7. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 2. Kitap Sayfa 175
Merhaba sevgili öğrencilerim! Bugün sizlerle çok önemli ve ilgi çekici bir konuyu, “Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün Bulunuş Hikâyesi” adlı metni inceleyeceğiz. Bu metin üzerinden bir hikâye haritası dolduracağız. Hikâye haritası, okuduğumuz bir metnin ana unsurlarını (kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl) kolayca anlamamızı ve aklımızda tutmamızı sağlayan harika bir araçtır. Haydi, bu heyecan verici keşif hikâyesini birlikte çözelim!
1. ETKİNLİK: Metni okurken hikâye haritasında istenenleri not alınız.
Sevgili gençler, bir hikâye haritası doldururken, tıpkı bir dedektif gibi metindeki ipuçlarını takip etmeliyiz. Her bir kutucuk bize hikâyenin farklı bir yönünü anlatacak. Şimdi metnimizi bir kez daha dikkatlice okuyalım ve ardından haritamızı dolduralım.
Anlatıcı:
Bir hikâyeyi okurken, olayı bize kimin anlattığını düşünmek çok önemlidir. Anlatıcı bazen hikâyenin içinde bir karakter olup olayları “ben” diliyle anlatırken, bazen de dışarıdan bir gözlemci gibi olayları “o” diliyle aktarır. Metnimize baktığımızda, olayları dışarıdan, tarafsız bir şekilde anlatan bir ses duyuyoruz. Örneğin, “bulunmaktaydı”, “verir”, “der” gibi ifadeler kullanılmış. Bu tür bir anlatıma üçüncü kişi anlatım denir. Yani yazar, hikâyenin dışından bize olayları aktarıyor.
Çözüm:
- Üçüncü Kişi Anlatıcı (Yazarın kendisi veya olayları gözlemleyen bir anlatıcı)
Zaman:
Her hikâye belirli bir zamanda geçer. Bazen kesin tarihler verilir, bazen de “eskiden”, “bir zamanlar” gibi genel ifadeler kullanılır. Bu hikâyede ise oldukça net zaman dilimleri var. Metinde, Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün tek nüshasına 1910 yılına kadar ulaşılamadığını, kitabın 1917 yılında yayımlandığını okuyoruz. Ayrıca Nazif Bey’in kitabı bir kadına emanet etmesinden sonra kadının kitabı yirmi yıl kadar sakladığı bilgisi var. Bu da bize hikâyenin ana olaylarının 20. yüzyılın başlarında, yani 1900’lü yılların başında başlayıp 1917’ye kadar uzanan bir zaman diliminde geçtiğini gösteriyor. Özellikle kitabın keşfi 1910 civarı, basılması ise 1917.
Çözüm:
- 19. yüzyıl sonları – 20. yüzyıl başları.
- Özellikle Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün bulunma yılı olan 1910 ve yayımlanma yılı olan 1917 arasındaki dönem.
Yer:
Bir hikâyenin geçtiği yere mekan veya yer deriz. Bu hikâyede olaylar nerede yaşanıyor? Metinde Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün tek nüshasının şu an İstanbul’daki Millet Kütüphanesi’nde olduğunu öğreniyoruz. Kitabın bulunma, el değiştirme ve yayımlanma süreçlerinin de büyük ihtimalle İstanbul‘da geçtiğini anlıyoruz. Nazif Bey’in kendi kitaplığı da kitabın ilk bulunduğu yerlerden biri olarak bahsediliyor.
Çözüm:
- İstanbul (Millet Kütüphanesi, kitapçılar, Ali Emirî’nin yaşadığı yerler)
- Nazif Bey’in kitaplığı
Kişiler:
Hikâyeler, olayları yaşayan veya olaylarda önemli rol oynayan kişilerle canlanır. Bu hikâyede kimler var? Hadi birlikte bulalım:
Çözüm:
- Ali Emirî: Metnin ana kahramanlarından. Kitaplara düşkün, Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün değerini ilk anlayan, onu satın alıp yayımlanması için büyük çaba harcayan kişi.
- Nazif Bey: Eski Maliye Bakanı. Kitabın ilk sahibi. Değerini tam bilmese de önemli olduğunu tahmin edip akrabası bir kadına emanet ediyor.
