7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1. Kitap Sayfa 195
Merhaba sevgili öğrencim! Bugün seninle beraber çok güzel etkinlikler yapacağız. Karşındaki soruları tek tek inceleyip, senin anlayabileceğin, samimi bir dille açıklayacağım. Unutma, Türkçe dersinde her zaman düşüncelerini özgürce ifade etmek ve kelimelerin dünyasında yolculuk yapmak çok kıymetlidir. Hazır mısın? Başlayalım!
6. Etkinlik: “Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî” belgeselinin tutarlılığını (mantık kurallarına uyması, duygusal ve düşünsel çelişkiler taşımaması, konudan sapılmaması) sorgulayarak düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
Sevgili öğrencim, bu soru bizden bir belgeselin ne kadar “tutarlı” olduğunu düşünmemizi istiyor. Yani, eğer Mevlânâ hakkında bir belgesel izleseydik, neleri sorgulardık? Tutarlılık, bir şeyin birbiriyle çelişmemesi, mantıklı olması ve konudan ayrılmaması demektir. Şimdi seninle birlikte bu konuyu adım adım düşünelim:
Adım 1: Mantık Kurallarına Uyma
Bir belgesel izlerken, anlatılan bilgilerin gerçeklerle örtüşüp örtüşmediğine dikkat etmeliyiz. Örneğin, Mevlânâ’nın yaşadığı dönemle ilgili verilen bilgiler, tarihî gerçeklerle uyumlu mu? Mevlânâ’nın sözleri veya hayatından kesitler, mantıklı bir akış içinde mi sunuluyor? Eğer belgeselde bir olay anlatılıyorsa, bu olayın neden-sonuç ilişkileri doğru kurulmuş mu? İşte tüm bunlar, belgeselin mantık kurallarına uyup uymadığını gösterir.
Adım 2: Duygusal ve Düşünsel Çelişkiler Taşımama
Mevlânâ gibi büyük bir düşünürün hayatı ve felsefesi anlatılırken, belgeselin içinde farklı yerlerde birbirine zıt fikirler veya duygular olmamalıdır. Yani, bir yerde Mevlânâ’nın hoşgörüsünden bahsedilirken, başka bir yerde hoşgörüye aykırı bir düşünce savunuluyorsa, bu bir çelişki olur. Belgesel, Mevlânâ’nın bütüncül kişiliğini ve felsefesini tutarlı bir şekilde yansıtmalıdır. Anlatıcının veya gösterilen kişilerin düşünceleri, belgeselin genel mesajıyla uyumlu olmalı, kafamızı karıştırmamalıdır.
Adım 3: Konudan Sapılmama
Bir belgesel, adından da anlaşılacağı gibi belirli bir konuyu ele alır. “Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî” belgeselinin ana konusu Mevlânâ’nın hayatı, eserleri, felsefesi ve yaşadığı dönemdir. Belgesel, bu ana konudan uzaklaşarak alakasız bilgilere veya başka kişilerin hikayelerine çok fazla yer vermemelidir. Evet, Mevlânâ’yı daha iyi anlamak için dönemin genel havasından bahsedilebilir ama bu, ana konunun önüne geçmemelidir. Belgeseli izlerken, “Acaba konu dağıldı mı?” diye kendimize sormamalıyız. Her şey Mevlânâ’yı daha iyi anlamamıza hizmet etmelidir.
Sonuç olarak, bir Mevlânâ belgeseli izlediğimde, onun derin felsefesini ve hoşgörü dolu yaşamını doğru, mantıklı ve çelişkisiz bir şekilde aktarıp aktarmadığına bakarım. Belgesel, beni Mevlânâ’nın dünyasına götürürken, kafamda soru işaretleri bırakmamalı, aksine yeni kapılar açmalıdır. Eğer bu üç maddeye dikkat edilmişse, o belgesel gerçekten tutarlı ve başarılıdır diyebiliriz.
