8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 101
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Ben 8. Sınıf İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Bugün, Milli Mücadelemizin en önemli diplomatik zaferlerinden biri olan Lozan Barış Konferansı ile ilgili önümüzdeki metin ve soruları birlikte analiz edeceğiz. Bu sorular, o dönemdeki Türk heyetinin ne kadar kararlı ve vatansever bir duruş sergilediğini anlamamız için harika bir fırsat.
Hadi gelin, görseldeki soruları adım adım, hep birlikte çözelim ve konuyu daha iyi pekiştirelim.
***
Soru 1: İsmet Paşa’nın yukarıdaki tavrının nedeni nedir?
(Kaynak 30: ‘Bir de Türkçe konuşulacak!’ dedi. Büyük bir tartışma başladı ama kimse Türk başdelegesine söz geçiremedi. Nihayet, ‘Gerekirse İsmet Paşa Türkçe konuşabilir.’ diye bir madde eklendi.)
Çözüm:
Sevgili arkadaşlar, bu soruyu cevaplamak için o anı gözümüzde canlandırmamız gerekiyor. Düşünün ki, ülkenizin kaderinin çizileceği uluslararası bir toplantıdasınız ve herkes kendi dilinde değil de sadece birkaç büyük devletin dilinde konuşulmasını bekliyor. İşte İsmet Paşa, tam da bu duruma itiraz ediyor. Gelin nedenlerine adım adım bakalım:
-
Adım 1: Eşitlik İlkesini Savunmak
Uluslararası konferanslarda her devlet, diğerleriyle eşit haklara sahiptir. Bir devletin dilinin yok sayılması, o devletin kendisinin de yok sayılması anlamına gelebilir. İsmet Paşa, “Türkçe konuşulacak!” diyerek aslında şunu söylüyordu: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, diğer tüm devletlerle eşittir. Bizim dilimiz de sizin diliniz kadar değerlidir.” Bu, diplomatik bir eşitlik talebidir.
-
Adım 2: Tam Bağımsızlık Vurgusu
Kurtuluş Savaşı’nı neden yaptık? Tam bağımsız bir Türk devleti kurmak için! Bağımsızlığın en önemli sembollerinden biri de dildir. Kendi dilini uluslararası bir platformda özgürce kullanabilmek, o ülkenin egemenliğinin ve bağımsızlığının bir kanıtıdır. İsmet Paşa’nın bu ısrarı, yeni Türk Devleti’nin tam bağımsız karakterini tüm dünyaya gösterme amacı taşıyordu.
Sonuç:
İsmet Paşa’nın bu tavrının temel nedeni, yeni Türk Devleti’nin tam bağımsızlığını ve diğer devletlerle eşit olduğunu vurgulamaktır. Bu, sadece bir dil meselesi değil, aynı zamanda bir onur ve egemenlik meselesidir.
***
Soru 2: İsmet İnönü Lozan Konferansı’nda neden böyle bir cümle kurmuştur?
(Kaynak 31: “Biz Mondros’tan değil, Mudanya’dan geliyoruz.”)
Çözüm:
Bu cümle, Lozan Konferansı’nın belki de en meşhur ve en güçlü cümlelerinden biridir. İsmet Paşa’nın neden böyle dediğini anlamak için Mondros ve Mudanya’nın ne anlama geldiğini hatırlamamız gerekiyor.
-
Adım 1: Mondros neyi temsil ediyor?
Mondros Ateşkes Antlaşması (1918), Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrıldığını belgeleyen bir antlaşmadır. Bu antlaşma, ülkemizin işgal edilmesine zemin hazırlamış, ordumuzu dağıtmış ve bizi tamamen savunmasız bırakmıştır. Yani Mondros, yenilgiyi, teslimiyeti ve çaresizliği simgeler.
-
Adım 2: Mudanya neyi temsil ediyor?
