8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 192
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Bugün sizinle İnkılap Tarihi dersimizle ilgili bazı soruları birlikte çözeceğiz. Gönderdiğiniz görseldeki soruları dikkatlice inceledim. Şimdi hep beraber, adım adım bu soruların cevaplarına bakalım ve konuları tekrar edelim. Hazırsanız başlayalım!
6. Soru:
Yukarıdaki tablonun doğru olabilmesi için hangi iki ülkenin yer değiştirmesi gerekmektedir?
A) Yunanistan – Yugoslavya
B) Afganistan – İran
C) Afganistan – Yugoslavya
D) Romanya – Irak
Çözüm:
Bu soruyu çözebilmek için Balkan Antantı ve Sadabat Paktı’na katılan ülkeleri doğru bir şekilde hatırlamamız gerekiyor. Haydi, hafızamızı tazeleyelim!
Adım 1: Balkan Antantı’na Katılan Ülkeleri Hatırlayalım
Balkan Antantı (1934), Türkiye’nin batı sınırını güvence altına almak için kurulmuş bir barış paktıydı. Katılan ülkeler şunlardı:
- Türkiye
- Yunanistan
- Yugoslavya
- Romanya
(Bunu aklımızda tutmak için TAYYAR olarak kodlayabiliriz.)
Adım 2: Sadabat Paktı’na Katılan Ülkeleri Hatırlayalım
Sadabat Paktı (1937) ise Türkiye’nin doğu sınırını güvence altına almak için kurulmuş bir dostluk ve saldırmazlık paktıydı. Katılan ülkeler de şunlardı:
- Türkiye
- İran
- Irak
- Afganistan
Adım 3: Tablodaki Hataları Bulalım
Şimdi tablodaki listelere bakalım:
- Balkan Antantı Listesi (Tabloda): Türkiye, Yunanistan, Afganistan, Romanya.
Burada Afganistan‘ın olmaması gerektiğini, onun yerine Yugoslavya‘nın olması gerektiğini görüyoruz. - Sadabat Paktı Listesi (Tabloda): Türkiye, Yugoslavya, İran, Irak.
Burada ise Yugoslavya‘nın olmaması gerektiğini, onun yerine Afganistan‘ın olması gerektiğini anlıyoruz.
Adım 4: Sonuca Ulaşalım
Gördüğümüz gibi, tablonun doğru olması için Afganistan ile Yugoslavya‘nın yer değiştirmesi gerekiyor. Afganistan, Sadabat Paktı’na; Yugoslavya ise Balkan Antantı’na geçmelidir.
Bu durumda doğru seçenek C) Afganistan – Yugoslavya‘dır.
7. Soru:
“Sökmen, bugünden itibaren davaya resmen el kondu. Antakya-İskenderun ve havalisinin adı bundan böyle Hatay’dır. Cemiyetinizin adını ‘Hatay Egemenlik Cemiyeti’ olarak değiştirin ve faaliyetinizi bu isim altında yürütün.”
Atatürk’ün, “Antakya – İskenderun ve Havalisi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” başkanı Tayfur Sökmen’e verdiği talimata bakılarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) Tayfur Sökmen Hatay Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanıdır.
B) Atatürk, Fransa ile Türkiye arasında yıllardır süregelen bir sorunu çözmek için harekete geçmiştir.
C) Hatay Egemenlik Cemiyeti silahlı bir örgüttür.
D) Antakya-İskenderun bölgesi, Hatay’dan ayrılmak istemektedir.
Çözüm:
Bu soruda Atatürk’ün bir sözünü analiz ederek bir sonuca ulaşmamız isteniyor. Haydi, metni dikkatlice okuyalım.
Adım 1: Metindeki Ana Fikri Anlayalım
Atatürk, Tayfur Sökmen’e talimat veriyor. “Davaya resmen el kondu” diyor. Bu ne demek? Yani, “Bu meseleyi artık biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak doğrudan ele alıyoruz” demek istiyor. Ayrıca bölgenin adını “Hatay” olarak belirliyor ve cemiyetin adını da değiştiriyor. Bu, konuya ne kadar önem verdiğini ve meselenin artık yerel bir mücadele olmaktan çıkıp devlet politikası haline geldiğini gösterir.
Adım 2: Şıkları Değerlendirelim
- A) Tayfur Sökmen Hatay Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanıdır. Bu bilgi tarihsel olarak doğru olsa da, sadece bu metinden çıkarabileceğimiz bir sonuç değildir. Metinde Tayfur Sökmen’in cumhurbaşkanı olacağından bahsedilmiyor.