7. Etkinlik: “Fare ile Kurbağa” metninde geçen ek fiilleri bularak birer cümlede kullanınız.
Sevgili öğrencim, şimdi de “Fare ile Kurbağa” metnindeki ek fiilleri bulup, onları başka cümlelerde kullanalım. Ek fiil, isim soylu kelimeleri yüklem yapan ya da basit zamanlı fiilleri birleşik zamanlı yapan “imek” fiilidir. Hatırlarsan, ek fiilin dört farklı çekimi vardı: “idi” (hikâye), “imiş” (rivayet), “ise” (şart) ve “-dir” (geniş zaman). Haydi, metni dikkatlice okuyalım ve ek fiilleri bulalım:
Metinden bulduğumuz ek fiiller ve onlarla kurduğumuz yeni cümleler:
-
inmiş (inmek fiiline gelen -miş ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “…bir karga süzülerek yere inmiş…”
Yeni Cümle: Hava kararmadan önce yağmur yağmaya inmiş gibiydi.
-
havalanmış (havalanmak fiiline gelen -mış ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “…fareyi yakaladığı gibi havalanmış.”
Yeni Cümle: Balıkçıl kuş, avını yakalar yakalamaz hemen havalanmış.
-
başlamış (başlamak fiiline gelen -mış ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “Kurbağa havada sallanmaya başlamış.”
Yeni Cümle: Dün akşam izlediğimiz film çok ilginç bir şekilde başlamış.
-
gagasındaymış (gagasında ismine gelen -ymış ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “Fare, karganın gagasındaymış…”
Yeni Cümle: Çocuk, oyuncağının annesinin çantasında gagasındaymış gibi durduğunu fark etti.
-
aşağıda ise (aşağıda ismine gelen -yse ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “…daha aşağıda ise ipe bağlı kurbağa…”
Yeni Cümle: Eğer kitaplığın üst rafındaki kitaplar sana yüksek gelirse, aşağıda ise daha kolay ulaşabilirsin.
-
verememişler (verememek fiiline gelen -miş ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “Onlar bu hâlde görenler olan bitene bir anlam verememişler.”
Yeni Cümle: Sınavda çıkan zor sorular yüzünden birçok öğrenci tüm cevapları doğru verememişler.
-
şaşırmışlar (şaşırmak fiiline gelen -mış ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “…kurbağayı avlayabildiğine şaşırmışlar.”
Yeni Cümle: Yolda aniden karşılarına çıkan sincabı görünce çocuklar çok şaşırmışlar.
-
diyormuş (demek fiiline gelen -yor ve -muş ek fiili)
Metindeki Kullanımı: “…kendi kendine diyormuş ki:”
Yeni Cümle: Dedem, gençliğinde çok çalışkan bir öğrenci olduğunu her zaman diyormuş.
Gördün mü, ek fiiller ne kadar da çok karşımıza çıkıyor! Onları bulmak ve farklı cümlelerde kullanmak çok eğlenceli, değil mi?
8. Etkinlik: Aşağıdaki paragraftan yola çıkarak A4 kağıdına paragrafın sizde uyandırdığı düşünceleri anlatan bir yazı yazınız. Yazınızı sınıf veya okul panosunda paylaşınız.
Bir şey yap… Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya Becere-mez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla Ama hep güzel şeyler olsun.
Şems-i Tebrizi
Sevgili öğrencim, Şems-i Tebrizi’nin bu sözleri gerçekten de insana ilham veren, içini ısıtan cinsten. Bize diyor ki, hayatı güzelleştirmek aslında çok basit adımlarla mümkün. Büyük işler başarmak zorunda değiliz, bazen küçücük bir hareket bile dünyayı değiştirebilir. Şimdi seninle bu güzel sözlerden yola çıkarak, kendi düşüncelerimizi anlatan bir yazı yazalım. Haydi, kalemini al ve benimle birlikte düşüncelerini kağıda dök!
