8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 191
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Bugün sizinle İnkılap Tarihi dersimizin önemli konularını içeren bir test çözeceğiz. Bu sorular, konuları ne kadar iyi anladığımızı görmek için harika bir fırsat. Şimdi gönderdiğiniz görseldeki soruları teker teker, adım adım ve hepimizin anlayacağı bir dille açıklayarak çözelim. Hazırsanız, başlayalım!
Soru 1: “Ben 1919 senesi Mayıs’ı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.”
Atatürk’ün bu sözlerinden aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?
A) Atatürk’ün çocukluğu maddi imkânsızlıklar içinde geçmiştir.
B) Atatürk Türk milletinin gücüne güvenerek Millî Mücadele’yi başlatmıştır.
C) Türk Milleti büyük bir ekonomik güce sahiptir.
D) Samsun sosyal ve ekonomik açıdan gelişmiş bir kenttir.
Çözüm:
Haydi bu soruyu birlikte analiz edelim. Bu soruyu çözmek için Atatürk’ün sözlerini dikkatlice okumamız gerekiyor.
Adım 1: Atatürk’ün sözlerini anlayalım. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktığında elinde ordu, para, silah gibi maddi bir gücün olmadığını söylüyor. Yani C şıkkı direkt olarak eleniyor, çünkü milletin büyük bir ekonomik gücü olsaydı, “maddi hiçbir kuvvet yoktu” demezdi.
Adım 2: Atatürk’ün neye güvendiğini bulalım. Paragrafta açıkça “yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan… manevi bir kuvvet vardı” ve “ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım” diyor. Yani, güvendiği tek şey Türk milletinin kendisiydi.
Adım 3: Diğer şıkları eleyelim.
- A) şıkkı Atatürk’ün çocukluğundan bahsediyor, ancak paragraf 1919 yılındaki bir durumu anlatıyor. Bu yüzden bu şık yanlıştır.
- D) şıkkı Samsun’un gelişmiş bir kent olduğunu söylüyor. Paragrafta Samsun’un durumu hakkında hiçbir bilgi verilmemiş, sadece oraya çıktığını belirtmiş. Bu yüzden bu şık da yanlıştır.
- B) şıkkı ise Atatürk’ün Türk milletinin gücüne güvenerek Milli Mücadele’yi başlattığını söylüyor. Bu, Atatürk’ün sözleriyle birebir örtüşüyor.
Sonuç olarak, Atatürk’ün en büyük güvencesinin Türk milleti olduğunu anlıyoruz.
Doğru Cevap: B
Soru 2: Lozan Barış Antlaşması’nda yapılan düzenleme ile Türkiye’de bulunan yabancı okulların Türkiye’nin hukukuna tabi olacakları konusunda anlaşmaya varıldı.
Bu düzenlemenin amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Avrupalı devletlerin iç işlerimize karışmasını önlemek
B) Yabancı okulların haklarını güvence altına almak
C) Lozan Barış Antlaşması’nın eğitimle ilgili maddelerini düzenlemek
D) Yabancı okullarda hukuksal düzenlemelerin önünü açmak
Çözüm:
Sevgili arkadaşlar, bu soruyu çözebilmek için yabancı okulların o dönemde ne gibi bir sorun teşkil ettiğini hatırlamamız lazım.
Adım 1: Yabancı okullar sorunu neydi? Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yabancı okullar kendi ülkelerinin kanunlarına göre hareket ediyor, denetlenemiyor ve bazen zararlı faaliyetlerde bulunuyorlardı. Avrupalı devletler de bu okulları bahane ederek sürekli Osmanlı’nın iç işlerine karışıyorlardı.
Adım 2: Lozan’da alınan kararı anlayalım. Karar şu: “Bütün yabancı okullar, Türk kanunlarına ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın kurallarına uyacak.” Bu ne demek? Artık Türkiye’de ayrıcalıklı, kendi başına buyruk bir okul kalmayacak demek. Hepsi devletin denetiminde olacak.
Adım 3: Bu kararın amacını düşünelim. Türkiye, bu kararla “Siz benim ülkemdeki bir okulu bahane edip bana karışamazsınız, çünkü o okul artık benim kurallarıma uymak zorunda.” demiş oluyor. Bu da Avrupalı devletlerin iç işlerimize karışmasını engellemeye yönelik çok önemli bir adımdır. Yani tam bağımsızlık ilkesiyle doğrudan ilgilidir.
