8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Nev Kitap Yayınları Sayfa 180
Merhaba sevgili öğrenciler! İnkılap Tarihi dersimize hoş geldiniz. Bugün, 8. Sınıf müfredatımızda yer alan önemli bir konuyu, Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası’nı, elimizdeki metinden hareketle inceleyeceğiz. Gelin, bu metindeki soruları adım adım çözelim ve konuyu iyice anlayalım.
—
Soru 1:
1924 yılında İstanbul’da, Türkiye ve İngiltere arasında başlayan görüşmelerden de bir sonuç alınamayınca, çünkü Türkiye’nin çoğunlukta bulunduğu ve Misak-ı Millî sınırları içinde olan Musul’un kendi-sine verilmesini istiyordu. İngiltere ise zengin petrol kaynaklarını kaybetmemek için Musul’un kendi himayesi altındaki Irak’a bırakılmasından yanaydı.
İki ülke arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca İngiltere, sorunun çözümü için Milletler Cemiyeti’ne başvurdu. Fakat bu tarihte Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üye olmaması ve hiçbir ül-kenin bizi desteklememesi sebebiyle Musul konusunda etkili olunamadı.
Metinde verilen bilgilere göre, Türkiye’nin Musul sorunuyla ilgili izlediği politika hakkında neler söylenebilir?
Çözüm:
Sevgili gençler, metni dikkatlice okuduğumuzda Türkiye’nin Musul konusunda **haklı taleplerini dile getirdiğini** görüyoruz. Türkiye, Musul’un kendi sınırları içinde olduğunu ve oradaki halkın da kendi egemenliği altında yaşamak istediğini savunuyor. İngiltere’nin ise bölgedeki **petrol kaynaklarını kendi çıkarları için kullanmak istediği** anlaşılıyor.
Türkiye’nin bu konuyu Milletler Cemiyeti’ne taşıması, sorunu **uluslararası bir platforma** götürme çabasını gösteriyor. Ancak, o dönemde Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne üye olmaması ve uluslararası alanda yeterli desteği bulamaması, bu girişimin **başarısız olmasına** neden oluyor. Kısacası, Türkiye’nin Musul politikasında **haklı ve barışçıl bir tutum sergilediği** ancak uluslararası koşulların aleyhte olduğu söylenebilir.
—
Soru 2:
Görüşünü Söyle
Türkiye, Musul sorunu barış yolu ile çözmek için üye olmadığı hâlde bu sorunu Milletler Cemiyeti-ne taşımıştır. Bu davranış Türkiye’nin dış politikada nasıl bir tutum sergilediğini gösterir? Düşünceleri-nizi söyleyiniz.
Çözüm:
Bu soru, aslında Türkiye’nin Musul konusunda nasıl bir dış politika izlediğini anlamamızı sağlıyor. Metinden de anladığımız gibi, Türkiye o dönemde Milletler Cemiyeti’ne üye değil. Buna rağmen, sorunu kendi başına çözemeyeceğini anlayınca, **uluslararası bir barış kuruluşu olan Milletler Cemiyeti’ne başvuruyor.**
Bu davranış, Türkiye’nin **barışçıl yollara başvurduğunu** ve sorunları **askeri yollarla değil, diplomatik yollarla çözmek istediğini** gösteriyor. Üye olmasa bile, uluslararası hukuka ve barışa önem verdiğini kanıtlıyor. Bu, **akılcı ve çözüm odaklı bir dış politika** anlayışının bir göstergesidir. Yani, Türkiye’nin bu tavrı, **barışçıl ve uluslararası işbirliğine açık bir devlet olduğunu** ortaya koymaktadır.
—
Soru 3:
Milletler Cemiyeti’nde bu gelişmeler yaşanırken İngiltere, Türkiye’nin doğusunda ortaya çıkan rejim karşıtı doğu-da çıkan bir ayaklanmayı gizlice desteklemeye başladı. Musul için yapılan askerî hazırlık, doğuda çıkan doğuda çıkan bu ayaklanmanın bastırılmasında kullanıldı. Böylece olaylar İngiltere’nin istediği gibi sonuçlandı. Bu arada Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a verilmesi yönünde bir tav-siye kararı aldı. Türkiye, bu tavsiye kararına uyarak İngilte-re ile anlaşma yoluna gitti. İngiltere ile Türkiye arasında, 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre;
- Musul, Kerkük ve Süleymaniye İngiliz sömürgesi olan Irak’a bırakıldı.
- Türk-Irak sınırı çizildi.
