5. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1 Sayfa 155
Merhaba sevgili öğrencilerim! Türkçe dersimizin bu bölümünde söz sanatları ve yaratıcı yazma üzerine harika etkinlikler yapacağız. Hazır mısınız? Başlayalım!
10. ETKİNLİK
Karekodu okutarak “Anadolu” adlı metni dikkatlice dinleyiniz. Metni dinlerken söz sanatlarından benzetme, kişileştirme ve konuşturmanın geçtiği cümleleri belirleyerek aşağıdaki alanlara yazınız.
Çözüm:
Sevgili çocuklar, bu etkinlikte aslında bir karekod okutup “Anadolu” metnini dinlememiz gerekiyor. Ancak şu an o metne ulaşamadığımız için ben size bu söz sanatlarını kısaca açıklayacak ve o metinde olabilecek tarzda örnek cümleler yazacağım. Böylece hem söz sanatlarını tekrar etmiş olacağız hem de bu etkinliği nasıl yapacağınızı anlamış olacaksınız. Unutmayın, önemli olan konuyu kavramak!
Önce bu söz sanatlarının ne anlama geldiğini hatırlayalım:
- Kişileştirme: İnsan dışındaki varlıklara (hayvanlara, bitkilere, cansız varlıklara) insanlara ait özellikler verme sanatıdır. Mesela bir ağacın ağlaması, bir rüzgarın fısıldaması gibi.
- Konuşturma: Kişileştirmenin bir adım ötesidir. İnsan dışındaki varlıkları konuşturma, yani onlara söz söyletme sanatıdır. Tıpkı hayvan masallarında hayvanların konuşması gibi.
- Benzetme: İki farklı varlık ya da kavram arasında ortak bir özellikten yola çıkarak yapılan karşılaştırmadır. Bir şeyi başka bir şeye benzetiriz. “Aslan gibi güçlü” derken gücü aslana benzetiriz.
Şimdi “Anadolu” metninde geçebilecek örnek cümlelerle bu söz sanatlarını aşağıya yazalım:
Kişileştirme
Adım 1: Kişileştirme, insan dışındaki varlıklara insan özelliği vermek demekti. Anadolu’yu düşündüğümüzde, toprakları, dağları, nehirleri canlandırabiliriz.
Adım 2: Örnek bir cümle oluşturalım.
Sonuç:
Anadolu’nun bereketli toprakları, binlerce yıldır insanlara kucak açmış, onları şefkatle beslemiştir.
Toros Dağları, heybetli duruşuyla gökyüzüne meydan okuyordu.
Konuşturma
Adım 1: Konuşturma, cansız varlıkların veya hayvanların konuşması demekti. Anadolu’nun tarihini, yaşadıklarını bir varlığa söyletelim.
Adım 2: Örnek bir cümle oluşturalım.
Sonuç:
Bir çınar ağacı, dallarını rüzgarda sallayarak, “Ben bu topraklarda nice imparatorluklar gördüm,” diye fısıldıyordu.
Fırat Nehri, “Benim sularım nice sırları saklar,” diyerek ovaya doğru akıyordu.
Benzetme
Adım 1: Benzetme, iki farklı şeyi ortak bir özellikten dolayı birbirine benzetmek demekti. Anadolu’nun güzelliklerini veya özelliklerini başka şeylere benzetelim.
Adım 2: Örnek bir cümle oluşturalım.
Sonuç:
Anadolu, adeta bir ana gibi, tüm çocuklarını sevgiyle sarmıştır.
Yeşil ovaları, uçsuz bucaksız bir halı gibi serilmişti ayaklarımızın altına.
***
11. ETKİNLİK
Bu topraklarda yaşayan bin yıllık bir çınar ağacı olduğunuzu hayal ediniz. Vatan toprağı üzerinde yaşanan her olaya şahit oldunuz ve korku, sevinç, üzüntü, gurur gibi birçok duyguyu yaşadınız. Söz sanatlarından ve temada öğrendiğiniz söz varlıklarından yararlanarak çınar ağacının yaşadıklarıyla ilgili duygularınızı aşağıdaki cümleden hareketle yazınız.
Merhaba arkadaşlar, ben Bursa’da bin yıldır yaşayan bir çınarım…
Çözüm:
Harika bir etkinlik! Kendimizi bin yıllık, bilge bir çınar ağacının yerine koyacağız ve onun gözünden, onun duygularıyla bir hikaye yazacağız. Unutmayın, bir ağaç gibi düşünüp, onun neler hissedebileceğini, neler görebileceğini hayal etmeliyiz. Duyguları ve söz sanatlarını kullanmaya özen gösterelim.
Adım 1: Verilen başlangıç cümlesini yazalım.
Adım 2: Çınar ağacının yaşadığı olayları ve hissettiği duyguları (korku, sevinç, üzüntü, gurur) ekleyelim.
Adım 3: Cümlelerimize kişileştirme, konuşturma ve benzetme gibi söz sanatlarını katmaya çalışalım.
Adım 4: Yazdıklarımızın bir bütün olmasına ve bir ağacın dilinden anlatıldığına dikkat edelim.
Sonuç:
Merhaba arkadaşlar, ben Bursa’da bin yıldır yaşayan bir çınarım. Köklerim bu toprağın derinliklerine öyle sıkı tutunmuş ki, adeta tarihin kendisiyle birleşmişim. Dallarım her ilkbaharda gökyüzüne doğru uzanırken, yapraklarım rüzgarla dans eder, bana nice anıları fısıldar. Bu vatan toprağı üzerinde gözlerim ne savaşlar, ne barışlar gördü. Bazen gökyüzünü kaplayan kara bulutlar gibi üzerime çöken korkuyla titredim, gürültülü ayak sesleriyle toprağın sarsılışını hissettim. Ama sonra, barışın güneşi yeniden doğduğunda, içim sevinçle dolup taştı, her bir yaprağım yeniden yeşerdi. Bazen, ayrılıkların hüznüyle dökülen gözyaşları gibi damlalarla ıslandı gövdem; insanlar sevdiklerine veda ederken, benim de içim burkuldu. Ama en çok da, bu topraklarda filizlenen umutları, kazanılan zaferleri gördüğümde gurur duydum kendimle. Sanki her bir dalım, bu vatanın şanlı tarihini göğsümde taşıyan bir bayrak gibiydi. Ben, bu toprağın sessiz tanığı, bin yıllık bir çınarım ve her geçen gün, bu vatanın güzelliklerine ve gücüne bir kez daha hayran kalıyorum.