Adım 4: Şıkları değerlendirelim.
- B) şıkkı tam tersini söylüyor, amaç onların haklarını güvence altına almak değil, ayrıcalıklarını sonlandırmaktır.
- C) ve D) şıkları yapılan işi anlatıyor ama asıl amacı açıklamıyor. Neden bu düzenleme yapıldı sorusunun cevabı değiller.
Asıl amaç, egemenliğimizi korumak ve dış müdahalelere son vermektir.
Doğru Cevap: A
Soru 3: 5 Haziran 1926’da Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul’un İngiliz mandasındaki Irak’a ait olduğu kabul edildi. Antlaşma ile Musul, Kerkük ve Süleymaniye kentleri Irak’ın bir parçası olarak İngiliz mandası altında kalacaktı. Bunun karşılığında Irak petrol gelirlerinin %10’u yirmi beş yıl boyunca Türkiye’ye ödenecekti.
Yukarıdaki paragraf göz önüne alındığında aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
A) Musul, İngiltere ile aramızda sorun olmuştur.
B) Irak’ta Türklerin yaşadığı yerler İngiliz mandası altına girmiştir.
C) Türkiye’ye petrol gelirlerinden pay verilmesine karar verilmiştir.
D) Türkiye petrolden elde ettiği kazancı eğitime harcamıştır.
Çözüm:
Çocuklar, bu tür sorularda dikkat etmemiz gereken en önemli şey, sadece paragrafta verilen bilgilere göre hareket etmektir. Kendi bilgilerimizi katmadan, “Paragrafta bu yazıyor mu, yazmıyor mu?” diye bakacağız.
Adım 1: Paragrafı dikkatlice okuyalım ve hangi bilgilerin verildiğini not alalım.
- Musul, İngiliz mandasındaki Irak’a bırakılmış.
- Bu konuda Türkiye ve İngiltere bir antlaşma imzalamış.
- Musul, Kerkük, Süleymaniye İngiliz mandasına girmiş.
- Türkiye’ye 25 yıl boyunca petrol gelirlerinden %10 pay verilecekmiş.
Adım 2: Şimdi şıkları tek tek kontrol edelim.
- A) Bir konuda antlaşma yapılıyorsa, demek ki o konu daha önce bir sorundu. Paragraftan Musul’un bir sorun olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bu yargıya ulaşılır.
- B) Musul, Kerkük gibi yerlerde Türk nüfusunun yoğun olduğunu biliyoruz. Paragraf bu yerlerin İngiliz mandasına girdiğini söylüyor. Dolayısıyla bu yargıya da ulaşılır.
- C) Paragrafın son cümlesi açıkça “Irak petrol gelirlerinin %10’u… Türkiye’ye ödenecekti.” diyor. Bu yargıya da ulaşılır.
- D) Paragrafta Türkiye’nin bu parayı aldığı yazıyor. Ama bu parayı nereye harcadığı (eğitime mi, sağlığa mı, yollara mı) hakkında hiçbir bilgi yok.
Soru bize hangisine “ulaşılamaz” diye sorduğu için, paragrafta hakkında bilgi verilmeyen seçeneği bulmalıyız.
Doğru Cevap: D
Soru 4: Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeler sonrasında dünya barışına katkıda bulunabilmek, kendisinin ve bölgesinin güvenliğini sağlamak için bazı uluslararası birliklere katıldı.
Aşağıdaki seçeneklerden hangisi bu cümleyi destekler nitelikte değildir?
A) Türkiye’nin Milletler Cemiyetine üye olması
B) Türkiye’nin Balkan Antantı’na katılması
C) Türkiye’nin Sadabat Paktı’nın kurulmasına öncülük etmesi
D) Türkiye’nin Wilson İlkeleri’ni onaylaması
Çözüm:
Bu soruda Atatürk dönemi Türk dış politikasının temel amacı olan “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” (Yurtta barış, dünyada barış) ilkesini hatırlamalıyız. Türkiye, hem kendi güvenliği hem de dünya barışı için çaba göstermiştir.
