8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 216
Merhaba sevgili gençler, ben İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Bugün kitabımızdaki çok önemli bir konu olan “Çok Partili Hayata Geçiş” ile ilgili soruları birlikte inceleyeceğiz. Bu sorular, demokrasinin ne kadar değerli olduğunu ve ülkemizin bu yolda hangi adımları attığını daha iyi anlamamıza yardımcı olacak. Haydi başlayalım!
Soru 1: Farklı düşüncelerin mecliste temsil edilmesinin demokrasi açısından önemini araştırınız.
Merhaba arkadaşlar, bu soru aslında demokrasinin kalbiyle ilgili bir soru. Gelin adım adım inceleyelim, bakalım neden farklı fikirlerin mecliste olması bu kadar önemliymiş.
Öncelikle demokrasi neydi, bir hatırlayalım. En basit tanımıyla, halkın kendi kendini yönetmesiydi, değil mi? Yani yönetme gücünün millete ait olmasıdır. Peki, bir toplumdaki herkes aynı şeyi mi düşünür? Elbette hayır! Aramızda farklı takımları tutanlar, farklı müzikleri sevenler olduğu gibi, ülkemizin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda da farklı fikirlere sahip insanlar var. İşte bu çok normal ve hatta güzel bir şey!
İşte bu noktada siyasi partiler devreye giriyor. Benzer fikirlere sahip insanlar bir araya gelerek siyasi partileri kurarlar. Çok partili bir sistemde, bu farklı partiler seçimlere girer ve halktan oy isterler.
Peki, farklı partilerin meclise girmesi neden bu kadar önemli?
- Milli İradenin Tam Yansıması: Eğer mecliste sadece tek bir parti olursa, bu sadece o partiye oy verenlerin sesinin duyulması demektir. Ama farklı partiler meclise girdiğinde, toplumun farklı kesimlerinin (çiftçilerin, işçilerin, esnafın, öğrencilerin…) düşünceleri ve talepleri de meclise taşınmış olur. Böylece meclis, tüm milletin bir aynası haline gelir.
- Hükümetin Denetlenmesi: Mecliste hükümeti kuran partiye iktidar, diğer partilere ise muhalefet deriz. Muhalefet partilerinin en önemli görevi, iktidar partisinin çalışmalarını denetlemektir. Hükümetin yaptığı icraatları, çıkardığı kanunları halk adına eleştirirler, yanlış gördükleri yerleri söylerler. Bu denetim, hükümetin daha dikkatli ve sorumlu davranmasını sağlar. Tıpkı bir futbol maçında rakip takımın sizi sürekli kontrol etmesi gibi, bu durum iktidarı daha iyi oynamaya teşvik eder.
- Farklı Çözüm Yollarının Sunulması: Bir sorunla karşılaştığımızda, herkesin aklına farklı bir çözüm yolu gelebilir. Meclisteki farklı partiler de ülke sorunlarına farklı çözüm önerileri sunarlar. Bu sayede en doğru ve en faydalı kararların alınması için bir tartışma ortamı oluşur. Bu da ülkemiz için en iyisini bulma şansımızı artırır.
- Demokrasi Kültürünün Gelişmesi: Farklı fikirlere saygı duymak, uzlaşmak, tartışabilmek demokrasinin temelidir. Mecliste farklı partilerin bir arada çalışması, tüm topluma bu kültürü öğretir.
Kısacası, farklı düşüncelerin mecliste temsil edilmesi, demokrasinin sadece kâğıt üzerinde kalmamasını, gerçekten yaşamasını sağlar. Tıpkı bir orkestradaki farklı enstrümanların bir araya gelerek harika bir müzik oluşturması gibi, meclisteki farklı fikirler de bir araya gelerek daha güçlü bir demokrasi ve daha iyi bir yönetim oluşturur.
Soru 2: Türkiye’nin çok partili hayata geçiş sürecinde etkili olan dış faktörler nelerdir? Açıklayınız.
Arkadaşlar, bildiğiniz gibi Türkiye’de çok partili hayata geçiş denemeleri Atatürk zamanında da yapılmıştı ama başarılı olamamıştı. Ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra hem içeride hem de dışarıda öyle şeyler yaşandı ki, çok partili hayata geçiş artık bir zorunluluk haline geldi. Bu soruda bizden özellikle dış faktörleri, yani ülke dışında yaşanan ve bizi etkileyen olayları istiyor. Gelin birlikte bakalım.
Adım 1: II. Dünya Savaşı’nın Sonuçları ve Demokratik Ülkelerin Zaferi
1945’te II. Dünya Savaşı bittiğinde, savaşı kazananlar kimlerdi? İngiltere, Fransa, ABD gibi demokratik ülkeler. Kaybedenler ise Almanya ve İtalya gibi tek adam ve tek parti rejimleriyle yönetilen totaliter devletlerdi. Savaşın sonunda dünyada şöyle bir hava oluştu: “Bakın, tek partili, baskıcı rejimler dünyaya felaket getiriyor. Asıl doğru olan yönetim şekli demokrasidir.” Türkiye, bu yeni kurulan dünya düzeninde saygın bir yere sahip olmak istiyordu ve bu yüzden demokratik ülkeler arasında yer almalıydı. Bu da tek partili yönetimden vazgeçmeyi gerektiriyordu.
Adım 2: Birleşmiş Milletler’e Üyelik
Savaştan sonra dünya barışını korumak için Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. Türkiye de bu örgütün kurucu üyelerinden biriydi. BM’nin temel ilkeleri insan haklarına saygı, özgürlük ve demokrasiydi. Türkiye’nin, temelinde demokrasi olan böyle bir örgütün içinde tek partili bir sistemle devam etmesi uluslararası alanda bir çelişki olarak görülüyordu. Bu yüzden BM üyesi olmamız, demokratikleşme adımlarını hızlandıran bir dış etkendi.
Adım 3: Sovyetler Birliği Tehdidi ve Batı ile Yakınlaşma İsteği
Bu belki de en önemli dış faktördür. II. Dünya Savaşı’ndan sonra komünist bir rejimle yönetilen Sovyetler Birliği (SSCB), Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı, ayrıca Boğazlarda da askeri üsler istemeye başladı. Bu, Türkiye için çok büyük bir tehditti. Tek başına bu tehdide karşı koyması zordu. Bu yüzden Türkiye, kendisine müttefik, yani dost aradı ve yüzünü Batı’daki demokratik ülkelere, özellikle de ABD‘ye çevirdi. Ancak Batılı ülkeler, “Biz demokratik ülkelerle ittifak kurarız. Eğer bizim yanımızda yer almak ve bizden yardım görmek istiyorsanız, siz de demokratik bir ülke olmalısınız.” mesajını veriyorlardı. Yani, Sovyet tehdidine karşı Batı’nın desteğini alabilmek için çok partili hayata geçmek ve demokratik bir yönetim kurmak adeta bir şart haline gelmişti.
Sonuç olarak, II. Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni dünya düzeni, demokratik ülkelerin savaşı kazanması ve Sovyetler Birliği’nin ülkemize yönelik tehditleri, Türkiye’yi Batı bloğuna yaklaştırmış ve bu durum da çok partili hayata geçiş sürecini hızlandıran en önemli dış faktörler olmuştur.