8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 156
Harika bir çalışma! Sevgili öğrencilerim, gelin şimdi bu sayfadaki soruları birlikte analiz edelim ve cevaplayalım. İnkılap Tarihi dersimizin en önemli konularından biri olan Atatürk’ün yaptığı yenilikleri ve bunların hangi ilkelerle ilişkili olduğunu anlamak, geleceğimizi daha iyi anlamamızı sağlar.
Hemen ilk sorumuza bakalım.
***
Soru 1: Lakap ve unvanların kaldırılmasının Atatürk ilkelerinden hangisiyle doğrudan ilgili olduğunu söyleyiniz.
Çözüm:
Merhaba arkadaşlar, bu soruyu cevaplamak için önce kanunun neden çıkarıldığını anlamamız gerekiyor. Metni dikkatlice okuduğumuzda, bu kanunla “ağa, hafız, molla, efendi, bey, paşa” gibi unvanların kaldırıldığını görüyoruz. Peki neden? Çünkü bu unvanlar toplum içinde insanları birbirinden ayırıyor, birilerini diğerlerinden daha ayrıcalıklı veya üstün gösteriyordu. Bu da insanlar arasında bir eşitsizliğe yol açıyordu.
Şimdi adımlarımızı takip edelim:
Adım 1: “Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun”un temel amacını belirleyelim. Bu kanunun amacı, toplumda ayrıcalık belirten unvanları kaldırarak herkesin kanun önünde eşit olmasını sağlamaktır. Yani toplumsal eşitliği sağlamak hedeflenmiştir.
Adım 2: Atatürk’ün hangi ilkesinin “eşitlik” ve “ayrıcalıkların kaldırılması” üzerine kurulu olduğunu hatırlayalım. Bu ilke tabii ki Halkçılık ilkesidir. Halkçılık, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz (ayrıcalık) tanınmamasını, herkesin kanun önünde eşit sayılmasını savunur.
Adım 3: Bu iki bilgiyi birleştirelim. Lakap ve unvanlar toplumsal ayrıcalık yarattığı için kaldırılmıştır. Halkçılık ilkesi ise toplumsal ayrıcalıklara karşı çıkarak tam bir eşitliği savunur. Dolayısıyla bu iki durum birbiriyle doğrudan ilişkilidir.
Sonuç:
Lakap ve unvanların kaldırılması, Atatürk ilkelerinden HALKÇILIK ile doğrudan ilgilidir. Çünkü bu inkılabın temel amacı, toplumdaki ayrıcalıkları ortadan kaldırarak kanun önünde ve sosyal yaşamda tam bir eşitlik sağlamaktır.
***
Soru 2: Kadınlara seçme ve seçilme hakkını Türkiye’den daha sonra veren Avrupa ülkeleri: Fransa (1944), İtalya (1945), Belçika (1948), Yunanistan (1952), İsviçre (1971).
Analiz ve Çıkarım:
Arkadaşlar, bu kutucukta doğrudan bir soru sorulmuyor ama bize çok önemli bir bilgi veriyor ve bu bilgiyi yorumlamamız isteniyor. Bu bilgi, Türk kadınının siyasi hakları elde etmesi konusunda bize ne gibi bir çıkarım yapma imkânı sunar? Hadi birlikte düşünelim.
Metinde Türk kadınının 5 Aralık 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde ettiğini okuyoruz. Şimdi bu tarihi, kutucuktaki diğer ülkelerle karşılaştıralım.
Adım 1: Tarihleri karşılaştıralım. Türkiye Cumhuriyeti, kadınlara bu hakkı 1934 yılında tanımış. O dönemde “çağdaş” ve “demokratik” olarak bilinen birçok Avrupa ülkesi ise bu hakkı çok daha sonra vermiş. Mesela:
- Fransa, Türkiye’den 10 yıl sonra (1944)
- İtalya, Türkiye’den 11 yıl sonra (1945)
- İsviçre gibi bir ülke ise tam 37 yıl sonra (1971) bu hakkı tanımış.
Adım 2: Bu karşılaştırmadan bir sonuç çıkaralım. Bu durum bize neyi gösteriyor? Bu, Atatürk önderliğindeki genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, kadın hakları ve demokrasi konusunda ne kadar ileri görüşlü ve öncü bir devlet olduğunu gösteriyor. Pek çok Avrupa ülkesi henüz bu adımı atmamışken, Türkiye’de kadınlar ülke yönetimine katılma hakkına sahip olmuştu.
Adım 3: Bu durumun hangi Atatürk ilkeleriyle ilgili olduğunu düşünelim. Kadın ve erkeğin eşit bir şekilde yönetime katılması, hem Halkçılık (toplumsal eşitlik) hem de Cumhuriyetçilik (milli egemenliğin halkın tamamına yayılması) ilkelerinin en güzel örneklerinden biridir. Aynı zamanda bu, çağdaş bir toplum yaratma hedefiyle doğrudan ilgili olduğu için İnkılapçılık ilkesinin de bir gereğidir.
Sonuç:
Bu bilgi, Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, kadınlara siyasi haklar tanıma konusunda dönemin birçok Avrupa devletinden daha ileri ve öncü bir konumda olduğunu kanıtlamaktadır. Bu, Türk inkılabının ne kadar evrensel ve çağdaş değerler taşıdığının en önemli göstergelerinden biridir.