8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 204
Harika bir etkinlik! Merhaba sevgili öğrencilerim, ben 8. Sınıf İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Şimdi hep birlikte bu etkinlikteki soruları adım adım, anlayarak çözeceğiz. Unutmayın, tarih sadece geçmişi öğrenmek değil, aynı zamanda bugünü anlamaktır. Hazırsanız başlayalım!
A. Çok partili siyasal hayata geçişin önemini, Atatürk’ün aşağıdaki görüşleri doğrultusunda boş bırakılan yere yazınız.
“Millî egemenlik esasına göre idare edilen medeni devletlerde kabul edilen ve geçerli olan esas; milletin genel isteklerini en çok temsil eden ve bu isteklerin bağlı olduğu menfaat ve gerekleri, en yüksek kudretle ve yetki ile yapabilecek siyasi grubun, devlet işlerinin idaresini üzerine alması ve bu sorumluluğu en yüksek liderinin omuzuna bırakması prensibinden ibarettir. Kural ve yöntem olarak milletin çoğunluğunu temsil eden ve özel amacı belli olan parti, hükûmeti kurma sorumluluğunu üzerine alır ve kendi amaç ve ilkelerini memlekette uygular…”
Çözüm ve Açıklama:
Sevgili gençler, Atatürk’ün bu sözü aslında bize demokrasinin ve çok partili hayatın ne kadar önemli olduğunu çok güzel bir şekilde anlatıyor. Gelin bu sözü adım adım inceleyelim ve boşluğa ne yazmamız gerektiğini bulalım.
Adım 1: “Millî Egemenlik” Ne Demek?
Atatürk, sözüne “Millî egemenlik esasına göre idare edilen medeni devletlerde…” diye başlıyor. Millî egemenlik, yönetme gücünün, yani egemenliğin millete ait olması demektir. Yani ülkeyi aslında millet yönetir. Peki, milyonlarca insan bir araya gelip devleti nasıl yönetecek? İşte burada partiler devreye giriyor.
Adım 2: Partiler Neyi Temsil Eder?
Atatürk devamında, “milletin genel isteklerini en çok temsil eden… siyasi grubun” devlet işlerini yönetmesi gerektiğini söylüyor. Siyasi partiler, benzer düşüncelere sahip insanların bir araya gelerek ülke sorunlarına çözümler ürettiği gruplardır. Her parti, milletin farklı bir kesiminin isteklerini ve düşüncelerini temsil eder.
Adım 3: Hükümet Nasıl Kurulur?
Sözün sonunda ise “milletin çoğunluğunu temsil eden… parti, hükûmeti kurma sorumluluğunu üzerine alır” diyor. Yani seçimlerde en çok oyu alan, halkın çoğunluğunun desteğini kazanan parti, hükümeti kurar ve ülkeyi yönetme hakkı kazanır. Böylece milletin isteği yönetime yansımış olur.
Sonuç: Boşluğa Ne Yazmalıyız?
Tüm bu adımları birleştirdiğimizde, çok partili hayatın önemini şu şekilde özetleyebiliriz:
Atatürk’ün de belirttiği gibi, çok partili siyasal hayat, millî egemenliğin tam olarak uygulanabilmesi için bir zorunluluktur. Farklı siyasi partiler, toplumdaki çeşitli görüşlerin ve fikirlerin mecliste temsil edilmesini sağlar. Bu sayede halk, seçimlerde kendi düşüncelerine en yakın partiye oy vererek yönetime katılma imkânı bulur. Seçimlerde halkın çoğunluğunun oyunu alan parti hükümeti kurarak ülkeyi yönetir. Diğer partiler ise muhalefet görevi yaparak hükümeti denetler ve eleştirir. Bu durum, demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini, farklı çözümlerin tartışılmasını ve iktidarın denetlenmesini sağlayarak demokratik kültürü geliştirir.
B. Türkiye’de çok partili hayata geçişi hızlandıran uluslararası etkenlerin neler olduğunu aşağıdaki bölüme yazınız.
Çözüm ve Açıklama:
Arkadaşlar, bazen bir ülkenin içindeki gelişmeler, dünyada yaşanan olaylardan da etkilenebilir. Türkiye’nin 1945’ten sonra çok partili hayata geçişini hızlandıran bazı önemli uluslararası nedenler vardı. Gelin bunlara bakalım.
Adım 1: II. Dünya Savaşı’nın Sonu
1945’te II. Dünya Savaşı bitti. Bu savaşı, Almanya ve İtalya gibi tek partili, baskıcı yönetimlere karşı ABD, İngiltere, Fransa gibi demokratik ülkeler kazandı. Savaşın sonunda dünyada demokrasi rüzgârları esmeye başladı. Tek partili yönetimler artık kötü ve çağ dışı görülüyordu. Türkiye de bu yeni dünyada saygın bir yer edinmek için demokratik adımlar atmak istedi.
Adım 2: Birleşmiş Milletler’e Üye Olma İsteği
Savaştan sonra dünya barışını korumak için Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. Türkiye, bu yeni ve önemli örgütün kurucu üyelerinden biri olmak istiyordu. BM’nin kuruluş ilkeleri demokrasi, insan hakları ve özgürlükler üzerineydi. Türkiye’nin bu örgüte kabul edilmesi için tek partili sistemden çıkarak daha demokratik bir yapıya kavuşması gerekiyordu.
Adım 3: Sovyetler Birliği Tehdidi ve Batı ile Yakınlaşma
Savaş sonrası Sovyetler Birliği (SSCB), komünizmi yaymaya çalışıyor ve Türkiye’den Boğazlarda hak ve doğu illerimizden toprak talep ediyordu. Bu tehdit karşısında Türkiye, yalnız kalmamak için ABD ve Batı Avrupa ülkeleriyle yakınlaşmak istedi. Batılı ülkeler birer demokrasiydi ve Türkiye’nin de onlara benzemesi, yani çok partili bir demokrasiye geçmesi, bu ittifaka katılmasını kolaylaştıracaktı.
Sonuç: Hangi Etkenleri Yazmalıyız?
Bu nedenleri toparlayacak olursak, boşluğa şunları yazabiliriz:
- II. Dünya Savaşı’nı demokratik devletlerin kazanması: Bu durum, tüm dünyada demokrasiyi popüler hale getirdi ve tek partili rejimlerin sorgulanmasına neden oldu.
- Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) kurucu üyesi olma isteği: BM’nin demokratik ilkelere dayanması, Türkiye’yi siyasi sistemini demokratikleştirmeye teşvik etti.
- Sovyetler Birliği’nin tehditleri ve Türkiye’nin Batı Bloku’na yakınlaşma politikası: Türkiye, SSCB tehdidine karşı ABD ve Batılı devletlerin desteğini almak için onlar gibi demokratik bir yönetime sahip olduğunu göstermek istiyordu.