Adım 1: Sorunun ne istediğini anlayalım. Soru, Türkiye’nin barışa katkı ve güvenlik için katıldığı birliklerden olmayanı soruyor.
Adım 2: Şıkları inceleyelim.
- A) Milletler Cemiyeti: 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya barışını korumak için kurulan en büyük uluslararası örgüttür. Türkiye’nin buraya üye olması, dünya barışına katkı amacını taşır. Bu, cümleyi destekler.
- B) Balkan Antantı: Batı sınırımızı güvence altına almak için Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile kurduğumuz bir bölgesel güvenlik paktıdır. Bu, hem bölge barışına hem de kendi güvenliğimize hizmet eder. Bu da cümleyi destekler.
- C) Sadabat Paktı: Doğu sınırımızı güvence altına almak için İran, Irak ve Afganistan ile kurduğumuz bir bölgesel güvenlik paktıdır. Bu da hem bölge barışına hem de kendi güvenliğimize hizmet eder. Bu da cümleyi destekler.
- D) Wilson İlkeleri: Bu ilkeler, 1. Dünya Savaşı devam ederken ABD Başkanı Wilson tarafından yayımlanmış barış prensipleridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduktan sonra katıldığı veya onayladığı bir “birlik” veya “pakt” değildir. Bu ilkeler, Kurtuluş Savaşı’mızın haklılığını savunurken kullandığımız bir dayanak olmuştur ama sonrasında katıldığımız bir organizasyon değildir.
Dolayısıyla, A, B ve C şıkları Türkiye’nin barış ve güvenlik için attığı somut adımlar iken, D şıkkı bu kapsamda bir eylem değildir.
Doğru Cevap: D
Soru 5: Türk dış politikasında Lozan Antlaşması ile çözüme kavuşturulamayan konuların, ileriki yıllarda olumlu sonuçlandırılması önemli yer tutmuştur.
Aşağıdaki konulardan hangisi Lozan Antlaşması sonrası olumlu sonuçlandırılan konulardan biri değildir?
A) Hatay
B) Boğazlar
C) Musul
D) Suriye sınırı
Çözüm:
Bu soru, Lozan’dan sonra çözülen sorunları ve bu çözümlerin lehimize mi (olumlu) yoksa aleyhimize mi (olumsuz) olduğunu bilmemizi istiyor.
Adım 1: “Olumlu sonuçlandırılan” ne demek? Türkiye’nin istediği şekilde, kendi çıkarlarına uygun olarak çözülmesi demek.
Adım 2: Şıklardaki konuların Lozan’dan sonra nasıl çözüldüğünü hatırlayalım.
- A) Hatay: Lozan’da Fransa mandasındaki Suriye’ye bırakılmıştı. Atatürk’ün büyük diplomatik çabaları sonucu 1939’da anavatana katıldı. Bu, bizim için çok olumlu bir sonuçtur. (Suriye sınırı konusu da büyük ölçüde Hatay ile ilgilidir, dolayısıyla D şıkkı da olumlu çözülmüştür.)
- B) Boğazlar: Lozan’da Boğazlar başkanı Türk olan uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmış ve askersizleştirilmişti. Bu, egemenliğimizi zedeliyordu. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazların tüm kontrolü ve asker bulundurma hakkı Türkiye’ye geçti. Bu da bizim için çok olumlu bir sonuçtur.
- C) Musul: Lozan’da çözülemeyen Musul sorunu, 3. soruda da gördüğümüz gibi 1926 Ankara Antlaşması ile İngiltere mandasındaki Irak’a bırakıldı. Misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul’u kaybettik. Bu, bizim için olumsuz bir sonuçtur.
Adım 3: Soru bizden “olumlu sonuçlandırılanlardan biri değildir” olanı, yani olumsuz sonuçlananı istiyor.
Hatay ve Boğazlar lehimize, Musul ise aleyhimize çözülmüştür.
Doğru Cevap: C
Umarım açıklamalarım anlaşılır olmuştur. Unutmayın, İnkılap Tarihi dersi sadece geçmişi öğrenmek değil, aynı zamanda bugünümüzü anlamak için de çok önemlidir. Anlamadığınız bir yer olursa çekinmeden sorun. Başarılar dilerim