8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 70
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Harika bir çalışma kağıdı! Gelin, bu soruları birlikte adım adım, tane tane çözelim ve konuları iyice pekiştirelim. Unutmayın, tarih dersi ezber değil, olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisini anlamaktır. Hazırsanız, başlayalım!
4. Aşağıdakilerden hangisi Millî Cemiyetlerin ortak özellikleri arasında yer alır?
Çözüm:
Sevgili gençler, bu soruda Milli Mücadele döneminde kurulan ve vatanın kurtuluşu için çabalayan cemiyetlerin ortak bir özelliğini bulmamız isteniyor. Şıkları tek tek inceleyelim:
- A) Osmanlı yönetimi tarafından desteklenmişlerdir.
Bu şık yanlıştır. Çünkü o dönemdeki Osmanlı yönetimi, İtilaf Devletleri’nin baskısı altındaydı ve işgallere karşı sessiz kalmayı tercih ediyordu. Milli Cemiyetler ise tam tersine, bu sessizliğe bir tepki olarak halk tarafından kurulmuştur.
- B) Bir yerel örgütlenme biçimi olarak bölge bölge Türk ulusunun bağımsızlığı için mücadele etmişlerdir.
İşte bu aradığımız cevap! Milli Cemiyetler, Mondros Ateşkesi sonrası başlayan işgallere karşı kendi bölgelerini (Trakya, Doğu Anadolu, İzmir ve çevresi gibi) korumak amacıyla kurulmuş yerel, yani bölgesel direniş örgütleridir. Hepsinin ortak amacı Türk ulusunun bağımsızlığıydı. Bu şık doğrudur.
- C) Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordularını desteklemişlerdir.
Bu şık da yanlıştır. Çünkü Milli Cemiyetler, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından başlayan işgallere karşı kurulmuştur.
- D) Aralarındaki iş birliği ve iletişim düşmanlara karşı birlikte mücadele etmelerini sağlamıştır.
Bu şık da yanlıştır. Cemiyetlerin en büyük eksikliklerinden biri başlarda aralarında bir iletişim ve iş birliğinin olmamasıydı. Her biri kendi bölgesini kurtarmaya çalışıyordu. Bu cemiyetler ancak Sivas Kongresi’nde “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilerek birlikte hareket etmeye başlamışlardır.
Sonuç: Doğru cevap B şıkkıdır.
5. Aşağıdakilerden hangisi, Kuva-yı Milliye birliklerinin sağladığı kazanımlardandır?
Çözüm:
Kuva-yı Milliye, yani “Milli Kuvvetler”, halkın işgallere karşı oluşturduğu silahlı direniş gruplarıydı. Bakalım bu kahraman birlikler bize neler kazandırmış:
- A) İstanbul’daki işgal güçlerine karşı Osmanlı hükümetini korumuşlardır.
Bu ifade yanlıştır. Kuva-yı Milliye, işgallere sessiz kalan İstanbul Hükümeti’ne karşı da bir tepkiydi. Onları korumak gibi bir amaçları yoktu.
- B) Yunan işgallerine karşı koyarak Batı Anadolu’da yayılmalarını engellemişlerdir.
Bu ifade kesinlikle doğrudur. Kuva-yı Milliye’nin en önemli başarılarından biri, özellikle Batı Cephesi’nde Yunan ordusunu yavaşlatmak, onlara kayıplar verdirmek ve düzenli ordu kurulana kadar zaman kazandırmaktır. Tamamen durduramasalar da yayılmalarını önemli ölçüde engellemiş ve yavaşlatmışlardır.
- C) Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılmasında rol oynamışlardır.
Bu ifade doğru olsa da soruda bizden bir “kazanım” isteniyor. Silah kaçırmak bir faaliyet, bu faaliyetin sonucunda düşmanı yavaşlatmak ise bir kazanımdır. B şıkkı daha net bir kazanımı ifade ediyor.
