7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Özgün Yayınları Sayfa 61
Merhaba sevgili öğrencim,
Bugün seninle çok güzel bir etkinliğe başlayacağız. Şiirlerde gizlenmiş anlamları, şairlerin kullandığı o özel ve büyüleyici söz sanatlarını bulmaya çalışacağız. Unutma, söz sanatları şiirleri daha etkileyici, daha anlamlı kılar ve bize farklı bakış açıları sunar.
Hazırsan, ilk dörtlüğümüzle başlayalım!
Birinci Dörtlük: Mehmet Akif Ersoy – Cenk Şarkısı
“Yerleri yırtan sel olup taşmalı,
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı,
Sendeki coşkunluğa el şaşmalı,
Haydi git evladım, uğurlar ola.”
Şimdi bu dizeleri dikkatlice okuyalım ve şairin ne anlatmak istediğini anlamaya çalışalım.
Adım 1: Dizeleri anlamaya çalışalım.
- “Yerleri yırtan sel olup taşmalı”: Bir selin yeri yırtması, suların çok şiddetli ve güçlü olduğunu anlatır.
- “Dağ demeyip taş demeyip aşmalı”: Birinin önüne çıkan dağları ve taşları bile aşması, onun çok kararlı ve engel tanımayan biri olduğunu gösterir.
- “Sendeki coşkunluğa el şaşmalı”: Bir insanın coşkusuna başkalarının şaşırması, o coşkunun çok büyük ve etkileyici olduğunu ifade eder.
Adım 2: Söz sanatını bulalım.
Burada şair, bir kişinin ne kadar güçlü, coşkulu ve azimli olduğunu anlatmak için olayları veya durumları olduğundan çok daha büyük göstermiş. Bir selin yerleri yırtması, dağları taşları aşmak, bir coşkunluğa herkesin şaşırması… Bunlar gerçek hayatta tam olarak bu şekilde olmaz ama şair, anlatmak istediği gücü ve coşkuyu vurgulamak için bunları abartmış.
İşte bir şeyi olduğundan daha büyük veya daha küçük gösterme sanatına mübalağa (abartma) denir.
Sonuç:
Bu dörtlükte kullanılan söz sanatı:
- Mübalağa (Abartma)
Açıklaması:
Şair, vatan evladının gücünü, coşkusunu ve azmini vurgulamak için “yerleri yırtan sel”, “dağ demeyip taş demeyip aşmalı” ve “sendeki coşkunluğa el şaşmalı” gibi ifadelerle olayları ve durumları olduğundan çok daha büyük, çok daha etkileyici göstermiştir. Bu, anlatıma güç ve etki katmak için yapılan bir abartmadır.
***
İkinci Dörtlük: Mehmet Emin Yurdakul – Cenge Giderken
“Ak gömlekle gözyaşımı silerim,
Kara taşla bıçağımı bilerim,
Vatanımçin yücelikler dilerim.
Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.”
Şimdi de bu güçlü şiirin dizelerine bakalım.
Adım 1: Dizeleri anlamaya çalışalım.
- “Ak gömlekle gözyaşımı silerim”: Beyaz gömlek genellikle saflığı, temizliği ve aynı zamanda kefeni (ölülerin sarıldığı beyaz bez) çağrıştırır. Gözyaşını bu gömlekle silmek, hem hüznü kabullenmek hem de vatan için ölüme bile hazır olmak anlamına gelebilir.
- “Kara taşla bıçağımı bilerim”: Bıçağı bilemek, savaşa veya mücadeleye hazırlanmak demektir. Kara taş ise zorlu, imkânsız gibi görünen şartları temsil eder. Yani en zor şartlarda bile savaşa hazırlanmak.
- “Vatanımçin yücelikler dilerim. Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.”: Bu dize ise vatan için canını feda etmeye hazır olduğunu, ölümü göze aldığını çok açık bir şekilde ifade ediyor.
Adım 2: Söz sanatını bulalım.
“Ak gömlekle gözyaşımı silerim” ve “Kara taşla bıçağımı bilerim” ifadeleri, sadece yapılan eylemleri değil, aynı zamanda çok daha derin anlamları da içinde barındırıyor. Şair, vatan sevgisi ve fedakârlık gibi büyük duyguları doğrudan söylemek yerine, bu eylemlerle dolaylı yoldan anlatıyor. Beyaz gömlek, saflığı ve şehadeti; kara taşla bıçak bilemek ise zorlu şartlarda bile mücadeleye hazır olmayı düşündürüyor.
Bir sözün hem gerçek anlamını düşündürüp hem de asıl anlatılmak istenen başka bir anlamı kastetmesine kinaye denir. Burada şair, vatan için her türlü fedakârlığa ve ölüme hazır olduğunu bu dolaylı ifadelerle anlatıyor.
