8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Semih Ofset S.E.K. Yayınları Sayfa 205
Harika bir çalışma! Sevgili öğrencim, gel şimdi bu metindeki soruları birlikte, adım adım bir İnkılap Tarihi öğretmeni gözüyle inceleyelim ve çözelim. Metni dikkatlice okuyup, soruların cevaplarını metnin içinde arayacağız.
Soru 1: Türkiye, İkinci Dünya Savaşı öncesinde güvenliğini sağlamak için hangi tedbirleri almıştır? Açıklayınız.
Çözüm:
Bu sorunun cevabını bulmak için metnin ilk paragrafına odaklanmamız gerekiyor. Biliyorsun, 1930’lu yıllarda Avrupa’da yine kara bulutlar dolaşmaya başlamıştı. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesi gibi! Özellikle İtalya ve Almanya’nın saldırgan politikaları, dünyayı yeni bir savaşın eşiğine getirmişti. İşte böyle bir ortamda, Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki genç Türkiye Cumhuriyeti, kendi güvenliğini sağlamak ve bu fırtınadan yara almadan çıkmak için bazı akıllıca adımlar attı. Gel bu adımlara bakalım:
Adım 1: Bölgesel İttifaklar Kurmak
Türkiye, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi gereği barıştan yanaydı ama çevresindeki tehlikenin de farkındaydı. Bu yüzden komşularıyla iş birliği yaparak güvenlik çemberleri oluşturdu. Metinde de geçtiği gibi bunlar:
- Balkan Antantı: Batı sınırımızı güvence altına almak için Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile kurduğumuz bir dostluk ve saldırmazlık paktıdır.
- Sadabat Paktı: Doğu sınırımızı güvence altına almak için İran, Irak ve Afganistan ile kurduğumuz benzer bir dostluk paktıdır.
Bu iki pakt, Türkiye’nin hem batıdan hem de doğudan gelebilecek bir tehdide karşı komşularıyla birlikte hareket edeceğini gösteren önemli adımlardı.
Adım 2: Uluslararası Kuruluşlarda Aktif Rol Almak ve İlişkileri Geliştirmek
Türkiye, dünya barışına katkıda bulunmak ve sorunlarını barışçıl yollarla çözmek için Milletler Cemiyeti’ne (Cemiyet-i Akvam) üye oldu. Ayrıca metinde de belirtildiği gibi, o dönemde Avrupa’nın güçlü devletleri olan Fransa ve İngiltere ile ilişkilerini geliştirmeye özel bir önem verdi.
Adım 3: Boğazların Egemenliğini Sağlamak
Boğazlar, bizim için hayati öneme sahip. Lozan’da tam egemenliği sağlayamamıştık. Ancak değişen dünya koşullarını çok iyi değerlendiren Türkiye, konuyu tekrar gündeme getirdi ve 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘ni imzaladı. Bu sözleşme ile Boğazların tam kontrolünü ele geçirdik. Bu, olası bir savaşta Boğazları kendi güvenliğimiz için kullanabilmemiz anlamına geliyordu. Bu çok büyük bir diplomatik başarıdır, unutma!
Adım 4: Askeri Hazırlık Yapmak
Metinde de “Muhtemel bir saldırıya karşı askerî tatbikatlar düzenlendi” ifadesi geçiyor. Yani Türkiye, barış için çabalarken bir yandan da en kötü senaryoya, yani savaşa karşı ordusunu hazır tutuyordu.
Sonuç: Kısacası Türkiye, İkinci Dünya Savaşı öncesi barışçı ama aynı zamanda tedbirli bir politika izlemiştir. Bölgesel paktlar kurarak, uluslararası siyasette aktif olarak, Boğazlar gibi stratejik bir kozu ele geçirerek ve ordusunu hazır tutarak çok yönlü bir denge siyaseti uygulamıştır.
Soru 2: Atatürk hangi devletlerin yol açacağı tehlikeye dikkat çekiyor? Atatürk, zayıf devlet adamları derken neyi kastediyor olabilir? Açıklayınız.
Çözüm:
Bu sorunun cevabı ise Atatürk’ün o harika öngörüsünü yansıtan sarı kutucuktaki metinde saklı. Gel o metni birlikte analiz edelim.
Adım 1: Tehlike Yaratan Devletleri Tespit Edelim
Atatürk, arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a söylediklerinde tehlikenin kaynağını açıkça belirtiyor. Cümleye dikkat et:
“Avrupa’da birkaç maceraperest Almanya ile İtalya‘nın başında zorla bulunuyorlar.”
İşte bu cümle bize cevabı veriyor. Atatürk, “maceraperest” yani maceracı, ne yapacağı belli olmayan, saldırgan liderler olarak gördüğü Hitler (Almanya) ve Mussolini’nin (İtalya) başa geçmesiyle bu iki devletin dünyaya büyük bir tehlike oluşturduğunu söylüyor. Onların saldırgan ve yayılmacı politikalarının dünyayı yeni bir savaşa sürükleyeceğini öngörüyor.
Adım 2: “Zayıf Devlet Adamları” Kimler Olabilir?
Şimdi de ifadenin ikinci kısmına bakalım. Atatürk şöyle devam ediyor:
“Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının güçsüzlüğünden cesaret alıyorlar.”
Burada Atatürk’ün kastettiği kişiler, o dönemde Almanya ve İtalya’nın saldırgan politikalarına karşı etkili bir duruş sergileyemeyen, onlara sürekli taviz vererek savaşı önleyebileceğini sanan başta İngiltere ve Fransa liderleridir.
Bu politikaya tarihte “Yatıştırma Politikası” (Appeasement) denir. Yani, saldırganı yatıştırmak için sürekli onun istediklerini yapmak. Örneğin, Hitler Çekoslovakya’yı işgal ettiğinde bu devletler ciddi bir tepki göstermemiş, “belki bununla doyar da durur” diye düşünmüşlerdi. Atatürk ise bu “zayıflığın” ve “güçsüzlüğün”, Hitler gibi liderleri durdurmak yerine onları daha da cesaretlendireceğini ve daha büyük felaketlere yol açacağını görmüştü. Nitekim tarih, Atatürk’ü haklı çıkardı.
Sonuç: Atatürk, yaklaşan tehlikenin Almanya ve İtalya‘dan geleceğini net bir şekilde görmüştür. “Zayıf devlet adamları” ifadesiyle de bu saldırgan liderlere karşı etkisiz kalan, tavizkar bir politika izleyen ve böylece onları dolaylı olarak cesaretlendiren dönemin İngiliz ve Fransız yöneticilerini kastetmiştir. Bu sözler, onun ne kadar ileri görüşlü bir lider olduğunun en güzel kanıtlarından biridir.