6. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Anka Yayınları Sayfa 25
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Şimdi size gönderdiğim metin ve soruları birlikte inceleyip, adım adım çözümlerini yapalım. Unutmayın, okuduğumuzu iyi anlamak ve soruları dikkatlice okumak çok önemli. Haydi başlayalım!
4. Etkinlik
1. Metne göre samimiyet nedir, ne değildir? Açıklayınız.
Sevgili çocuklar, metne göre samimiyet, içimizdekiyle bir olmak, yani düşündüğümüzü, hissettiğimizi ve inandığımızı olduğu gibi ortaya koymaktır. Kısacası, kendimiz olmaktır, içimiz dışımız bir olmaktır.
Peki, samimiyet ne değildir? Metin bize şunu söylüyor: Samimiyet, ikiyüzlülük yapmak, yani düşünmediğimiz veya inanmadığımız şeyleri söylemek değildir. Ayrıca, aklımıza gelen her şeyi hiç düşünmeden, tartmadan söylemek de samimiyet değildir. Metinde, “aklımıza geleni şöyle iyice bir tartmadan söylemeye hakkımız yoktur” deniyor. Bu da demek oluyor ki, samimi olmak demek, patavatsız olmak demek değildir. Hem doğruyu söyleyeceğiz hem de bunu düşünerek, karşımızdakini kırmadan söyleyeceğiz.
2. Yazar, André Gide’e göre samimiyetin ne olduğunu savunuyor?
Metinde geçen André Gide’in çok güzel bir sözü var: “Samimiyet bir duruş değil, bir hareket, bir yürüyüş ve bir varış noktasıdır.”
Bu sözle yazar, samimiyetin sabit bir durum olmadığını, sürekli devam eden, gelişen bir süreç olduğunu vurguluyor. Yani samimiyet, bir anda olup biten veya hep aynı kalan bir şey değil, hayatımız boyunca üzerinde çalıştığımız, kendimizi geliştirdiğimiz bir yolculuk gibidir.
3. Samimiyetin başlaması için önce neleri içinize sindirmelisiniz? Neden?
Samimiyetin gerçekten başlayabilmesi için metin bize iki önemli şeyi içimize sindirmemiz gerektiğini söylüyor:
- Birincisi, ikiyüzlülük yapmamayı, yani düşünmediğimiz, inanmadığımız veya hissetmediğimiz şeyleri söylememeyi içimize sindirmeliyiz. Kısacası, sahte olmamayı öğrenmeliyiz.
- İkincisi, aklımıza gelen her şeyi hiç tartmadan, düşünmeden söylememeyi içimize sindirmeliyiz. Çünkü samimiyet, patavatsızlık demek değildir. Söylediklerimizin etkilerini düşünmek, onları tartmak da samimiyetin bir parçasıdır.
Neden mi? Çünkü metinde de belirtildiği gibi, toplumda insanlar bizden sadece samimiyet değil, aynı zamanda terbiye ve nezaket beklerler. Gerçek samimiyet, hem dürüst olmak hem de karşımızdaki insana ve sosyal kurallara saygı duymakla başlar.
4. Yazarın “Toplum hayatında kişiler birbirlerinden samimilik beklemezler. Terbiye beklerler, nezaket beklerler, kişilerin birtakım kurallara uymasını isterler.” cümlesindeki düşüncesine katılıyor musunuz?
Evet, ben yazarın bu düşüncesine kesinlikle katılıyorum. Çünkü günlük hayatta, özellikle okuldaki arkadaşlıklarımızda, ailemizle veya çevremizdeki insanlarla ilişkilerimizde, her zaman en içten düşüncelerimizi olduğu gibi söyleyemeyiz. Bazen karşımızdaki insanı kırmamak, ortamın düzenini bozmamak veya saygısızlık etmemek adına bazı şeyleri içimizde tutarız ya da daha kibar bir dille ifade ederiz.
Toplumda, belli başlı görgü kuralları ve nezaket beklentileri vardır. Eğer herkes aklına geleni olduğu gibi söyleseydi, o zaman çok fazla kırgınlık ve karmaşa yaşanabilirdi. Bu yüzden, terbiye ve nezaket, sosyal hayatın olmazsa olmazıdır diye düşünüyorum.
5. Toplum hayatında insanlardan neler bekliyorsunuz?
Ben toplum hayatında insanlardan öncelikle saygı ve anlayış beklerim. Herkesin farklı düşünceleri ve duyguları olabileceğini bilerek, birbirimize hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Elbette dürüstlük ve içtenlik de çok önemli, ama bu dürüstlüğün nezaket kuralları içinde sunulması gerektiğine inanıyorum. Yani, doğruyu söylemekle birlikte, bunu karşımızdaki kişiyi incitmeyecek bir şekilde yapmalıyız. İnsanların birbirine karşı sorumluluklarını bilmeleri ve kibar olmaları, bence daha yaşanılır bir toplum oluşturur.
6. Bu metni okumadan önce samimiyetin ne olduğu konusundaki fikriniz ile metni okuduktan sonraki fikirlerinizi kıyaslayınız.
Bu soruya kendi adıma cevap vereyim, siz de kendi düşüncelerinizi bu şekilde kıyaslayabilirsiniz:
Metni okumadan önce: Samimiyeti daha çok “her zaman doğruyu söylemek”, “içinden geldiği gibi davranmak” veya “hiçbir şeyi saklamamak” olarak düşünüyordum. Yani, biraz daha filtresiz bir dürüstlük olarak algılıyordum.
Metni okuduktan sonra: Samimiyetin aslında çok daha derin ve karmaşık bir kavram olduğunu anladım. Metin, samimiyetin sadece doğruyu söylemek değil, aynı zamanda düşünerek, tartarak ve nezaketle ifade etmek olduğunu vurguladı. Özellikle André Gide’in “bir duruş değil, bir hareket” sözü, samimiyetin sürekli bir çaba gerektiren bir yolculuk olduğunu gösterdi. Ayrıca, toplumda her zaman tam anlamıyla “samimi” olmanın (yani aklına geleni söylemenin) beklendiği değil, daha çok terbiye ve nezaketin ön planda tutulduğu gerçeği, samimiyet anlayışımı daha da zenginleştirdi. Artık samimiyetin, hem içten olmak hem de bunu akıllıca ve saygılı bir şekilde ifade etmek olduğunu düşünüyorum.