Mudanya Ateşkes Antlaşması (1922) ise Kurtuluş Savaşı’ndaki askeri zaferlerimizin sonucunda imzalanmıştır. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri, Türk ordusunun zaferini kabul etmiş ve barış görüşmelerine oturmayı kabul etmiştir. Yani Mudanya, zaferi, gücü ve haklılığı simgeler.
-
Adım 3: İki kelimenin gücü
İsmet Paşa, bu iki antlaşmayı karşılaştırarak İtilaf Devletleri’ne çok net bir mesaj vermiştir. Şöyle demiştir: “Karşınızda I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş, çaresiz Osmanlı Devleti yok. Karşınızda Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış, ordusuyla gücünü ispatlamış, bağımsızlığı için savaşmış Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti var. Bize yenik bir devlet muamelesi yapamazsınız. Biz buraya kazanan taraf olarak geldik.”
Sonuç:
İsmet İnönü bu cümleyi, Türkiye’nin konferansa mağlup bir devlet olarak değil, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış galip ve eşit bir devlet olarak katıldığını, dolayısıyla dayatmaları kabul etmeyeceğini kesin bir dille ifade etmek için kurmuştur.
***
Metnin Genel Analizi ve Mustafa Kemal’in Değerlendirmesi
(Kaynak 32: “Maziye ait müsamahaların (göz yummaların), hataların faili (sorumlusu) biz olmadığımız halde, asırların birikmiş hesaplarının bizden sorulmaması gerekirken, bu hususta da dünya ile karşı karşıya gelmek bize teveccüh etmişti (düşmüştü).”)
Açıklama:
Sevgili gençler, metnin tamamına ve Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine baktığımızda, Lozan’daki mücadelenin ne kadar çetin geçtiğini anlıyoruz.
-
Adım 1: İtilaf Devletleri’nin Amacı
İtilaf Devletleri, Lozan’a geldiklerinde hala bize Sevr Antlaşması’na benzer, bağımsızlığımızı kısıtlayan bir barış metni imzalatmak istiyorlardı. Metinde de geçtiği gibi, bize “yumuşatılmış bir Sevr” taslağı sundular. Yani kapitülasyonlar, borçlar gibi eski sorunları yine bizim sırtımıza yüklemeye çalıştılar.
-
Adım 2: Türk Heyetinin Kararlı Duruşu
İsmet Paşa ve Türk heyeti, Mustafa Kemal’in talimatları doğrultusunda Misak-ı Millî sınırlarından ve tam bağımsızlıktan asla taviz vermedi. İsmet Paşa’nın metindeki “Memleketi mi esarete mahkûm eden bir belgeye imza koyamam.” sözü bu kararlılığın en net ifadesidir.
-
Adım 3: Atatürk’ün Sözünün Anlamı
Atatürk’ün sözü ise durumu özetliyor. Diyor ki: “Osmanlı Devleti’nin geçmişte yaptığı hataların (kapitülasyonlar, borçlar vb.) sorumlusu biz değiliz. Ama bütün dünya, yüzyıllardır biriken bu sorunların hesabını yeni kurulan Türk Devleti’nden sormaya kalktı. Bu zorlu görev de bize düştü.” Bu söz, Lozan’da sadece Kurtuluş Savaşı’nın değil, yüzyılların birikmiş sorunlarının da hesabının görüldüğünü anlatıyor.
Genel Sonuç:
Lozan Barış Antlaşması, masa başında kazanılmış büyük bir diplomatik zaferdir. Bu zaferin arkasında, İsmet Paşa gibi kararlı devlet adamlarının eşitlik ve tam bağımsızlık ilkelerinden bir an bile vazgeçmemesi yatmaktadır. Türk heyeti, “kazanan” taraf olmanın özgüveniyle hareket etmiş ve Misak-ı Millî hedeflerini büyük ölçüde gerçekleştirmiştir.
Umarım açıklamalarım faydalı olmuştur. Unutmayın, tarihi olayları neden-sonuç ilişkisi içinde anlamak, ezberlemekten çok daha kalıcıdır. Başarılar dilerim!