- Irak, Musul’dan elde ettiği petrol gelirlerinden %10’unu 25 yıllığına Türkiye’ye verecekti.
Çözüm:
Bu kısımda, Musul sorununun nasıl sonuçlandığını ve hangi antlaşmanın yapıldığını görüyoruz.
Ankara Antlaşması’nın maddeleri incelendiğinde, bu antlaşmanın Türkiye açısından hangi olumlu ve olumsuz sonuçları ortaya çıkmıştır?
Sevgili öğrenciler, bu soruyu daha iyi anlamak için antlaşmanın maddelerine tek tek bakalım:
- Olumsuz Sonuçlar: En belirgin olumsuzluk, Musul’un ve çevresindeki zengin petrol yataklarının bulunduğu toprakların **Irak’a bırakılmasıdır.** Bu, Türkiye’nin ulusal sınırları ve ekonomik kaynakları açısından bir kayıptır.
- Olumlu Sonuçlar: Buna karşılık, Türkiye bu antlaşmayla **Türk-Irak sınırını kesin olarak çizdirmiştir.** Bu, sınır güvenliği açısından önemlidir. Ayrıca, Irak’ın elde ettiği **petrol gelirlerinden %10 pay alacak olması**, Türkiye’ye ekonomik bir katkı sağlayacaktır. Bu payın 25 yıl boyunca alınacak olması da önemli bir detaydır.
Yani özetle, Türkiye Musul’u kaybetmiş olsa da, sınırlarını güvence altına almış ve gelecekte ekonomik bir kazanç elde etme şansı yakalamıştır. Bu, o dönemin şartlarında **yapılan en iyi anlaşmalardan biri olarak kabul edilir.**
—
Soru 4:
Dış Borçlar Sorunu
Türkiye ile Fransa arasındaki en büyük sorunlardan biri de borçlar meselesi idi. Osmanlı Devleti’nin en çok borç aldığı devlet Fransa idi. Lozan Barış görüşmelerinde bu konu karara bağlanamamıştı. Daha sonra Türkiye ile Fransa arasında borçlar meselesi ile ilgili yapılan görüşmeler 1928 yılında sonuç-landı. Ödenecek borç taksitlendirildi. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı Türk ekonomisini olumsuz etkiledi. Bunun üzerine iki devlet arasındaki görüşmeler yeniden başlandı. 22 Nisan 1933 tarihinde Pa-ris’te Türkiye’nin lehine olan yeni bir sözleşme imzalandı ve borç miktarı taksitlendirildi. Osmanlı Devle-ti’nden kalan son borç taksidi 1954 yılında ödendi.
Soru/yorum
Savaştan yeni çıkmış bir devletin dış borç ödemesinin zorluğu hakkında neler düşünüyorsunuz?
Çözüm:
Bu bölüm, Türkiye’nin yaşadığı bir diğer önemli dış politika sorununu, yani **dış borçlar meselesini** anlatıyor. Özellikle Osmanlı Devleti’nden kalan borçların ödenmesi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için oldukça zorlu bir süreç olmuştur.
Sevgili öğrenciler, savaştan yeni çıkmış bir ülkenin ekonomisi genellikle çok zayıftır. Ülkenin kaynakları savaşın yaralarını sarmak, altyapıyı yeniden kurmak ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılır. Bu durumda, bir de **eski bir devletin borçlarını ödemek** gibi ağır bir yükle karşılaşmak, ekonomiyi daha da zorlar.
Metinde de gördüğümüz gibi, Türkiye bu borçları ödeyebilmek için **Fransa ile defalarca görüşmek zorunda kalmış**, borçları taksitlendirmiş ve hatta **yeni sözleşmeler imzalamıştır.** 1929’daki ekonomik bunalım gibi küresel krizler de bu süreci daha da karmaşıklaştırmıştır. Son borcun 1954 yılında ödenmiş olması, bu meselenin ne kadar uzun soluklu ve zorlu bir süreç olduğunu göstermektedir.
Yani, savaştan yeni çıkmış bir devletin dış borç ödemesinin **çok büyük bir zorluk** olduğunu söyleyebiliriz. Bu, ülkenin ekonomik bağımsızlığını kısıtlayabilir ve kalkınma çabalarını yavaşlatabilir. Bu nedenle, dış borçların dikkatli yönetilmesi ve ödeme planlarının ülkenin ekonomik durumuna uygun olması büyük önem taşır.
—
Umarım bu soruların çözümleri ve açıklamaları konuyu daha iyi anlamanıza yardımcı olmuştur. Bir sonraki dersimizde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!