7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Özgün Yayınları Sayfa 90
Merhaba sevgili öğrencilerim, ben Türkçe öğretmeniniz. Şimdi sizinle görseldeki bu güzel soruları adım adım, tane tane çözeceğiz. Hiç merak etmeyin, her şeyi en anlaşılır şekilde açıklayacağım. Hazırsanız başlayalım!
4. Etkinlik
Yukarıdaki paragrafta “öyküleyici, tartışmacı, betimleyici, açıklayıcı” anlatım biçimlerinden hangisi kullanılmıştır? Aşağıya boş alana gerekçesiyle birlikte yazınız.
Sevgili öğrenciler, bir metni okurken yazarın bize ne anlatmak istediğini, hangi amaçla yazdığını anlamak çok önemlidir. Buna anlatım biçimi diyoruz.
Adım 1: Metni dikkatlice okuyalım ve yazarın amacını anlamaya çalışalım.
“Düşünce ve sanat adamları sözleri ve yazılarıyla dile değer kazandırırlar. Bu işi, dile yenilikler getirmekten çok onu bükmek, imkânlarını çoğaltmak, gücünü artırmak yoluyla yaparlar. Yeni kelimeler getirmezler. Onları zenginleştirir, anlamlarını ve kullanımlarını sağlamlaştırır, derinleştirirler; onlara alışılmamış bir çeşni verirler ama bunu da dört bir yanı düşünerek, ustalıkla yaparlar. Zamanımızın yazarlarına bakınca herkesin harcı olmadığı anlaşılıyor bu işin. Herkes gibi konuşmayı küçümseyerek cüretli işlere girişiyorlar. Ama hünersizlik ve zevksizlik yüzünden yaya kalıyorlar. Ortaya bir sürü zoraki tuhaflıklar, soğuk, anlamaz yapmacıklıklar çıkarıyor, bunlar anlatılmak istenen şeyi yükseltecek yerde alçaltıyor.”
Adım 2: Anlatım biçimlerini hatırlayalım:
- Öyküleyici (Hikaye Edici) Anlatım: Bir olayı, bir durumu zaman ve mekan belirterek anlatır. Kahramanlar, olay örgüsü vardır. (Mesela, “Ali dün okula giderken yolda bir kedi gördü…” gibi.)
- Betimleyici (Tasvir Edici) Anlatım: Bir varlığı, yeri, kişiyi gözümüzde canlandıracak şekilde ayrıntılı olarak anlatır. (Mesela, “Uzun boylu, siyah saçlı, güler yüzlü bir adamdı…” gibi.)
- Tartışmacı Anlatım: Bir düşünceyi savunmak veya karşı çıkmak için kullanılır. Okuyucuyu kendi fikrine inandırmaya çalışır. Karşıt görüşler de yer alabilir. (Mesela, “Televizyonun zararlı olduğunu söyleyenler var ama ben böyle düşünmüyorum…” gibi.)
- Açıklayıcı Anlatım: Bir konu hakkında bilgi vermek, bir kavramı açıklamak, okuyucuyu aydınlatmak amacıyla kullanılır. Nesnel bir dil tercih edilir. (Mesela, “Mevsimler dünyanın güneşe göre konumu nedeniyle oluşur…” gibi.)
Adım 3: Metni bu bilgiler ışığında tekrar değerlendirelim.
Metinde bir olay anlatılmıyor, yani öyküleyici değil. Gözümüzde canlandırılan bir manzara ya da kişi tasviri de yok, bu yüzden betimleyici de değil. Peki, yazar bize bir fikri mi kabul ettirmeye çalışıyor, yoksa bir konuda bilgi mi veriyor? Yazar, düşünce ve sanat adamlarının dile nasıl değer kattığını, günümüz yazarlarının ise bu konuda nasıl eksik kaldığını açıklıyor, bilgi veriyor ve durumu analiz ediyor. Evet, eleştirel bir yanı olsa da temel amacı bir durumu aydınlatmak, bilgi aktarmak.
Sonuç:
Bu paragrafta kullanılan anlatım biçimi açıklayıcı anlatımdır.
Gerekçe:
Metin, düşünce ve sanat adamlarının dile nasıl değer kattığını, günümüz yazarlarının ise bu konudaki eksikliklerini ve hatalarını bilgi vererek ve aydınlatıcı bir üslupla ortaya koymaktadır. Yazar, okuyucuya bir konu hakkında bilgi aktarmayı ve onu bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Bir olayı anlatmadığı, bir yeri veya kişiyi betimlemediği, temel olarak bir fikri savunup karşıt görüşleri çürütmeye çalışmadığı için açıklayıcı anlatım biçimi kullanılmıştır.
