8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 148
Harika bir çalışma! Merhaba sevgili öğrencilerim, ben 8. Sınıf İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Şimdi hep birlikte bu görseldeki soruları, tabloyu ve metinleri dikkatlice inceleyerek çözeceğiz. Unutmayın, tarih sadece geçmişi öğrenmek değil, aynı zamanda verileri yorumlayarak geçmişi anlamaktır. Haydi başlayalım!
Aşağıdaki soruları tablodan ve konu bilginizden yararlanarak cevaplayınız.
Öncelikle önümüzdeki tabloya bir göz atalım. Bu tablo, 1928-1937 yılları arasında, yani Harf İnkılabı’ndan hemen sonra kurulan Millet Mektepleri‘nden mezun olanların sayısını gösteriyor. Bu okulların amacı, yeni Türk harfleriyle halka okuma-yazma öğretmekti. Tabloda yıllara göre mezun olan erkek, kadın ve toplam öğrenci sayıları ile o yılın toplam mezunlar içindeki yüzdelik oranı verilmiş.
1. En fazla mezun hangi eğitim-öğretim döneminde verilmiştir?
Bu soruyu cevaplamak için tablonun “Toplam” sütununa bakmamız gerekiyor. Bu sütun, her yıl mezun olan toplam öğrenci sayısını gösteriyor.
- Adım 1: “Toplam” sütunundaki sayıları yukarıdan aşağıya doğru inceliyoruz.
- Adım 2: Bu sayılar arasında en büyük olanını bulmaya çalışıyoruz.
597.010
262.423
188.311
…Gördüğümüz gibi, 597.010 sayısı diğerlerinden çok daha büyük.
- Adım 3: 597.010 sayısının bulunduğu satırın en solundaki “Yıllar” sütununa bakıyoruz. Orada “1928-1929” yazdığını görüyoruz.
Sonuç: En fazla mezun, 1928-1929 eğitim-öğretim döneminde verilmiştir.
Küçük bir öğretmen notu: Sizce neden ilk yıl bu kadar yüksek? Çünkü Harf İnkılabı yeni yapılmıştı ve okuma-yazma öğrenmek için büyük bir heyecan ve katılım vardı!
2. Kadınların en az mezun verdiği eğitim-öğretim dönemi hangisidir?
Bu defa tablonun “Kadın” sütununa odaklanıyoruz. Soruda bizden “en az” mezun sayısını bulmamız isteniyor, yani en küçük sayıyı arayacağız.
- Adım 1: “Kadın” sütunundaki sayıları dikkatlice inceliyoruz.
- Adım 2: Bu sayılar içinde en küçük olanını buluyoruz. Sayıları karşılaştırdığımızda 4.550 sayısının en küçük olduğunu fark ederiz.
- Adım 3: 4.550 sayısının bulunduğu satırdaki eğitim-öğretim dönemine bakıyoruz. Bu dönem “1935-1936” yılıdır.
Sonuç: Kadınların en az mezun verdiği eğitim-öğretim dönemi 1935-1936‘dır.
3. Hangi eğitim-öğretim dönemleri arasında mezun oranı yaklaşık iki kat azalmıştır?
Bu soruda “oran” kelimesi geçtiği için tablonun en sağındaki “%” (yüzde) sütununa bakmalıyız. “İki kat azalmak” demek, bir sayının yaklaşık olarak yarısına düşmesi demektir.
- Adım 1: “%” sütunundaki oranları sırasıyla inceliyoruz.
- Adım 2: Bir önceki yıla göre oranın yarıya düştüğü bir aralık arıyoruz.
1928-1929 oranı: %41.13
1929-1930 oranı: %18.08 - Adım 3: Bir hesap yapalım. 41.13’ün yarısı kabaca 20.5 yapar. Bir sonraki yılın oranı olan 18.08, bu değere oldukça yakındır. Diğer yıllar arasındaki düşüşler bu kadar keskin değil. Demek ki aradığımız cevap bu aralık.
Sonuç: Mezun oranı, 1928-1929 ile 1929-1930 eğitim-öğretim dönemleri arasında yaklaşık iki kat azalmıştır.
4. Mezun oranının en düşük olduğu eğitim-öğretim dönemi hangisidir?
Yine “%” sütununa bakıyoruz. Bu sefer bizden “en düşük” oranı, yani en küçük yüzdeyi bulmamız isteniyor.
- Adım 1: “%” sütunundaki bütün sayıları gözden geçiriyoruz.
- Adım 2: Bu sayılar içindeki en küçüğünü arıyoruz. Sayıları karşılaştırdığımızda 2.77‘nin en küçük yüzde olduğunu görüyoruz.
- Adım 3: %2.77 oranının hangi yıla ait olduğunu bulmak için aynı satırda sola doğru ilerliyoruz ve “1935-1936” yılını görüyoruz.
Sonuç: Mezun oranının en düşük olduğu eğitim-öğretim dönemi 1935-1936‘dır.
Kültürel süreklilikte dil ve tarihin önemi nedir? Örneklerle açıklayınız.
Bu harika bir soru! Kültürel süreklilik, bir milletin geleneklerinin, değerlerinin, sanatının, yani kısacası kültürünün nesilden nesile aktarılarak yaşamaya devam etmesidir. Tıpkı bir bayrak yarışı gibi, her nesil bu bayrağı bir sonrakine devreder. Bu yarışta bayrağı taşımamızı sağlayan iki önemli aracımız vardır: dil ve tarih.
-
Dilin Önemi: Dil, bir kültürün DNA’sı gibidir. Bütün kültürel birikim dilin içinde saklıdır ve onunla aktarılır.
Örneğin; Annelerimizin bize söylediği ninniler, dedelerimizin anlattığı masallar, Nasreddin Hoca fıkraları, söylediğimiz türküler ve kullandığımız atasözleri (“Damlaya damlaya göl olur” gibi) dil sayesinde yüzlerce yıldır varlığını sürdürür. Dil olmasaydı, bu değerleri gelecek nesillere nasıl aktarabilirdik? İşte bu yüzden Atatürk, Türkçeyi yabancı kelimelerden arındırmak ve zenginleştirmek için Türk Dil Kurumu‘nu kurmuştur.
-
Tarihin Önemi: Tarih ise bir milletin ortak hafızasıdır. Bizi “biz” yapan olaylar, zaferler, üzüntüler tarihin içindedir.
Örneğin; Kurtuluş Savaşı’nda atalarımızın ne büyük fedakarlıklar yaptığını bilmek, hepimizde bir ortak duygu, bir “milli bilinç” oluşturur. Çanakkale’de, Dumlupınar’da yaşananları öğrendiğimizde aynı milletin fertleri olarak gururlanır, omuz omuza hissederiz. Geçmişini bilmeyen bir millet, kökleri olmayan bir ağaç gibidir; en ufak bir rüzgarda devrilir. Atatürk’ün, Türklerin köklü ve zengin bir geçmişe sahip olduğunu kanıtlamak için Türk Tarih Kurumu‘nu kurmasının sebebi de budur.
Sonuç olarak, dil ve tarih, bir milleti ayakta tutan, geçmişini geleceğe bağlayan ve kültürel sürekliliği sağlayan iki temel direktir. Biri kültürümüzü taşır, diğeri ise bize nereden geldiğimizi hatırlatarak yol gösterir.