- D) Doğu Anadolu’da Ermenistan’ı yenilgiye uğratmışlardır.
Bu ifade yanlıştır. Doğu Cephesi’nde Ermenilere karşı zaferi kazanan, Kuva-yı Milliye değil, Kazım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu yani düzenli ordumuzdur.
Sonuç: Doğru cevap B şıkkıdır.
6. Amasya Genelgesi’nde “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” kararı yer almıştır.
Erzurum Kongresi’nin;
I. Kuva-yı Milliye’yi etkin ve ulusal iradeyi egemen kılmak temel ilkedir.
II. Hristiyan azınlıklara siyasal üstünlük ve toplumsal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
III. Manda ve himaye kabul olunamaz.
kararlarından hangileri, Amasya Genelgesi’nin kararını karşılar niteliktedir?
Çözüm:
Çocuklar, bu soruda bir bağlantı kurmamız gerekiyor. Amasya Genelgesi’ndeki o meşhur madde, Kurtuluş Savaşı’nın hem amacını hem de yöntemini belirtir. Yöntem nedir? “Milletin azim ve kararı”. Yani, kararı millet verecek. Bu, “ulusal egemenlik” düşüncesinin ilk kıvılcımıdır. Şimdi Erzurum Kongresi kararlarına bu gözle bakalım:
Adım 1: Amasya Genelgesi’ndeki “milletin azim ve kararı” ifadesinin “ulusal irade” ve “milletin kendi kaderini kendi belirlemesi” anlamına geldiğini anlayalım.
Adım 2: Erzurum Kongresi kararlarını bu anlamla karşılaştıralım.
- I. Kuva-yı Milliye’yi etkin ve ulusal iradeyi egemen kılmak temel ilkedir.
Buradaki “ulusal iradeyi egemen kılmak” ifadesi, Amasya Genelgesi’ndeki “milletin azim ve kararı” ile birebir örtüşmektedir. İkisi de yönetme gücünün, kararın millete ait olması gerektiğini söylüyor. Bu kesinlikle doğru!
- II. Hristiyan azınlıklara siyasal üstünlük… verilemez.
Bu madde, tam bağımsızlık ve ülke bütünlüğü ile ilgilidir. “Milletin kararı” ilkesiyle doğrudan bir bağlantısı yoktur.
- III. Manda ve himaye kabul olunamaz.
Bu madde, Kurtuluş Savaşı’nın amacı olan “tam bağımsızlık” ile ilgilidir. “Milletin istiklâli” kısmını karşılar ama “milletin azim ve kararı” yani yöntem kısmını doğrudan karşılamaz.
Adım 3: Bu durumda, Amasya Genelgesi’ndeki kararı en net şekilde karşılayan madde, I. maddedir.
Sonuç: Doğru cevap A) Yalnız I şıkkıdır.
7. Aşağıda verilenlerden hangisi, Misak-ı Millî kararlarının sonuçları arasında yer almaz?
Çözüm:
Misak-ı Millî, yani “Milli Yemin”, son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen ve Kurtuluş Savaşı’mızın hedeflerini, sınırlarımızı belirleyen çok önemli bir belgedir. Şimdi şıklara bakalım hangisi bu belgenin bir sonucu veya özelliği değil.
- A) Türk yurdunun sınırları çizilmiştir.
Bu ifade doğrudur. Misak-ı Millî ile Mondros Ateşkesi imzalandığı sırada işgal edilmemiş toprakların vatan toprağı olduğu belirtilerek milli sınırlarımız net bir şekilde çizilmiştir.
- B) Türk ulusunun tam bağımsızlık isteği dünyaya duyurulmuştur.
Bu ifade de doğrudur. Kapitülasyonların, dış borçların ve azınlık haklarının “tam bağımsızlık” ilkesine uygun çözülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
- C) Kurtuluş Savaşı’nın programı Meclis-i Mebusan tarafından onaylanmıştır.
