8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Semih Ofset S.E.K. Yayınları Sayfa 39
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Bugün sizlerle kitabımızdaki çok önemli bir konuyu, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na neden ve nasıl girdiğini inceleyeceğiz. Görseldeki metni ve soruyu dikkatlice okuyup, adım adım bu süreci anlamaya çalışalım. Unutmayın, tarih sadece olayları ezberlemek değil, o olayların nedenlerini ve sonuçlarını anlamaktır.
Hadi başlayalım!
Soru: Siyasi ve ekonomik durumunu göz önüne aldığınızda Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Açıklayınız.
Çözüm:
Bu soruyu cevaplamak için, o dönemdeki Osmanlı Devleti’nin fotoğrafını çekmemiz gerekiyor. Yani, savaş başladığında devletimiz ne durumdaydı, ne gibi dertleri vardı, bir bakalım. Sonra da bu zor durum içinde neden böyle bir karar aldığını daha iyi anlayabiliriz.
Adım 1: Savaş Öncesi Osmanlı Devleti’nin Durumu
Her şeyden önce, Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı Devleti’nin çok yorgun ve yıpranmış olduğunu bilmeliyiz. Neden mi?
- Askeri Yıpranmışlık: Daha yeni, 1911’de Trablusgarp Savaşı‘nı, hemen ardından da 1912-1913’te devleti perişan eden Balkan Savaşları‘nı yaşamıştı. Bu savaşlarda hem çok toprak kaybetmiş hem de ordusu çok zayıflamıştı.
- Ekonomik Zorluklar: Savaşlar yüzünden devletin kasası tam takırdı. Ayrıca “kapitülasyonlar” dediğimiz, yabancı devletlere tanınan ekonomik ayrıcalıklar yüzünden kendi ekonomisi üzerinde tam bir kontrolü yoktu. Yani ekonomik olarak da dışa bağımlı ve zayıf bir durumdaydı.
- Siyasi Yalnızlık: Avrupa’da devletler gruplaşırken (İtilaf ve İttifak Blokları), Osmanlı Devleti bu gruplaşmanın dışında kalmıştı ve kendini yalnız hissediyordu. Bu yalnızlık, geleceği için büyük bir tehlikeydi.
Adım 2: Osmanlı Devleti’nin Taraf Arayışı
Savaş başladığında Osmanlı yöneticileri önce “Biz bu savaşa katılmıyoruz, tarafsızız!” dediler. Bu, yorgun bir devlet için en mantıklı karardı. Ancak Avrupa’da böylesine büyük bir yangın varken kenarda durmanın da tehlikeli olduğunu düşünüyorlardı. Çünkü savaş bittiğinde, kazanan devletler “yalnız ve zayıf” Osmanlı’yı kolayca paylaşabilirdi. Bu korkuyla kendilerine bir müttefik, yani bir dost aramaya başladılar.
- İtilaf Devletleri’ne (İngiltere, Fransa, Rusya) Başvuru: Osmanlı ilk olarak İngiltere ve Fransa’nın kapısını çaldı. Ancak onlar, Osmanlı’yı yanlarında istemediler. Özellikle Rusya, Osmanlı toprakları üzerinde tarihi emelleri olduğu için buna şiddetle karşı çıktı. Hatta İngiltere, parasını peşin ödediğimiz iki savaş gemimize el koyarak bize ne kadar güvenilmez olduklarını gösterdi. Bu durum, Osmanlı’yı büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.
- Almanya’nın Yaklaşımı: Osmanlı, İtilaf Devletleri’nden yüz bulamayınca Almanya’ya yaklaştı. Almanya ise Osmanlı’yı kendi yanında savaşa sokmayı çok istiyordu. Çünkü Osmanlı savaşa girerse:
- Almanya’nın Avrupa’daki savaş yükü hafifleyecekti (yeni cepheler açılacağı için).
- Osmanlı padişahı aynı zamanda Halife olduğu için, onun yapacağı bir “cihat” çağrısı ile İngiliz ve Fransız sömürgelerindeki Müslümanlar ayaklanabilirdi.
- İngiltere’nin sömürgelerine giden en önemli yol olan Süveyş Kanalı tehdit altına girecekti.
Gördüğünüz gibi, bir taraf bizi istemezken diğer taraf bizi yanında görmek için can atıyordu.
Adım 3: Savaşa Giriş ve Değerlendirme
İşte tam bu sırada meşhur “Goben ve Breslav Olayı” yaşandı. İngiliz donanmasından kaçan iki Alman savaş gemisi (Goben ve Breslav) Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Osmanlı’ya sığındı. Osmanlı Devleti, uluslararası hukuka göre bu gemileri silahsızlandırıp mürettebatını tutuklaması gerekirken, bir oldubitti ile bu gemileri “satın aldığını” açıkladı. Adlarını da Yavuz ve Midilli olarak değiştirdi ve bayrağımızı çekti.
Ancak bu gemiler, Alman mürettebatıyla birlikte Karadeniz’e açılarak 29 Ekim 1914’te Rus limanlarını bombaladı. Bu olay, bardağı taşıran son damla oldu ve Osmanlı Devleti, kendini bir anda İttifak Devletleri’nin yanında savaşın içinde buldu.
Sonuç ve Değerlendirme:
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi, bir macera veya basit bir tercih değildi. Devlet, son savaşlarda kaybettiği toprakları geri almak, kapitülasyonlardan kurtularak ekonomik bağımsızlığını kazanmak ve en önemlisi siyasi yalnızlıktan kurtulup ayakta kalabilmek için bir taraf seçmek zorunda hissetti. İtilaf Devletleri tarafından dışlanınca, kendisine kucak açan Almanya’nın yanında yer almak bir nevi zorunluluk haline geldi. Bu, çok büyük bir risk ve kumardı. Maalesef bu kumar, devletin sonunu getirdi. Ancak o günün şartlarında yöneticiler, bunun devleti kurtaracak tek yol olduğuna inanmışlardı.