5. Etkinlik
“Gelecek Derse Hazırlık” kapsamında okuduğunuz “Mehlika Sultan” adlı şiirde geçen “hayalet, rüya, hicran, kuyu” kelimelerinin her biri ile aşağıdaki örnekleri inceleyerek siz de sanatlı ifadeler oluşturunuz.
Şimdi de şiirde geçen bazı kelimeleri kullanarak sanatlı ifadeler oluşturacağız. Sanatlı ifadeler, sözcüklerin gerçek anlamlarının dışına çıkarak onlara yeni ve etkileyici anlamlar yüklemektir. Bu sayede anlatım daha güçlü ve akılda kalıcı olur.
İlk örneğe bakalım:
İçimdeki hicran bütün semayı kaplayacak kadar büyüktü. (Abartma)
Burada “hicran” yani derin üzüntü, gökyüzünü kaplayacak kadar büyük denilerek çok abartılmış. “Abartma”, bir şeyi olduğundan çok daha büyük, küçük, güzel veya çirkin göstermektir.
Şimdi biz de “hicran” kelimesini kullanarak yeni bir abartma yapalım:
Adım 1: “Hicran” kelimesini alalım.
Adım 2: Bu kelimeyle ilgili bir üzüntü veya acı durumu düşünelim.
Adım 3: Bu üzüntüyü veya acıyı çok büyük gösterecek bir ifade bulalım.
Sonuç:
Yılların hicranı öyle birikmişti ki, koca dağları yerinden oynatabilirdi.
İkinci örneğe geçelim:
O viran kuyu bana “Yüzüğü at.” diye haykırdı. (Konuşturma)
Burada kuyu, sanki canlı bir varlıkmış gibi konuşuyor, hatta haykırıyor. “Konuşturma”, insan dışındaki varlıkları veya kavramları konuşturma sanatıdır. Genellikle kişileştirme ile birlikte kullanılır.
Şimdi biz de “kuyu” kelimesini kullanarak yeni bir konuşturma yapalım:
Adım 1: “Kuyu” kelimesini alalım.
Adım 2: Kuyunun ne gibi bir insan özelliği gösterebileceğini düşünelim (konuşmak, fısıldamak, çağırmak gibi).
Adım 3: Kuyunun ne söyleyebileceğini hayal edelim.
Sonuç:
Derin kuyu, geçmişin tüm sırlarını fısıldadı kulağıma.
Üçüncü örneğe bakalım:
Rüyalar benimle geçmişin sırlarını paylaştı. (Kişileştirme)
“Rüyalar” aslında cansız bir kavramdır ama burada sanki bir insan gibi “sırlarını paylaşıyor”. “Kişileştirme”, insan dışındaki varlıklara veya soyut kavramlara insan özellikleri vermektir.
Şimdi biz de “rüya” kelimesini kullanarak yeni bir kişileştirme yapalım:
Adım 1: “Rüya” kelimesini alalım.
Adım 2: Rüyaya insanlara ait hangi özelliği verebiliriz diye düşünelim (gülmek, ağlamak, yol göstermek gibi).
Adım 3: Bu özelliği rüyayla birleştirerek cümle kuralım.
Sonuç:
Her gece rüyalar, beni bilinmez diyarlara elinden tutup götürür.
Son örneğimize bakalım:
Bir hayalet gibiydi, adı vardı ancak kendisi yoktu. (Zıtlık)
Burada “hayalet” kavramıyla ilgili olarak “adı var” (yani biliniyor, varlığı kabul ediliyor) ama “kendisi yok” (fiziksel olarak mevcut değil) denilerek bir tezatlık, yani “zıtlık” oluşturulmuş. “Zıtlık”, birbirine karşıt iki durum, kavram veya olayın bir arada kullanılmasıdır.
Şimdi biz de “hayalet” kelimesini kullanarak yeni bir zıtlık yapalım:
Adım 1: “Hayalet” kelimesini alalım.
Adım 2: Hayaletin varlığıyla veya yokluğuyla ilgili çelişkili iki durumu düşünelim.
Adım 3: Bu iki zıt durumu bir araya getiren bir cümle kuralım.
Sonuç:
O, hayalet gibiydi; herkes görüyordu ama kimse ona dokunamıyordu.
Umarım bu açıklamalar sizin için faydalı olmuştur. Gördüğünüz gibi, Türkçe hem çok zengin hem de çok eğlenceli bir dildir. Bu sanatları kullanarak yazılarımızı ve konuşmalarımızı daha etkileyici hale getirebiliriz. Başarılar dilerim!