7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Özgün Yayınları Sayfa 81
Merhaba sevgili öğrencim! Bugün seninle birlikte okuma kültürü üzerine yazılmış çok güzel bir metinle ilgili soruları çözeceğiz. Unutma, bu soruları çözerken metni dikkatlice okumak ve anlamak çok önemli. Hadi, adım adım ilerleyelim ve bu soruların cevabını birlikte bulalım.
2. Etkinlik
1. Yazar, okuma eylemini nasıl tanımlamıştır?
Sevgili öğrencim, yazar metnin başında “İyi ama ne anlayacağız okumak sözcüğünden? Harfleri belleyip kitap ya da gazete yapraklarına ister sesli ister sessiz, göz gezdirmeyi okuma sayacak mıyız?” diye sorarak okumanın sadece harflere göz gezdirmekten ibaret olmadığını ima ediyor. Daha sonra ise okumanın asıl amacını şöyle açıklıyor:
“Okumanın ereği bilgi depolama değil de kafanın yargı gücünü artırmak ise insanın belirli sayıda yapıt çerçevesini aşamayacağı kesin.”
Bu cümlelerden anladığımıza göre, yazar okuma eylemini sadece bilgi depolamak olarak değil, insanın kafasının, yani düşünme ve değerlendirme yeteneğinin yargı gücünü artırma olarak tanımlıyor. Yani okumak, bize sadece bilgi vermekle kalmıyor, aynı zamanda olayları daha iyi değerlendirmemizi ve kendi fikirlerimizi oluşturmamızı sağlıyor.
2. Yazarın “Okumanın ereği bilgi depolama değil de kafanın yargı gücünü artırmak ise insanın belirli sayıda yapıt çerçevesini aşamayacağı kesin.” cümlesinden hareketle okumanın temel amacını söyleyiniz.
Bu sorunun cevabı aslında yukarıdaki cümlenin içinde saklı. Yazar, okumanın asıl amacının ne olduğunu çok net bir şekilde belirtmiş:
- Bilgi depolamak değil.
- Kafanın yargı gücünü artırmak.
Yani okumanın temel amacı, bizim düşünme, değerlendirme ve doğru karar verme yeteneğimizi geliştirmektir. Bir şeyi sadece ezberlemek yerine, onu anlayıp yorumlayabilmek ve kendi görüşlerimizi oluşturabilmek, işte okumanın asıl gayesi budur.
3. Metinde yazar, kendi düşüncelerinin inandırıcılığını artırmak için kimlerin sözlerini öne sürmüş-tür?
Yazar, metinde kendi fikirlerini daha güçlü kılmak ve okuyucuyu ikna etmek için bazı önemli düşünürlerin isimlerini kullanmış. Bu isimler, hem eski dönemlerden hem de daha yakın zamanlardan:
- Öncelikle Sokrates, Eflatun (Platon) ve Aristo (Aristoteles) gibi Antik Yunan filozoflarından bahsetmiş. Onların yazarak değil, konuşarak ve tartışarak düşüncelerini yaydığını, insanların kafalarını açtığını örnek göstermiş. Bu, okumanın sadece yazılı metinlerden ibaret olmadığını, sözlü iletişimin de önemini vurgulamak için kullanılmış.
- Daha sonra ise Aşık Veysel Şatıroğlu gibi halk ozanlarımızı örnek vermiş. Onun da gözleri görmediği halde, kulaktan duyduklarıyla nasıl büyük bir düşünce ve olgunluğa eriştiğini anlatmış.
- Son olarak da Montesquieu gibi bir düşünürün, okumanın bir seçim işi olduğu ve yargı yeteneğini geliştirdiği yönündeki fikirlerine yer vermiş.
Yazar, bu değerli isimleri ve onların düşüncelerini kullanarak, okumanın derinliğini ve farklı boyutlarını ortaya koymuş, böylece kendi fikirlerini daha inandırıcı hale getirmiş.
