6. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1. Kitap Sayfa 24
Merhaba sevgili öğrencilerim, ben Türkçe öğretmeniniz. Bugün size verilen bu ilginç soruları hep birlikte yanıtlayacağız. Hazır mıyız? O zaman “Haydi, Başlayalım!”
1. “Nine”, “hayal”, “oyun” kelimeleri birer renk olsaydı sizce bunlar hangi renkler olurdu? Sebeplerini açıklayınız.
Çözüm:
Bu soru çok yaratıcı bir soru! Kelimelere renk vermek, onların bize ne hissettirdiğini, ne çağrıştırdığını düşünmek demek. Hadi bakalım, benim aklıma gelenler şöyle:
-
Adım 1: “Nine” kelimesini düşünelim.
Benim için “nine” kelimesi sıcaklık, şefkat ve huzur demek. Ninelerimiz genelde bize masallar anlatır, sarılır, içimizi ısıtırlar, değil mi? Aynı zamanda biraz da geçmişi, eskileri hatırlatır. Bu yüzden ben “nine” kelimesine kahverengi ya da krem rengi gibi toprak tonlarını yakıştırırım. Çünkü bu renkler hem sıcak hem de köklü, eskiye dair bir his verir. Bazen de mor renk olabilir, mor asil ve bilge bir renktir, tıpkı ninelerimizin bilgeliği gibi.
-
Adım 2: “Hayal” kelimesini düşünelim.
“Hayal” dendiğinde aklıma sınırsızlık, uçsuz bucaksızlık, gelecek ve farklı dünyalar geliyor. Hayallerimiz bizi alır götürür bilmediğimiz yerlere. Bu yüzden “hayal” kelimesine açık mavi ya da mor renk çok yakışır. Açık mavi, gökyüzünün ve denizin sonsuzluğunu, mor ise gizemi ve yaratıcılığı temsil eder. Belki de gökkuşağı renkleri bile olabilir, çünkü hayallerimiz de tıpkı gökkuşağı gibi rengarenk ve capcanlıdır!
-
Adım 3: “Oyun” kelimesini düşünelim.
“Oyun” kelimesi ise bana hemen neşe, enerji, hareket ve canlılık hissettiriyor. Oyun oynarken hepimiz çok mutlu oluruz, etrafımız şenlenir. Bu yüzden “oyun” kelimesine parlak sarı, canlı turuncu veya açık yeşil gibi enerji veren, neşeli renkler çok uygun olur. Bu renkler bize güneşin enerjisini, doğanın tazeliğini ve hareketliliği hatırlatır.
Sonuç:
- Nine: Kahverengi, krem rengi veya mor (sıcaklık, şefkat, bilgelik)
- Hayal: Açık mavi, mor veya gökkuşağı renkleri (sınırsızlık, yaratıcılık, gizem)
- Oyun: Parlak sarı, canlı turuncu veya açık yeşil (neşe, enerji, hareket)
2. “Atasözü” kelimesine bu ismin verilme sebebi ne olabilir? Bir sözün atasözü hâline gelmesi için sizce ne kadar süre geçmesi gereklidir? Tahminlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Çözüm:
Atasözleri, dilimizin en kıymetli hazinelerinden biri, değil mi? Hadi bakalım, neden böyle denmiş olabilir?
-
Adım 1: “Atasözü” kelimesinin anlamını düşünelim.
“Atasözü” kelimesi, adından da anlaşılacağı gibi sanki “atalarımızdan kalan söz” gibi bir anlam taşıyor. “Ata” kelimesi, geçmiş kuşakları, büyüklerimizi anlatır. Bu sözler, sanki atalarımızdan bize miras kalmış, nesilden nesile aktarılmış gibi.
Bu sözlere “atasözü” denmesinin sebebi, bu sözlerin eskiden beri var olması, atalarımızın deneyimlerinden doğmuş olması ve geniş halk kitleleri tarafından kabul görmüş olmasıdır. Yani, bir kişi oturup “Hadi bir atasözü uydurayım” demez. Bu sözler, toplumun ortak tecrübeleriyle, gözlemleriyle ortaya çıkar ve zamanla herkes tarafından doğru kabul edilir.
