8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 192
Harika bir çalışma konusu! Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası’nın en önemli meselelerinden biri olan Musul Sorunu’nu inceleyeceğiz. Gelin, bu metindeki soruları bir İnkılap Tarihi öğretmeni olarak birlikte, adım adım ve anlayarak çözelim.
Soru 1: İngiltere Musul sorununun çözümünde neden uzlaşmaz bir tavır takınmıştır? Açıklayınız.
Merhaba sevgili gençler. Bu soru, dönemin en büyük güçlerinden biri olan İngiltere’nin neden Musul konusunda bu kadar ısrarcı olduğunu anlamamızı istiyor. Haydi gelin, bu sorunun cevabını metinden ve tarih bilgilerimizden yola çıkarak birlikte bulalım.
Adım 1: Metindeki İpucunu Bulalım
Metnin sol alt köşesindeki kutucuğa dikkat ettiniz mi? Orada İsmet (İnönü) Bey’in çok önemli bir sözü var:
“İsmet (İnönü) Bey Musul’un Türkiye için vatan meselesi, İngilizler için ise petrol meselesi olduğuna dikkat çekmiştir.”
Bu cümle, sorunun cevabının anahtarıdır.
Adım 2: İngiltere’nin Amacını Anlayalım
İngiltere, Sanayi İnkılabı’nı gerçekleştirmiş, fabrikaları ve donanması olan dev bir imparatorluktu. 20. yüzyılın başlarında en değerli enerji kaynağı neydi? Elbette petrol! Musul ve çevresi, o dönemde bilinen en zengin petrol yataklarına sahipti. İngiltere, bu petrolü kontrol ederek hem sanayisini güçlendirmek hem de dünyadaki sömürgeci gücünü devam ettirmek istiyordu. Petrol, onlar için ekonomik ve stratejik bir hazineydi.
Adım 3: Türkiye’nin Amacıyla Karşılaştıralım
Peki Türkiye için Musul ne ifade ediyordu? Metinde de belirtildiği gibi, Musul Misakımillî sınırları içindeydi. Yani bizim için orası, binlerce yıldır Türklerin yaşadığı, vatanın ayrılmaz bir parçasıydı. Bizim derdimiz toprak bütünlüğümüzü korumaktı.
Sonuç ve Açıklama:
İngiltere’nin Musul sorununda uzlaşmaz bir tavır takınmasının temel nedeni, bölgenin zengin petrol yataklarına sahip olmasıdır. İngiltere, bu stratejik ve ekonomik kaynağı kendi kontrolü altında tutmak istiyordu. Bu yüzden, Türkiye’nin haklı ve hukuki taleplerine karşı son derece katı ve uzlaşmaz bir politika izlemiştir. Kısacası, onlar için Musul bir “çıkar”, bizim için ise bir “vatan” meselesiydi ve çıkarlarından vazgeçmek istemediler.
Soru 2: Milletler Cemiyetinde Musul konusu neden çıkmaza girmiştir? Belirtiniz.
Şimdi de ikinci sorumuza bakalım. Konu Lozan’da çözülemeyince Milletler Cemiyeti’ne (bugünkü Birleşmiş Milletler gibi düşünebilirsiniz) taşındı. Peki orada neden bir çözüme ulaşılamadı, hatta işler neden daha da karıştı? Gelin inceleyelim.
Adım 1: Milletler Cemiyeti’nin Yapısını Hatırlayalım
Milletler Cemiyeti, I. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya barışını korumak için kurulmuştu. Ancak ne yazık ki, bu cemiyet genellikle büyük ve galip devletlerin, özellikle de İngiltere ve Fransa’nın etkisi altındaydı. Yani tam olarak tarafsız bir kurum değildi.
Adım 2: Tarafların Durumunu Değerlendirelim
Bu sorunda taraflardan biri kimdi? İngiltere. Peki İngiltere, Milletler Cemiyeti’nin en güçlü ve kurucu üyelerinden biri miydi? Evet! Türkiye ise o dönemde henüz Cemiyet’e üye bile değildi ve Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış, kendini toparlamaya çalışan genç bir devletti.
Adım 3: Metindeki Bilgileri Kullanalım
Metne bakalım: “İngiltere, Milletler Cemiyetinde bölgede Türk olmayan unsurların Türk sayısından fazla olduğunu iddia etti.” İngiltere, kendi tezini güçlendirmek için Cemiyet’te propaganda yapıyordu. Türkiye ise adil bir karar bekliyordu ama İngiltere’nin gücü karşısında bu pek mümkün olmadı. Nitekim metinde de yazdığı gibi, Milletler Cemiyeti sonunda “Musul’un İngiltere mandası altındaki Irak’ın bir parçası sayılmasına karar verdi.”
Sonuç ve Açıklama:
Musul konusu Milletler Cemiyeti’nde çıkmaza girmiştir çünkü:
- Milletler Cemiyeti, sorunun taraflarından biri olan İngiltere’nin güçlü etkisi altındaydı ve tarafsız bir karar verememiştir.
- İngiltere, Cemiyet’i kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmiş ve sonuçta Türkiye’nin aleyhine bir karar çıkmasını sağlamıştır.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bu taraflı kararı tanımamış ve reddetmiştir. Bu durum, diplomatik bir çözümü imkânsız hale getirmiş ve konuyu bir çıkmaza sürüklemiştir.
Kısacası, hakem olması gereken kurum (Milletler Cemiyeti), taraflardan birinin formasını giyerek maça çıkınca, adil bir sonuç alınamamış ve sorun çözümsüz kalmıştır.