4. Yazarın klasik ve çağdaş olarak nitelendirdiği eserler hangileridir?
Metni dikkatlice okuduğumuzda, yazarın belirli klasik ya da çağdaş eserlerin isimlerini verip “Bu klasiktir, bu çağdaştır” diye bir ayrım yapmadığını görüyoruz. Yazar, metnin sonunda “Sadece eskiler, klasikler mi okunacak? Yeniler, çağdaş-” şeklinde bir soru sormuş ama bu cümlenin devamı gelmemiş. Bu, okuyucuyu düşündürmeye yönelik bir soru. Metinde doğrudan klasik veya çağdaş olarak nitelendirilmiş belirli bir eser örneği bulunmuyor.
5. Montesquieu’nun cümlesinde ne anlatılmak istenmektedir? Onun düşüncelerine katılıyor musu-nuz?
Metinde Montesquieu’nun düşünceleri şöyle ifade edilmiş:
“Bir başkasının yardımı ve desteği ile düşünmeden okumak. Düşünceyi alçak ve yargı yeteneğini geliştirici ölçüde yararlıdır; anlamlıdır. Bir seçim işidir her şeyden önce. Hiç kimse yazılanların tümünü okuyamayacağına göre sınırlıdır insanın ele alacağı yapıtlar ve yayınlar.”
Bu cümleden anladığımız kadarıyla Montesquieu, okumanın iki önemli yönünü vurguluyor:
-
Bağımsız Düşünme: Montesquieu, başkasının yardımı olmadan, yani kendi başımıza düşünerek okumanın, düşünce gücümüzü ve yargı yeteneğimizi geliştirdiğini söylüyor. Bu, okurken pasif kalmamak, okuduğumuz üzerinde kafa yormak anlamına geliyor.
-
Seçici Olmak: İkincisi, okunacak o kadar çok eser varken, hiçbir insanın hepsini okuyamayacağını belirtiyor. Bu yüzden okumanın bir “seçim işi” olduğunu, yani neyi okuyacağımızı dikkatlice seçmemiz gerektiğini vurguluyor.
Peki, ben bu düşüncelere katılıyor muyum?
Evet, kesinlikle katılıyorum. Çünkü okumak sadece harfleri takip etmek değil, aynı zamanda okuduğumuzla zihnimizde bir bağ kurmak, sorgulamak ve kendi yorumlarımızı katmaktır. Ayrıca günümüzde bilgi o kadar çok ki, her şeyi okumaya çalışmak yerine, bize en çok fayda sağlayacak, bizi geliştirecek eserleri seçmek, zamanımızı daha verimli kullanmamızı sağlar. Bu yüzden Montesquieu’nun fikirleri, hem derinlikli okuma hem de bilinçli okuma açısından çok değerli.
6. Metinden alınan “Her yazar herkese seslenemediği gibi, herkes her yazarın sesini duyamaz. Ve Mallarme’nin Deniz Meltemi’nde düşlediği üzere kimse okuyamaz kitapların tümünü.” cümlelerinde ne anlatılmaktadır? Açıklayınız.
Bu cümleler aslında okuma eyleminin ve edebiyatın çok önemli iki gerçeğini anlatıyor:
-
Yazar ve Okuyucu Arasındaki Bağın Özelliği: “Her yazar herkese seslenemediği gibi, herkes her yazarın sesini duyamaz.” cümlesi, her yazarın belirli bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini, her okuyucunun da her yazarın üslubunu, anlatmak istediklerini veya düşüncelerini anlayamayacağını ifade ediyor. Yani bir yazarın üslubu, konusu veya bakış açısı bazı okuyuculara çok hitap ederken, bazılarına hiç hitap etmeyebilir. Bu durum, okumanın tamamen kişisel bir deneyim olduğunu ve herkesin zevklerinin, ilgi alanlarının farklı olduğunu gösterir.
-
Okumanın Sınırlılığı ve Seçicilik: “Kimse okuyamaz kitapların tümünü.” cümlesi ise, dünyada o kadar çok kitap olduğunu ve insan ömrünün veya zamanının tüm bu kitapları okumaya yetmeyeceğini anlatıyor. Bu durum, bizi okuma konusunda seçici olmaya yöneltir. Tıpkı Montesquieu’nun dediği gibi, okumak bir seçim işidir. Hangi kitapları okuyacağımıza, neye odaklanacağımıza karar vermemiz gerekir. Bu da her okuyucunun kendi yolunu çizmesi gerektiğini gösterir.