Hayata Güzel Dokunuşlar
Şems-i Tebrizi’nin “Bir şey yap… Güzel olsun.” sözü, ilk okuduğumda içimde sıcacık bir his uyandırdı. Bazen hayatın koşuşturmacasında, etrafımızdaki güzellikleri fark etmeyi unutur, hatta kendimiz bile güzel bir şeyler yapmaktan çekiniriz. Oysa Şems, bize çok değerli bir ders veriyor: Güzellik, büyük ve ulaşılmaz bir hedef değil, tam aksine hayatımızın her anına katabileceğimiz, küçük dokunuşlarla çoğaltabileceğimiz bir mucize.
Düşünsene, sabah uyandığında odanı toplamak, bir çiçeği sulamak ya da en basitinden bir arkadaşına gülümsemek… Bunların hepsi “güzel bir şey yapmak” değil mi? Bazen “Aman canım, ne olacak ki?” diye geçiştirdiğimiz bu küçük eylemler, aslında hem bizim ruhumuzu besliyor hem de çevremizdeki insanlara pozitif bir enerji yayıyor. Bir şeyi özenle yapmak, ona ruhumuzu katmak, o işi güzelleştirir. Tıpkı bir ressamın fırça darbeleri gibi, hayatımıza da özenli dokunuşlar katmalıyız.
Peki ya “güzel bir şey söylemek”? Birine teşekkür etmek, “Nasılsın?” diye sormak, iltifat etmek… Bunlar dilimizin ucunda olan, hiç de zor olmayan şeyler. Bazen bir kelime, bir cümlenin büyüsü, kırık bir kalbi onarabilir, birinin gününü aydınlatabilir. Kötü söz yerine güzel söz söylemek, hem bizi hem de karşımızdakini iyi hissettirir. Dilimizle de güzellikler yaratabiliriz. Tıpkı bir şairin kelimelerle yaptığı gibi.
Şems’in dediği gibi, eğer bir şeyler yapmak ya da söylemek zor geliyorsa, o zaman “güzel bir şey gör”. Bazen bir bulutun şekli, bir kuşun uçuşu, bir çocuğun gülüşü… Etrafımız güzelliklerle dolu ama biz çoğu zaman acele ettiğimizden onları görmeyi unuturuz. Durup etrafımıza bakmak, doğanın sunduğu harikaları fark etmek, aslında ruhumuza iyi gelen bir ilaç gibidir. Güzeli görmek, hayata karşı bakış açımızı değiştirir.
Ve son olarak, “güzel bir şeye başla”. Belki yeni bir hobiye başlamak, yeni bir kitap okumak, yeni bir arkadaş edinmek… Bir adım atmak, bazen en zor kısım olabilir. Ama o ilk adımı attığımızda, güzelliklerin bizi beklediğini görürüz. Önemli olan niyet etmek ve başlamaktır. Tıpkı bir tohumun toprağa düşüp filizlenmesi gibi, biz de güzel bir başlangıçla harika şeyler ortaya çıkarabiliriz.
Şems-i Tebrizi’nin bu sözleri bana şunu öğretti: Hayat, bizim ona nasıl yaklaştığımıza göre şekillenir. Eğer güzellikleri ararsak, onları buluruz. Eğer güzellikler yaratmaya çalışırsak, hayatımız da güzelleşir. Her gün, küçük de olsa, güzel bir şey yapmaya, söylemeye, görmeye veya başlamaya niyet edelim. Çünkü “hep güzel şeyler olsun” diye yaşamak, insanı gerçekten mutlu eder.
Umarım bu açıklamalar ve örnekler senin için faydalı olmuştur sevgili öğrencim. Unutma, Türkçe dersi sadece kuralları öğrenmek değil, aynı zamanda kelimelerle düşünmek, hissetmek ve kendini ifade etmektir. Bir sonraki derste görüşmek üzere!