Bu ifade de doğrudur. Misak-ı Millî, Milli Mücadele’nin siyasi bir programı, bir yol haritasıdır ve Osmanlı’nın resmi meclisi tarafından onaylandığı için ona hukuki bir güç katmıştır.
- D) Millet egemenliğine dayalı yeni bir devlet kurulacağı açıklanmıştır.
İşte bu ifade yanlıştır. Misak-ı Millî, vatanın sınırları ve bağımsızlığı üzerine odaklanmıştır. Henüz yönetim şeklinin değişeceği, saltanatın kaldırılıp millet egemenliğine dayalı yeni bir devlet (cumhuriyet gibi) kurulacağı açıkça belirtilmemiştir. Bu aşamada öncelik vatanı kurtarmaktır. Yeni devletin kurulacağı fikri, BMM’nin açılmasıyla somutlaşacaktır.
Sonuç: Doğru cevap D şıkkıdır.
D. Aşağıdaki soruları yanıtlayınız. Yanıtlarınızı defterinize yazınız.
Sevgili öğrenciler, bu açık uçlu sorular sizin konuyu ne kadar iyi kavradığınızı gösterir. Gelin, bu sorulara da kapsamlı cevaplar verelim.
1. Misak-ı Millî kararlarının Kurtuluş Savaşı açısından taşıdığı önemi açıklayınız.
Misak-ı Millî, Kurtuluş Savaşı’mızın adeta bir manifestosu, bir yol haritasıdır. Önemi şunlardır:
- Milli Sınırları Belirlemiştir: Mondros Ateşkesi imzalandığında düşman eline geçmemiş olan toprakları “vatan” olarak tanımlamış ve Kurtuluş Savaşı’nın hangi topraklar için verileceğini netleştirmiştir.
- Tam Bağımsızlık Hedefini Koymuştur: Sadece askeri değil, siyasi, ekonomik ve hukuki olarak da tam bağımsız bir devlet hedeflendiğini (kapitülasyonların kaldırılması gibi) tüm dünyaya ilan etmiştir.
- Milli Mücadele’ye Hukuki Zemin Kazandırmıştır: Bu kararlar, o dönemde hala resmi olarak var olan Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edildiği için, Milli Mücadele’yi kişisel bir hareket olmaktan çıkarıp, milletin meclisinin onayladığı resmi bir programa dönüştürmüştür.
- Uluslararası Alanda Dayanak Olmuştur: Daha sonra yapılan barış görüşmelerinde (Lozan gibi), Türk heyetinin temel dayanak noktası Misak-ı Millî kararları olmuştur.
2. BMM’nin açılış gerekçelerini ve önemini yazınız.
Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılışı, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir.
Açılış Gerekçeleri:
- En temel gerekçe, İstanbul’un 16 Mart 1920’de İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve Mebusan Meclisi’nin dağıtılmasıdır.
- Milletin iradesini temsil eden bir meclis ortadan kalkınca, vatanın kaderi hakkında karar verecek, milleti temsil edecek yeni bir kuruma ihtiyaç duyulmuştur.
- Mustafa Kemal, bu durumu bir fırsat olarak görerek milletin tek temsilcisinin Ankara’da toplanacak olağanüstü yetkilere sahip bir meclis olacağını duyurmuştur.
Önemi:
- Ulusal Egemenlik Gerçekleşmiştir: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesiyle açılan BMM, yönetme gücünü padişahtan alıp millete vermiştir.
- Kurtuluş Savaşı’nı Yönetmiştir: BMM, hem orduyu kurmuş, hem yasaları çıkarmış, hem de savaşı başarıyla yöneterek zafere ulaşmasını sağlamıştır.
- Yeni Türk Devleti’nin Temelini Atmıştır: BMM’nin açılması, fiilen yeni bir Türk devletinin kurulması anlamına geliyordu. Daha sonra kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri o gün atılmıştır.