Sonuç:
Bu dörtlükte kullanılan söz sanatı:
- Kinaye
Açıklaması:
Şair, “Ak gömlekle gözyaşımı silerim” ve “Kara taşla bıçağımı bilerim” dizeleriyle, vatan uğruna her türlü fedakârlığa ve ölüme hazır olduğunu dolaylı yoldan anlatıyor. Beyaz gömlek saflığı ve şehitliği, kara taşla bıçak bilemek ise zorlu şartlarda bile mücadeleye hazır olmayı çağrıştırarak asıl anlatılmak istenen fedakârlık ve kararlılık duygusunu güçlendiriyor. Bu, hem gerçek anlamı düşündüren hem de asıl kastedilen başka bir anlamı olan kinaye sanatıdır.
***
Üçüncü Dörtlük: Cahit Külebi – Küçük Çeşme
“Küçük bir çeşmeyim yurdumun
Unutulmuş, bir dağında.
Hiç eksilmeyecek suyum
Yıldızların aydınlığında,
Boyuna akar dururum.”
Şimdi de bu güzel dörtlüğe bakalım.
Adım 1: Dizeleri anlamaya çalışalım.
- “Küçük bir çeşmeyim yurdumun”: Şair burada kendini “küçük bir çeşme” olarak tanıtıyor. Bir insan çeşme olabilir mi? Hayır. Demek ki şair, kendini bir çeşmeye benzetiyor.
- “Unutulmuş, bir dağında.”: Bir çeşme unutulabilir mi? Unutulmak insanlara ait bir özelliktir.
- “Hiç eksilmeyecek suyum / Yıldızların aydınlığında, / Boyuna akar dururum.”: Çeşmenin suyu hiç eksilmez, yıldızların altında sürekli akar. Bu da çeşmeye insan gibi bir süreklilik ve varoluş özelliği katıyor.
Adım 2: Söz sanatını bulalım.
Şair, burada kendisini (yani bir insanı) “küçük bir çeşme” olarak tanıtıyor. İnsan olmayan bir varlığa (çeşmeye) insan özelliklerini vermek (unutulmak, ben demek, sürekli var olmak) söz sanatıdır. İşte insan dışındaki varlıklara insan özelliklerinin verilmesine teşhis (kişileştirme) denir.
Sonuç:
Bu dörtlükte kullanılan söz sanatı:
- Teşhis (Kişileştirme)
Açıklaması:
Şair, kendisini “küçük bir çeşme” olarak anlatırken, çeşmeye “unutulmuş” gibi insana ait özellikler yüklemiştir. Çeşmenin “ben” diyerek konuşması ve “unutulmuş” olması, insan dışındaki bir varlığa insan özellikleri verilmesi demektir. Bu sanata teşhis (kişileştirme) denir. Böylece şiir daha canlı ve etkileyici bir hale gelmiştir.
***
Dördüncü Dörtlük: Selami Şimşek – Karlar da Uyur
“Karlar da uyur
Uzanıp yeryüzüne.
Yastığı dağlar,
Yorganı bulut,
Gökyüzü penceresi,
El sallar güneşe ve aya.”
Son dörtlüğümüzle devam edelim!
Adım 1: Dizeleri anlamaya çalışalım.
- “Karlar da uyur”: Kar uyuyabilir mi? Hayır, uyumak insanlara ait bir özelliktir.
- “Yastığı dağlar, Yorganı bulut”: Karların yastığı dağlar, yorganı bulut olabilir mi? Bunlar da insanlara ait eşyalardır.
- “Gökyüzü penceresi”: Karların penceresi gökyüzü olabilir mi? Pencere de evlere ait bir özelliktir.
- “El sallar güneşe ve aya.”: Kar güneşe ve aya el sallayabilir mi? El sallamak da insanlara ait bir harekettir.
Adım 2: Söz sanatını bulalım.
Bu dörtlükte kar, adeta bir insan gibi anlatılmış. Karın “uyuması”, “yastığı dağlar”, “yorganı bulut” olması, “gökyüzünün penceresi” olması ve “el sallaması” gibi özelliklerin hepsi insana ait özelliklerdir. İnsan dışındaki varlıklara insan özellikleri verme sanatına teşhis (kişileştirme) denir.
Sonuç:
Bu dörtlükte kullanılan söz sanatı:
- Teşhis (Kişileştirme)
Açıklaması:
Şair, “Karlar da uyur”, “Yastığı dağlar”, “Yorganı bulut”, “Gökyüzü penceresi” ve “El sallar güneşe ve aya” gibi ifadelerle cansız varlık olan kara, uyuma, yastık-yorgan kullanma, pencereye sahip olma ve el sallama gibi insana ait özellikler yüklemiştir. İnsan dışındaki varlıklara insan özellikleri verilerek onları canlı gibi gösterme sanatına teşhis (kişileştirme) denir. Böylece kar manzarası daha canlı, duygusal ve akılda kalıcı bir şekilde anlatılmıştır.
***
Umarım bu açıklamalar söz sanatlarını daha iyi anlamana yardımcı olmuştur sevgili öğrencim. Şiirlerin gizemli dünyasına yolculuk yapmaya devam edeceğiz!