8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 185
Harika bir görev! Sevgili 8. sınıf öğrencilerim, ders kitabımızdaki bu önemli konuyu ve soruları şimdi hep birlikte, adım adım inceleyelim ve çözelim. Atatürk’ün dış politika ilkeleri, hem o dönemi anlamak hem de günümüzü yorumlamak için çok değerli. Haydi, sorulara bir göz atalım!
Soru 1: Atatürk’ün diplomatik ilişkilerde gerçekçilik ilkesini nasıl uyguladığını örneklerle açıklayınız.
Merhaba arkadaşlar, bu soru bizden Atatürk’ün dış politikada hayalperest olmadığını, yani “Gerçekçilik” ilkesine bağlı kaldığını örneklerle göstermemizi istiyor. Gelin adım adım inceleyelim.
Adım 1: “Gerçekçilik” ne demek, onu anlayalım.
Gerçekçilik, ulaşılması imkânsız, büyük hayaller peşinde koşmak yerine; devletin ve milletin gücünü, imkânlarını ve dünyanın o anki durumunu göz önünde bulundurarak akılcı ve ulaşılabilir hedefler belirlemektir. Metinde de dediği gibi, “boş hayaller peşinde koşmayan, maceracılıktan uzak bir politika” izlemektir. Kısacası, “Ayağını yorganına göre uzatmak” gibi düşünebilirsiniz.
Adım 2: Atatürk’ün bu ilkeyi nasıl uyguladığına örnekler verelim.
- Misak-ı Millî Sınırları: Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği tüm toprakları geri alma gibi hayalî bir hedefin peşinden gitmemiştir. Bunun yerine, Türk vatanının kabul edilebilir asgari sınırları olan Misak-ı Millî‘yi hedef olarak belirlemiştir. Bu, hem ulaşılabilir hem de meşru (haklı) bir hedefti. Metindeki kutucukta da Atatürk’ün “…Türkiye Büyük Millet Meclisinin kesin olarak belirlenmiş millî sınırları dahilinde hayatını ve istiklâlini temin etmeye yöneliktir.” sözü tam olarak bunu anlatıyor.
- Hatay’ın Anavatan’a Katılması: Atatürk, Hatay’ı anavatana katmak için hemen savaşa girmemiştir. Sabırla beklemiş, uluslararası konjonktürün (yani dünya siyasi durumunun) Türkiye’nin lehine dönmesini beklemiştir. 1930’ların sonunda Avrupa’da II. Dünya Savaşı tehlikesi belirince, Fransa’nın Suriye’den çekilme durumu ortaya çıktı. Atatürk, bu durumu akıllıca bir diplomasi ile kullanarak, tek bir kurşun atmadan Hatay’ın anavatana katılmasını sağlamıştır. Bu, maceraya atılmadan, gerçekçi bir politika ile hedefe ulaşmanın en güzel örneğidir.
- Yayılmacı Olmaması: Atatürk, Turancılık gibi bütün Türkleri tek bir bayrak altında toplama gibi büyük ama o günün şartlarında imkânsız olan hedeflere yönelmemiştir. Odak noktası her zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığı ve modernleşmesi olmuştur.
Sonuç olarak; Atatürk, dış politikada gücümüzü aşan maceralara atılmak yerine, milletimizin çıkarlarını ve dünya gerçeklerini gözeten, akılcı ve barışçıl bir yol izlemiştir. Bu da onun ne kadar ileri görüşlü ve gerçekçi bir lider olduğunu gösterir.
Soru 2: Akılcılık ve bilimin ülkelerin ilerlemesindeki etkisi nedir? Tartışınız.
Bu da çok güzel bir tartışma konusu arkadaşlar. Bu soru, bir ülkenin gelişmesi için aklın ve bilimin neden vazgeçilmez olduğunu sorgulamamızı istiyor.
Adım 1: “Akılcılık ve Bilim” rehberimiz olursa ne olur?
Metinde de belirtildiği gibi Akılcılık; cehaletten, taassuptan (yani körü körüne bağlılıktan) ve dogmalardan (değişmez sanılan, sorgulanamayan düşüncelerden) uzak durmaktır. Kararlarımızı alırken aklımızı, mantığımızı ve bilimsel verileri kullanmaktır. Atatürk’ün Bursa’daki konuşmasında dediği gibi:
“…İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız, ilim ve fen için kayıt ve şart yoktur…”
Bu söz, aklın ve bilimin evrensel olduğunu ve ilerlemek için mutlaka onlara sarılmamız gerektiğini vurguluyor.
Adım 2: Akıl ve bilimin bir ülkeye katkılarını sıralayalım.
- Teknolojik Gelişme: Bilim sayesinde yeni teknolojiler üretilir. Fabrikalar kurulur, modern tarım yapılır, ulaşım ve iletişim kolaylaşır. Bu da ülkeyi ekonomik olarak güçlendirir.
- Eğitimde Kalite: Bilimsel düşünceye dayalı bir eğitim sistemi, sorgulayan, araştıran, eleştirel düşünebilen nesiller yetiştirir. Bu nesiller de ülkenin geleceğini aydınlatır.
- Sağlık Alanında İlerleme: Bilim sayesinde yeni tedavi yöntemleri bulunur, hastalıklarla daha etkili mücadele edilir ve insanların yaşam kalitesi artar.
- Toplumsal Huzur: Akıl ve mantıkla hareket eden toplumlar, sorunlarını kavga ederek değil, konuşarak ve mantıklı çözümler üreterek halleder. Hurafeler ve batıl inançlar yerine bilgiye dayalı bir yaşam sürerler.
- Modernleşme ve Çağdaşlaşma: Bir ülke, aklı ve bilimi temel aldığında, dünyadaki gelişmeleri takip edebilir ve “muasır medeniyetler seviyesine” ulaşabilir. Atatürk’ün yaptığı inkılapların (Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Harf İnkılabı, üniversitelerin kurulması vb.) temelinde de bu düşünce yatar.
Tartışmanın sonucu olarak şunu söyleyebiliriz: Bir ülkenin ilerlemesi, zenginleşmesi ve dünyada saygın bir yer edinmesi, ancak ve ancak aklı ve bilimi kendisine rehber edinmesiyle mümkündür. Aklın ve bilimin ışığından uzaklaşan toplumlar, metinde de vurgulandığı gibi, “uygar olanların ayakları altında kalmaya” mahkûm olurlar. Bu yüzden Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözünü asla unutmamalıyız.