7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 2. Kitap Sayfa 228
Merhaba sevgili öğrencilerim! Ben Türkçe öğretmeniniz. Bugün size gönderdiğim sayfalardaki soruları birlikte adım adım çözeceğiz. Unutmayın, önemli olan sadece cevabı bulmak değil, o cevaba nasıl ulaştığımızı anlamak ve soruları dikkatlice okumak. Hadi başlayalım!
Şimdi öncelikle, size gönderilen iki görselden birincisi soru sayfası, ikincisi ise bu soruları çözerken kullanacağımız metinlerin olduğu sayfa. Ancak 6. sorudaki şiirler, soru sayfasında (yani ilk görselde) verildiği için o şiirleri oradan okuyacağız. İkinci sayfadaki (224. sayfadaki) şiir, 6. sorudaki şiirlerden farklı. Bu ayrımı iyi yapalım ki doğru şiirleri yorumlayabilelim.
Şimdi ilk sorumuzla başlayalım:
5. ETKİNLİK: Aşağıdaki duvar yazısını yorumlayınız.
Çözüm:
Sevgili öğrenciler, bu soruda bir görseli yorumlamamız isteniyor. Yani gördüğümüz şeyin bize ne anlattığını, ne hissettirdiğini düşüneceğiz. Duvar resminde gördüğümüz öğelere dikkat edelim:
- Bir kum saati var. Kum saati genellikle zamanı, geçiciliği veya bazen de zamanın ötesinde bir kalıcılığı simgeler.
- Kum saatinin içinde ve çevresinde İstanbul’a ait simgeler görüyoruz: Kız Kulesi, köprüler, minareler gibi. Bu da bize resmin doğrudan İstanbul ile ilgili olduğunu gösteriyor.
- Arka planda mavi ve beyaz renklerin ağırlıkta olduğu, sanki sprey boyayla yapılmış gibi duran modern bir duvar yazısı (graffiti) var. Bu da geleneksel İstanbul simgeleriyle modern sanatın birleşimini ifade ediyor olabilir.
- Kum saatinin alt kısmında “AZUL” yazısı var. Bu, İspanyolca veya Portekizcede “mavi” anlamına gelir. İstanbul’un denizle iç içe oluşunu, Boğaz’ın mavisini çağrıştırabilir ya da sadece sanatçının bir imzası olabilir.
Bu öğeleri bir araya getirdiğimizde şöyle bir yorum yapabiliriz:
Bu duvar yazısı, İstanbul’un hem tarihi derinliğini ve zamanın ötesindeki kalıcılığını (kum saati ve tarihi yapılar) hem de modern, dinamik ve sanatsal yönünü (graffiti tarzı ve renkler) bir arada sunuyor. İstanbul’un geçmişle bugünü harmanlayan, zamanın akışına rağmen kendine özgü kimliğini koruyan, aynı zamanda sanatla ve yaşamla iç içe bir şehir olduğunu anlatıyor. Kum saatinin içinde İstanbul simgelerinin olması, şehrin zamanla birlikte yoğrulduğunu, her anının bir tarih olduğunu ve bu mirasın nesiller boyu aktarıldığını da düşündürebilir. Kısacası, İstanbul’un zamansız ve çok yönlü güzelliğini ve ruhunu yansıtan bir çalışma.
Şimdi gelelim 6. soruya. Bu soruda iki farklı şairin İstanbul ve Türkiye ile ilgili şiirlerinden dörtlükler verilmiş. Bunları dikkatlice okuyup yorumlayacağız.
6. ETKİNLİK: Aşağıda “İstanbul” şiiri ile daha önce okumuş olduğunuz “Türkiye’m, Anayurdum, Sebebim, Çarem” şiirinden birer dörtlük verilmiştir. Dörtlükleri inceleyerek yönergeleri uygulayınız.
a) Şair “İstanbul” şiirinde kendi yaşamı ile “İstanbul” arasında nasıl bir bağ kurmuştur?
Çözüm:
Şimdi Ziya Osman Saba’nın “İstanbul” şiirinin dörtlüğünü bir kez daha okuyalım:
Göğsünde tanıdım oyun en dördünü.
Hatıramsa bilirim baharı.
Her şey içimde, her şey,
İstanbul yadigârı.
Bu dörtlüğe baktığımızda şairin İstanbul ile çok kişisel ve derin bir bağ kurduğunu görüyoruz. Hadi adım adım inceleyelim:
Adım 1: İlk dizeleri inceleyelim.
“Göğsünde tanıdım oyun en dördünü. / Hatıramsa bilirim baharı.” derken, şair İstanbul’u sadece bir şehir olarak değil, kendi yaşamının, çocukluğunun, gençliğinin geçtiği bir yer olarak görüyor. “Oyun en dördünü” ifadesi, onun hayatındaki önemli dönemleri, belki de en güzel zamanlarını İstanbul’da yaşadığını anlatıyor. İstanbul onun için anılarının, bahar gibi taze ve güzel hatıralarının kaynağı.
Adım 2: Son dizeleri inceleyelim.
“Her şey içimde, her şey, / İstanbul yadigârı.” Bu dizeler, şairin İstanbul’u sadece dışarıdan baktığı bir şehir olarak görmediğini, aksine İstanbul’un onun içine, ruhuna işlediğini gösteriyor. “Her şey içimde” derken, İstanbul’un onda bıraktığı izlerin, anıların, duyguların ne kadar çok ve derin olduğunu vurguluyor. İstanbul onun için bir miras, bir “yadigâr” yani hatıra dolu bir hediye gibi. Şairin kimliğinin, anılarının ve duygularının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş.