3. BMM’ye karşı çıkarılan ayaklanmaların isimlerini yazarak Kurtuluş Savaşı’na etkisini değerlendiriniz.
BMM’nin otoritesini tanımayan ve onu yok etmek isteyen çeşitli güçler tarafından birçok ayaklanma çıkarılmıştır. Bu ayaklanmalar Kurtuluş Savaşı’mızı çok olumsuz etkilemiştir.
Bazı Önemli Ayaklanmalar:
- Doğrudan İstanbul Hükümeti Tarafından Çıkarılanlar: Ahmet Anzavur Ayaklanması, Kuva-yı İnzibatiye (Halifelik Ordusu).
- İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri’nin Kışkırtmasıyla Çıkanlar: Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı Ayaklanmaları; Yozgat Ayaklanması; Konya Ayaklanması.
- Eski Kuva-yı Milliyecilerin Çıkardığı Ayaklanmalar: Çerkez Ethem Ayaklanması, Demirci Mehmet Efe Ayaklanması.
Kurtuluş Savaşı’na Etkileri:
- Milli Mücadele’yi Zayıflatmıştır: Bu isyanlar yüzünden, düşmanla savaşması gereken güçlerimizin bir kısmını kendi içimizdeki isyanları bastırmak için kullanmak zorunda kaldık.
- Zaman ve Kaynak Kaybına Neden Olmuştur: Ayaklanmalar, hem Kurtuluş Savaşı’nın uzamasına hem de zaten kısıtlı olan para, silah ve cephanemizin boşa harcanmasına yol açmıştır.
- Kardeş Kanı Dökülmüştür: En acısı da Türk milletinin evlatları birbirleriyle savaşmak zorunda kalmıştır.
Kısacası, bu ayaklanmalar, düşmanın işini kolaylaştıran ve zaferi geciktiren çok tehlikeli gelişmelerdi.
4. Sevr (Sevres) Antlaşması’nı Osmanlı Devleti açısından değerlendiriniz.
Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920), Osmanlı Devleti için bir barış antlaşması değil, adeta bir ölüm fermanıydı. Osmanlı Devleti açısından değerlendirdiğimizde şunları söyleyebiliriz:
- Toprak Kaybı ve Parçalanma: Antlaşma, Osmanlı Devleti’ne başkenti İstanbul olan ve Anadolu’nun ortasında çok küçük bir toprak parçası bırakıyordu. İzmir ve çevresi Yunanlara, Doğu Anadolu’da bir Ermeni ve Kürt devleti kurulması, güney topraklarının Fransız ve İngilizler arasında paylaşılması öngörülüyordu. Bu, vatanın tamamen parçalanması demekti.
- Egemenliğin Sona Ermesi: Boğazlar, uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılıyordu. Kapitülasyonlar en ağır şekilde geri getiriliyor, maliye (ekonomi) tamamen yabancıların denetimine giriyordu. Ordu 50.700 kişiyle sınırlandırılıyor ve ağır silahları elinden alınıyordu. Bu, siyasi, askeri ve ekonomik olarak bağımsızlığın tamamen bittiği anlamına geliyordu.
- Hukuken Geçersizdir: Bu antlaşma, Mebusan Meclisi dağıtıldığı için meclis tarafından onaylanmamıştır. Anayasaya göre meclisin onaylamadığı bir antlaşma geçersizdir. Bu yüzden Sevr, “ölü doğmuş” bir antlaşmadır.
- Milli Mücadele’yi Güçlendirmiştir: Sevr’in ağır şartları, Türk milletinin esareti asla kabul etmeyeceğini göstererek, Ankara’daki BMM’nin liderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı’na olan inancı ve katılımı daha da artırmıştır. Millet, ya istiklal ya ölüm demiştir.
Sonuç olarak Sevr, Türk milletine dayatılan bir esaret belgesidir ve Milli Mücadele’nin ne kadar haklı bir savaş olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.
Umarım bu açıklamalar konuları daha iyi anlamanıza yardımcı olmuştur. Aklınıza takılan bir şey olursa çekinmeden sorun. Başarılar dilerim