sonuç: D