- B) Atatürk, Fransa ile Türkiye arasında yıllardır süregelen bir sorunu çözmek için harekete geçmiştir. Hatay sorunu, o dönemde bölgeyi mandası altında tutan Fransa ile Türkiye arasında bir sorundu. Atatürk’ün “davaya resmen el kondu” demesi, bu sorunu çözmek için bizzat ve devlet olarak devreye girdiğini gösterir. Bu yargı, metinle birebir örtüşüyor.
- C) Hatay Egemenlik Cemiyeti silahlı bir örgüttür. Metinde cemiyetin faaliyetlerinden bahsediliyor ama silahlı mücadele yapıldığına dair hiçbir ipucu yok. Mücadele daha çok siyasi ve diplomatik yollarla yürütülmüştür.
- D) Antakya-İskenderun bölgesi, Hatay’dan ayrılmak istemektedir. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Atatürk, zaten Antakya-İskenderun bölgesine “Hatay” adını veriyor. Ayrılma değil, birleşme ve anavatana katılma amacı vardır.
Adım 3: Doğru Sonucu Seçelim
Yaptığımız analiz sonucunda, Atatürk’ün sözlerinin, Türkiye’nin Hatay sorununu çözmek için kararlı bir şekilde harekete geçtiğini gösterdiğini anlıyoruz. Bu sorun da Fransa ile aramızdaydı.
Dolayısıyla doğru cevap B) Atatürk, Fransa ile Türkiye arasında yıllardır süregelen bir sorunu çözmek için harekete geçmiştir. seçeneğidir.
Ç. Aşağıdaki soruları yanıtlayınız. Yanıtlarınızı defterinize yazınız.
Sevgili gençler, bu bölümdeki sorular sizin konuyu ne kadar anladığınızı ölçen, yorum ve bilgi gerektiren açık uçlu sorular. Ben size her bir sorunun cevabını ana hatlarıyla açıklayacağım.
1. Musul’un kaybedilmesinde İngiltere’nin rolü nedir? Açıklayınız.
Musul, Misak-ı Millî sınırlarımız içinde yer alan, zengin petrol yataklarına sahip çok önemli bir vatan toprağımızdı. Ancak maalesef kaybettik. İngiltere’nin bu süreçteki rolü çok büyüktü. Şöyle ki:
- Petrol İsteği: İngiltere, sanayisi için hayati önem taşıyan Musul petrollerini ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden Musul’un Türkiye’ye verilmesine şiddetle karşı çıktı.
- Milletler Cemiyeti’ni Kullanması: Lozan Antlaşması’nda çözülemeyen Musul sorunu, Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. O dönemde Milletler Cemiyeti, İngiltere’nin büyük ölçüde etkisi altındaydı. İngiltere, bu gücünü kullanarak kararın kendi lehine çıkmasını sağladı.
- İç Karışıklığı Fırsat Bilmesi: Türkiye, Musul için gerekirse askeri bir operasyon yapmayı düşünürken, ülkemizin doğusunda Şeyh Sait İsyanı çıktı. İngiltere’nin bu isyanı desteklediğine dair güçlü kanıtlar vardır. Bu isyan, Türk ordusunu meşgul etti ve Musul’a yönelik bir harekât yapmamızı engelledi. Zayıf düşen Türkiye, İngiltere’nin isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kısacası İngiltere, diplomatik gücünü ve Türkiye’nin iç sorunlarını kullanarak Musul’u o dönemde kendi mandası altındaki Irak’a bağlatmış ve böylece Musul’u kaybetmemize neden olmuştur.
2. Türk dış politikasının dayandığı “gerçekçilik” ve “uluslararası hukuka bağlılık” ilkelerini örneklerle açıklayınız.
Atatürk dönemi Türk dış politikası, hayaller peşinde koşmak yerine aklın ve bilimin yolunu izlemiştir. İşte bu iki ilke de bunun en güzel kanıtıdır:
- Gerçekçilik (Realizm): Bu ilke, ulaşılması imkânsız hedefler (örneğin Turancılık gibi bütün Türkleri tek bir devlette birleştirme hayali) peşinde koşmamak anlamına gelir. Bunun yerine, Misak-ı Millî ile belirlenen ve ulaşılabilir olan milli hedeflere odaklanılmıştır.
Örnek: Hatay sorunu. Hatay, Misak-ı Millî sınırlarımız içindeydi ve bu hedef gerçekçiydi. Atatürk, tüm enerjisini bu gerçekçi hedefi barışçıl yollarla çözmeye harcamış ve başarmıştır. - Uluslararası Hukuka Bağlılık: Bu ilke, sorunları savaşarak değil, antlaşmalarla, diplomasiyle ve uluslararası kurallara uyarak çözmek demektir. Türkiye, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi gereği her zaman barıştan yana olmuştur.