- Nazif Bey’in yakını olan kadın: Nazif Bey’den kitabı emanet alan, yaklaşık yirmi yıl boyunca saklayan ve daha sonra ihtiyaç üzerine satan kişi.
- Kitapçı: Kadından kitabı alıp, üzerindeki ismi görünce hemen Ali Emirî’ye götürerek bu büyük eserin keşfedilmesine aracı olan kişi.
- Kilisli Rıfat Bilge: Ali Emirî’nin çabalarıyla Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü Latin harflerine çevirerek okunmasını sağlayan bilim insanı.
Olay Örgüsü:
Olay örgüsü, bir hikâyede olayların belirli bir sıraya göre nasıl geliştiğini anlatan kısımdır. Tıpkı bir yapbozun parçaları gibi, her olay bir diğerini takip eder. Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün bulunuş hikâyesinin olay örgüsünü adım adım yazalım:
Çözüm:
- Türk dilinin en önemli eserlerinden Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün varlığı biliniyor ancak tek bir nüshasına 1910 yılına kadar ulaşılamıyordu.
- Eski Maliye Bakanı Nazif Bey’in kütüphanesinde kitabın bir nüshası bulunuyordu.
- Nazif Bey, kitabın tam değerini bilmese de önemli olduğunu düşünerek akrabası bir kadına emanet etti ve sıkıştığında satmasını, ancak otuz liradan aşağı düşmemesini tembihledi.
- Kadın, kitabı yaklaşık yirmi yıl boyunca özenle sakladı.
- Nazif Bey vefat edince, kadın ihtiyaç üzerine kitabı satmak istedi ve bir kitapçıya götürdü.
- Kitapçı, kitabın üzerindeki “Dîvânu Lugâti’t-Türk” adını görünce hemen kitap dostu Ali Emirî’ye haber verdi.
- Ali Emirî, kitabı büyük bir sevinçle alıp okudu ve onun Kaşgarlı Mahmut’un eşsiz eseri olduğunu hemen anladı.
- Ali Emirî, kitapçıya 250 lira ödeyerek kitabı satın aldı; kitapçı da kadına söz verdiği gibi 30 lira verdi.
- Ali Emirî, kitabın Türk milleti için ne kadar değerli olduğunu bildiği için yayımlanması için büyük çabalar harcadı.
- Sonunda, Kilisli Rıfat Bilge tarafından Latin harflerine çevrilen kitap, 1917 yılında yayımlanarak tüm Türk dünyasına kazandırıldı.
Hikâye haritasındaki boş kalan üstteki ve alttaki büyük kutulara ise bu hikâyenin genel bir özetini, ana fikrini veya sizde bıraktığı izlenimleri yazabiliriz. İşte size birkaç örnek:
Üst Sol Kutu (Hikâyenin Özeti/Ana Fikri):
Bu hikâye, Türk dilinin ve kültürünün en kıymetli hazinelerinden biri olan Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün nasıl kaybolmaktan kurtarıldığını ve büyük bir özveriyle tekrar gün yüzüne çıkarıldığını anlatır. Ali Emirî gibi bir kültür aşığı sayesinde bu paha biçilmez eser milletimize yeniden kazandırılmıştır.
Üst Sağ Kutu (Hikâyeden Çıkarılacak Ders):
Bu hikâye bize, kültürel mirasımıza sahip çıkmanın, eski eserlerin ve bilginin değerini bilmenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bazen en değerli şeyler, hiç beklemediğimiz yerlerde karşımıza çıkabilir ve onları keşfetmek için dikkatli ve azimli olmak gerekir.
Alt Kutu (Kendi Yorumunuz/Ek Bilgiler):
Dîvânu Lugâti’t-Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından 11. yüzyılda yazılmış, Türkçenin ilk sözlüğü ve ansiklopedisidir. Bu eser sayesinde sadece dilimizi değil, eski Türklerin yaşam tarzını, coğrafyasını ve kültürünü de öğrenme şansı buluyoruz. Bu bulunuş hikâyesi, Ali Emirî gibi kişilerin geçmişimizle geleceğimiz arasında nasıl köprüler kurduğunu çok güzel anlatıyor.
Umarım bu hikâye haritasını doldurmak, metni daha iyi anlamanıza ve konuları zihninizde daha kalıcı hale getirmenize yardımcı olmuştur, sevgili öğrencilerim. Her zaman böyle merakla okumaya ve araştırmaya devam edin!