-
Adım 2: Bir sözün atasözü olması için gereken süreyi tahmin edelim.
Bir sözün atasözü olabilmesi için bence çok uzun bir süre geçmesi gerekir. Çünkü bu sözün sadece birkaç kişi tarafından değil, toplumun büyük bir kesimi tarafından benimsenmesi, nesiller boyunca kullanılması ve doğruluğunun kanıtlanması lazım. Yani öyle bir-iki yılda olacak iş değil bu.
Bence bir sözün atasözü olabilmesi için en az yüzlerce yıl geçmesi, farklı dönemlerde ve farklı insanlar tarafından kullanılıp onaylanması gerekir. Belki de birkaç kuşak boyunca kullanılması, doğruluğunun ve geçerliliğinin sınanması lazımdır. Ancak o zaman “Bu söz gerçekten atalarımızın bilgeliğini taşıyor!” diyebiliriz.
Sonuç:
“Atasözü” denmesinin sebebi, bu sözlerin atalarımızdan gelen, deneyimlerle oluşmuş ve toplumca kabul görmüş bilgece sözler olmasıdır.
Bir sözün atasözü hâline gelmesi için bence en az yüzlerce yıl geçmesi, farklı kuşaklar tarafından kullanılıp doğruluğunun kanıtlanması gerekir.
3. Aile büyüklerinizden sıkça duyduğunuz atasözü ve deyimler nelerdir? Arkadaşlarınızla paylaşınız.
Çözüm:
Bu soru hem çok keyifli hem de ailemizle olan bağlarımızı hatırlatan bir soru. Herkesin ailesinden duyduğu, kulağına küpe olmuş sözler vardır, değil mi? Benim ailemden sıkça duyduğum birkaç tanesini sizinle paylaşayım:
-
Adım 1: Annemden, babamdan, dedemden, ninemden duyduğum atasözlerini düşünelim.
Benim anneannemden sıkça duyduğum bir atasözü vardı: “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.” Bu atasözü bana her zaman kendi işimi kendim yapmamı, başkalarına bel bağlamamamı öğretirdi. Kendi emeğimizin değerini anlatır.
Babam da sık sık “Damlaya damlaya göl olur.” derdi. Bu da bana küçük birikimlerin zamanla büyük şeylere dönüşebileceğini, sabırlı olmam gerektiğini hatırlatırdı.
-
Adım 2: Duyduğum deyimleri hatırlayalım.
Annem bazen bir şeye çok şaşırdığında veya inanamadığında “Gözlerine inanamamak” deyimini kullanırdı. Mesela, çok güzel bir manzara gördüğünde veya bir şeyi ilk kez başardığımda böyle söylerdi.
Dedem de bir işi çok acele ve özensiz yaptığımda “Elinden iş düşmek” deyimini kullanırdı. Bu da bana bir işi yaparken dikkatli ve özenli olmam gerektiğini öğretirdi.
Sonuç:
Benim aile büyüklerimden sıkça duyduğum atasözleri ve deyimlerden bazıları şunlar:
-
Atasözleri:
- “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.” (Anneannemden)
- “Damlaya damlaya göl olur.” (Babamdan)
- “Ağaç yaşken eğilir.” (Annemden, özellikle küçükken bir şeyler öğrenirken)
-
Deyimler:
- “Gözlerine inanamamak” (Annemden, bir şeye çok şaşırdığında)
- “Elinden iş düşmek” (Dedemden, bir işi özensiz yaptığımda)
- “Kulak kesilmek” (Dinlemem gereken önemli bir şey olduğunda)
Sevgili öğrencilerim, gördüğünüz gibi atasözleri ve deyimler, günlük hayatımızın, konuşmalarımızın ne kadar önemli bir parçası. Hepsi bize bir şeyler öğretir, geçmişten gelen bilgeliği taşır. Sizin de aile büyüklerinizden duyduğunuz başka güzel sözler varsa, bunları arkadaşlarınızla ve benimle paylaşmayı unutmayın!