Kısacası, bu cümleler hem okumanın kişisel ve seçici bir eylem olduğunu hem de sınırlı zamanımızda doğru seçimler yapmamız gerektiğini vurguluyor.
3. Etkinlik
Aşağıya metinle ilgili iki soru yazınız ve bu soruları arkadaşlarınıza yöneltiniz.
Sevgili öğrencim, bu bölümde senin metin hakkında düşünmeni ve kendi sorularını oluşturmanı istiyoruz. İşte sana örnek olabilecek iki soru:
-
Yazar, okumanın amacının sadece bilgi depolamak olmadığını, kafanın yargı gücünü artırmak olduğunu söylüyor. Sizce günümüz eğitim sisteminde okuma, bu amaca ne kadar hizmet ediyor? Okulda okuduğumuz kitaplar bizi gerçekten düşündürüp yargı yeteneğimizi geliştiriyor mu?
-
Metinde Sokrates, Eflatun ve Aristo gibi isimlerin yazılı eserler yerine konuşarak ve tartışarak düşüncelerini yaydığı anlatılıyor. Sizce günümüzde sosyal medyada veya internet platformlarında yapılan tartışmalar, yazılı metinler kadar insanların düşünme ve yargılama yeteneğini geliştirebilir mi? Neden?
4. Etkinlik
Sohbet (söyleşi) türüyle ilgili aşağıda verilen ifadeler doğru ise yanındaki kutuya “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
1. Samimi bir anlatım kullanılır.
Bu ifade D (Doğru)’dur. Sohbet türünde yazar, okuyucuyla karşılıklı konuşuyormuş gibi, içten, sıcak ve samimi bir dil kullanır. Metnimize baktığımızda da yazarın bize sorular sorduğunu, kendi düşüncelerini içtenlikle aktardığını görüyoruz. Bu da metnin sohbet havasında yazıldığını gösterir.
2. Devrik cümleler kurulabilir.
Bu ifade D (Doğru)’dur. Sohbet metinlerinde, günlük konuşma diline yakın bir üslup olduğu için cümle yapısı daha esnek olabilir. Devrik cümleler (yani yüklemi sonda olmayan cümleler) de bu samimi ve doğal havayı destekler. Metnimizde de “İyi ama ne anlayacağız okumak sözcüğünden?”, “Bir seçim işidir her şeyden önce.” gibi devrik cümlelere rastlıyoruz.
3. Yazar tüm fikirlerini kanıtlama yoluna gider.
Bu ifade D (Doğru)’dur. Bir sohbet yazısında yazar, fikirlerini sadece söylemekle kalmaz, onları desteklemek için örnekler verir, tanınmış kişilerin sözlerinden alıntılar yapar veya kendi gözlemlerini aktarır. Amacı okuyucuyu bilgilendirmek, düşündürmek ve kendi görüşlerine ikna etmektir. Metnimizde de yazarın Sokrates, Montesquieu, Aşık Veysel gibi isimleri örnek göstererek fikirlerini güçlendirdiğini görüyoruz.
4. Sorulu cevaplı cümlelerle konuşma havası sezdirilir.
Bu ifade D (Doğru)’dur. Sohbet türünün en belirgin özelliklerinden biri de budur. Yazar, okuyucuya doğrudan sorular sorar, bazen bu soruları kendisi cevaplar veya cevabını okuyucunun bulmasını ister. Bu durum, okuyucuyla yazar arasında sanki bir sohbet ediliyormuş gibi bir atmosfer yaratır. Metnimizde “kim yadsıyabilir?”, “ne anlayacağız?”, “sayacak mıyız?” gibi pek çok soru cümlesi var.
5. Belirli bir konu üzerine yazılır.
Bu ifade D (Doğru)’dur. Sohbet yazıları, genellikle belirli bir konu (sanat, edebiyat, felsefe, günlük hayat vb.) hakkında yazılır. Yazar, konuyu derinlemesine ele alır ve kendi kişisel yorumlarını katar. Metnimiz de “Okuma Kültürü” gibi belirli ve önemli bir konu üzerine yazılmış. Bu yüzden bu ifade de doğrudur.