8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 94
Merhaba sevgili öğrencim,
Harika bir çalışma! İnkılap Tarihi dersimizin en heyecanlı konularından biri olan Millî Mücadele ve cepheler konusuna gelmişiz. Gönderdiğin görseldeki soruları senin için bir öğretmen gözüyle analiz ettim ve adım adım, kolayca anlayacağın bir dille açıklayacağım. Haydi başlayalım!
***
Soru 1: Hazırlık Çalışması
Sivil halkın bir savaş sırasında orduya sağlayabileceği katkılara iki örnek veriniz.
Çözüm:
Bu soru, bir milletin topyekûn, yani hep birlikte vatanını nasıl savunduğunu anlamamız için çok güzel bir başlangıç. Savaş sadece askerlerin cephede savaştığı bir olay değildir. Cephe gerisindeki halkın, yani biz sivillerin desteği olmadan bir zafer kazanmak neredeyse imkânsızdır. Kurtuluş Savaşı’mız da bunun en güzel örneğidir. İşte sivil halkın orduya yapabileceği katkılara iki harika örnek:
- Lojistik Destek Sağlamak: Lojistik, ordunun ihtiyacı olan malzemelerin temin edilmesi ve ulaştırılması demektir. Sivil halk, orduya yiyecek, giyecek, silah ve cephane gibi malzemeleri toplayarak ve bunları cepheye taşıyarak çok büyük bir yardımda bulunur. Özellikle Kurtuluş Savaşı’nda kağnılarla, zorlu kış şartlarında cepheye mermi taşıyan fedakâr Türk kadınlarını (örneğin Şerife Bacı‘yı) bu duruma en güzel örnek olarak gösterebiliriz.
- Kuvayımilliye Birliklerine Katılmak: Ordunun yetersiz kaldığı veya hiç olmadığı yerlerde, vatanını savunmak isteyen sivil halk kendi silahlı direniş gruplarını oluşturur. İşte biz bu gruplara Kuvayımilliye diyoruz. Eli silah tutan herkes, asker olmasa bile, kendi şehrini, köyünü ve ailesini korumak için bu birliklere katılarak düşmanla savaşmıştır. Bu, halkın doğrudan savaşa katılmasıdır.
***
Soru 2:
Millî Mücadele’nin Doğu ve Güney cephelerinde mücadele eden Türk kuvvetlerinin nasıl oluştuğunu araştırınız.
Çözüm:
Bu soru, Millî Mücadele’deki iki önemli cephenin birbirinden ne kadar farklı olduğunu anlamamızı sağlıyor. İkisinde de vatan savunması vardı ama savaşan kuvvetlerin yapısı farklıydı.
Adım 1: Doğu Cephesi’ndeki Kuvvetler
Doğu Cephesi’nde savaşan ordumuz, Osmanlı Devleti’nden kalan düzenli bir orduydu. Mondros Ateşkes Antlaşması’na göre orduların dağıtılması gerekiyordu. Ancak Doğu’daki 15. Kolordu’nun komutanı olan kahraman paşamız Kâzım Karabekir, bu emre uymayarak ordusunu dağıtmamıştı. Mustafa Kemal Paşa Millî Mücadele’yi başlattığında, Kâzım Karabekir ve ordusu hemen onun emrine girerek mücadeleye katıldı. Yani Doğu Cephesi’nde savaşanlar, sivil halkın oluşturduğu gruplar değil, disiplinli, eğitimli ve tecrübeli askerlerden oluşan bir düzenli orduydu.
Adım 2: Güney Cephesi’ndeki Kuvvetler
Güney Cephesi’nde durum tamamen farklıydı. Burada Fransızlara ve onlarla iş birliği yapan Ermenilere karşı savaşanlar, halkın kendi kendine oluşturduğu silahlı direniş gruplarıydı. Yani burada Kuvayımilliye birlikleri savaşıyordu. İşgaller başlayınca Maraş’ta Sütçü İmam, Antep’te Şahin Bey, Urfa’da Ali Saip Bey gibi yerel kahramanlar önderliğinde halk, kendi vatanını korumak için silaha sarılmıştı. Bu cephede düzenli bir ordu yoktu; mücadeleyi tamamen halkın azim ve kararlılığı yürütüyordu. Bu yüzden bu cepheye “halkın cephesi” de diyebiliriz.
***
Soru 3:
Ermeniler Doğu Anadolu’da Türk halkına şiddet uygulayarak neyi amaçlamışlardır? Açıklayınız.
Çözüm:
Bu sorunun cevabı, metnin içinde ve o dönemin siyasi hedeflerinde gizli. Ermenilerin bu üzücü eylemlerinin arkasında çok net bir siyasi amaç vardı.
Adım 1: Temel Amaç
Ermenilerin en temel amacı, Doğu Anadolu toprakları üzerinde, İtilaf Devletleri’nin de desteğiyle bağımsız bir Ermenistan Devleti kurmaktı. Yüzyıllardır bu hayali taşıyorlardı ve I. Dünya Savaşı sonrası oluşan karmaşa ortamını bir fırsat olarak gördüler.
Adım 2: Şiddet Yönteminin Sebebi
Peki bu amacı gerçekleştirmek için neden Türk halkına şiddet uyguladılar? Çünkü o dönemde ABD Başkanı Wilson’ın yayımladığı ilkeler vardı. Bu ilkelerden birine göre, “Bir bölgede hangi millet çoğunluktaysa, o bölgenin geleceğine o millet karar verir” deniyordu. Doğu Anadolu’da ise nüfusun büyük çoğunluğu Türklerden oluşuyordu. Ermeniler, bu durumu kendi lehlerine çevirmek için şu yöntemi izlediler:
- Bölgedeki Türk köylerine saldırarak, katliamlar yaparak Türk halkını korkutup bölgeden göç etmeye zorlamak.
- Böylece bölgedeki Türk nüfusunu azaltıp, Ermeni nüfusunu oran olarak çoğunluk haline getirmek.
- Sonrasında da İtilaf Devletleri’ne dönüp, “Bakın, bu topraklarda artık biz çoğunluktayız, Wilson İlkeleri’ne göre burada bizim devlet kurma hakkımız var.” diyerek iddialarını meşrulaştırmak (haklı göstermek).
Kısacası, uyguladıkları şiddet; bölgenin demografik yapısını (nüfus yapısını) değiştirerek, kurmak istedikleri devlete uluslararası alanda haklı bir zemin oluşturma amacı taşıyordu.
Umarım açıklamalarım anlaşılır olmuştur. Bu konuları anladıkça, atalarımızın ne kadar büyük fedakârlıklarla bu vatanı bizlere emanet ettiğini daha iyi göreceksin. Aklına takılan başka bir şey olursa çekinmeden sorabilirsin!