Sonuç: Şair, İstanbul’u kendi yaşamının merkezi, anılarının ve kimliğinin şekillendiği yer olarak görüyor. İstanbul onun için sadece bir şehir değil, adeta yaşayan, nefes alan, her şeyiyle kendisinin bir parçası olmuş bir varlık. Şehrin kendisi onun hayatının bir mirası, bir yadigârı haline gelmiş.
b) Şair “Türkiye’m, Anayurdum, Sebebim, Çarem” şiirinde kendi yaşamı ile “Türkiye” arasında nasıl bir bağ kurmuştur?
Çözüm:
Şimdi de Yavuz Bülent Bâkiler’in “Türkiye’m, Anayurdum, Sebebim, Çarem” şiirinin dörtlüğünü okuyalım:
Türkiye’m! Hasretini kimdi türküm!
Bir öz güzellik, uç uca sınır!
Yüreğimi bin parçaya bölseler
Her parçası yine seni çağırır.
Bu dörtlükte de şairin Türkiye ile olan bağını çok güçlü bir şekilde görüyoruz. Hadi yine adım adım inceleyelim:
Adım 1: İlk dizeleri inceleyelim.
“Türkiye’m! Hasretini kimdi türküm! / Bir öz güzellik, uç uca sınır!” Şair doğrudan “Türkiye’m!” diyerek ülkesine sesleniyor. Bu, onun için Türkiye’nin ne kadar kişisel ve özel olduğunu gösteriyor. “Hasretini kimdi türküm!” ifadesi, ülkesine duyduğu büyük özlemi, sevgiyi ve bu duyguyu dile getiren şarkılarını anlatıyor. Türkiye’yi “bir öz güzellik” olarak tanımlaması, onun için ülkesinin eşsiz ve saf bir güzelliğe sahip olduğunu vurguluyor. “Uç uca sınır” ise Türkiye’nin sınırlarının ne kadar geniş olduğunu, her köşesinin ayrı bir güzellik taşıdığını belirtiyor.
Adım 2: Son dizeleri inceleyelim.
“Yüreğimi bin parçaya bölseler / Her parçası yine seni çağırır.” Bu dizeler şairin ülkesine olan bağlılığının ne kadar sarsılmaz ve derin olduğunu gösteriyor. Kalbi ne kadar bölünse, parçalansa bile her bir parçasının yine Türkiye’yi anacağını, onu seveceğini söylüyor. Bu, ülkesinin onun için sadece bir toprak parçası değil, varlığının, ruhunun ayrılmaz bir parçası olduğunu, ondan asla vazgeçilemeyeceğini anlatıyor. Vatan sevgisi adeta onun kanına işlemiş, kimliğinin temelini oluşturmuş.
Sonuç: Şair, Türkiye’yi sadece bir ülke olarak değil, kendi varlığının, ruhunun ve kimliğinin en temel unsuru olarak görüyor. Ona duyduğu sevgi, özlem ve bağlılık o kadar güçlü ki, hiçbir koşulda azalmayacak, aksine sonsuza dek sürecek bir sevgi bu. Türkiye onun için bir vatan olmanın ötesinde, adeta kişileşmiş, canlı bir varlık gibi.
c) Her iki şiirde verilmek istenen ortak mesaj nedir?
Çözüm:
Şimdi iki şiiri de okuduk ve yorumladık. Ortak mesajı bulmak için ikisinin de ana temasına ve şairlerin duygularına odaklanalım:
Adım 1: İlk şiirin ana duygusu.
Ziya Osman Saba’nın “İstanbul” şiirinde şair, İstanbul’u kendi yaşamının ve anılarının bir parçası olarak görüyor, şehre duyduğu derin kişisel bağlılığı ve sevgiyi ifade ediyor.
Adım 2: İkinci şiirin ana duygusu.
Yavuz Bülent Bâkiler’in “Türkiye’m, Anayurdum, Sebebim, Çarem” şiirinde ise şair, Türkiye’ye karşı duyduğu sınırsız sevgiyi, özlemi ve vatanına olan sarsılmaz bağlılığını dile getiriyor.
Adım 3: Ortak noktayı bulalım.
Her iki şair de, farklı konuları (biri İstanbul, diğeri Türkiye) ele alsa da, esasen aynı güçlü duyguyu paylaşıyorlar: Aidiyet duygusu ve derin bir sevgi. İkisi de ele aldıkları yerin (şehir veya ülke) kendi kimliklerinin, anılarının ve varlıklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Onlar için bu yerler sadece coğrafi bir konum değil, aynı zamanda duygusal ve ruhsal bir bağın kaynağı. Kısacası, her iki şiir de şairlerin yaşadıkları topraklara, vatanlarına veya şehirlerine duydukları yoğun sevgi, bağlılık ve aidiyet duygusunu anlatıyor.
Sonuç: Her iki şiirde de verilmek istenen ortak mesaj, şairlerin yaşadıkları şehre (İstanbul) veya ülkeye (Türkiye) karşı duydukları derin sevgi, bağlılık ve aidiyet duygusudur. Bu yerler onların kimliklerinin, anılarının ve varlıklarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Evet çocuklar, sorularımızı tamamladık. Umarım bu açıklamalar, hem soruları anlamanıza hem de şiirleri ve görselleri yorumlama becerinizi geliştirmenize yardımcı olmuştur. Unutmayın, okuduğumuzu anlamak ve yorumlamak çok önemli!
Başarılar dilerim!
Türkçe Öğretmeniniz.