Örnek: Boğazlar sorununun çözümü. Türkiye, Boğazlar üzerindeki egemenlik hakkını savaşarak değil, ilgili devletleri bir araya toplayarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ile yani tamamen hukuk ve diplomasi yoluyla çözmüştür.
3. Yabancı okullarda Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulacak dersler hangileridir? Bu uygulamanın temel nedeni nedir? Açıklayınız.
Yabancı okullarda Türkçe, Tarih ve Coğrafya gibi derslerin, Türk öğretmenler tarafından ve Türkçe olarak okutulması zorunlu hale getirilmiştir.
Bu uygulamanın temel nedeni ise şudur:
- Milli Kültürü Korumak ve Milli Bilinci Güçlendirmek: Tarih ve Coğrafya dersleri, bir milletin vatan sevgisini, kendi geçmişini ve değerlerini öğrendiği en temel derslerdir. Bu derslerin yabancı bir zihniyetle ve yabancı bir dilde verilmesi, öğrencilerin kendi milletine ve kültürüne yabancılaşmasına neden olabilirdi.
- Devlet Denetimini Sağlamak: Bu kural, Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) gereğince tüm okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmasının bir sonucudur. Devlet, bu okullarda Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine aykırı bir eğitim verilmesini engellemek ve eğitimi denetim altında tutmak istemiştir.
Kısacası amaç, yabancı okullarda okuyan Türk çocuklarının da milli bir bilinçle yetişmesini sağlamaktı.
4. Lozan Barış Antlaşması’nın Boğazlar konusundaki kararını Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi ile karşılaştırarak Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi’nin önemini açıklayınız.
Bu iki antlaşma, Boğazlar üzerindeki egemenliğimiz açısından siyah ile beyaz kadar farklıdır. Haydi karşılaştıralım:
Lozan Barış Antlaşması (1923):
- Boğazların yönetimi, başında bir Türk’ün bulunduğu uluslararası bir komisyona bırakılmıştı. Yani tam egemenlik bizde değildi.
- Boğazların her iki yakası da askerden arındırılmıştı. Yani biz kendi toprağımız olan Boğazları korumak için asker bulunduramıyorduk. Bu, güvenliğimiz için büyük bir tehditti.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936):
- Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırıldı ve Boğazların yönetimi tamamen Türkiye’ye bırakıldı.
- Türkiye’nin Boğazlarda asker bulundurma hakkı geri verildi. Böylece Boğazların güvenliğini sağlama ve tam egemenlik hakkını elde ettik.
Montrö’nün Önemi: Montrö, Lozan’da Boğazlar konusunda egemenliğimizi sınırlayan maddeleri ortadan kaldırmış, Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam egemenlik hakkı tanımıştır. Bu, hem ulusal güvenliğimiz hem de uluslararası alandaki prestijimiz açısından çok büyük bir diplomatik zaferdir.
5. Mustafa Kemal’in yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen Hatay sorunuyla ilgilenmesini onun kişilik özelliklerinden hangileriyle bağdaştırabilirsiniz? Açıklayınız.
Atatürk, hayatının son dönemlerinde ciddi sağlık sorunları yaşamasına rağmen, Hatay’ın anavatana katılması için büyük bir gayret göstermiştir. Bu durum, onun üstün kişilik özelliklerini bir kez daha gözler önüne serer. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
- Vatanseverliği: Kendi sağlığını ve canını, vatanının bir parçasını kurtarmaktan daha önemli görmemiştir. Vatan sevgisi, onun için her şeyin üzerindeydi.
- Kararlılığı ve Mücadeleciliği: Hastalığına rağmen davasından vazgeçmemiş, son anına kadar büyük bir kararlılıkla mücadele etmiştir. “Bu benim şahsi meselemdir” diyerek konuya ne kadar odaklandığını göstermiştir.
- İdealistliği: Misak-ı Millî hedeflerine ulaşma idealinden asla vazgeçmemiştir. Hatay, bu idealin son halkasıydı ve onu gerçekleştirmek için her türlü zorluğa göğüs germiştir.
- Fedakârlığı: Milletinin geleceği için kendi hayatını hiçe sayacak kadar büyük bir fedakârlık örneği sergilemiştir.
Onun bu davranışı, bir liderin vatanı için neleri göze alabileceğinin en dokunaklı örneklerinden biridir.
Umarım tüm soruların çözümleri anlaşılır olmuştur. Unutmayın, tarihi öğrenmek geçmişi anlamak ve geleceğe yön vermektir. Anlamadığınız bir yer olursa çekinmeden sorun. İyi çalışmalar dilerim!