8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 180
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Bugün sizlerle gönderdiğiniz görseldeki İnkılap Tarihi sorularını birlikte çözeceğiz. Bu sorular, çok partili hayata geçiş denemeleri ve o dönemin önemli kanunları hakkında. Hadi gelin, bu konuları daha iyi anlamak için soruları adım adım inceleyelim.
10. Mustafa Kemal, muhalefet olmadan demokrasinin işleyemeyeceğini düşünüyordu. 3 Mart 1931’de CHP Genel Başkanı olarak Meclis Grup Başkanlığına gönderdiği yazıda milletvekili genel seçimlerinin yenilenmesi gerektiğini yazmıştır. Yazısında, CHP’nin 22 seçim bölgesinde eksik aday göstermesini istemiştir. Bu seçim bölgelerinde 30 milletvekilinin bağımsız adaylardan seçilmesini amaçlamıştır.
Yukarıdaki bilgi göz önünde bulundurulduğunda Mustafa Kemal ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- A) Demokratik siyasi yaşama önem vermektedir.
- B) Kadın hakları konusunu önemsememektedir.
- C) Laikliği savunmaktadır.
- D) Cumhuriyetin ilanından yanadır.
Çözüm:
Haydi bu soruyu birlikte analiz edelim. Unutmayın, bu tür sorularda bize verilen paragrafın dışına çıkmamalıyız.
Adım 1: Paragrafı dikkatlice okuyalım. Paragrafta Mustafa Kemal’in “muhalefet olmadan demokrasinin işleyemeyeceğini” düşündüğü belirtiliyor. Muhalefet ne demekti? İktidardaki partiyi denetleyen, farklı görüşleri savunan parti veya kişiler demekti. Yani mecliste farklı seslerin olmasını istiyor.
Adım 2: Mustafa Kemal’in bu düşüncesini hayata geçirmek için ne yaptığına bakalım. Kendi partisi olan CHP’ye diyor ki, “Bazı yerlerde aday göstermeyin.” Neden? Çünkü o boş kalan yerlere bağımsız, yani herhangi bir partiye bağlı olmayan adayların seçilmesini ve meclise girmesini istiyor. Bu, mecliste hükümetin denetlenmesini ve farklı fikirlerin temsil edilmesini sağlamak içindir.
Adım 3: Şimdi şıkları değerlendirelim.
- A) Demokratik siyasi yaşama önem vermektedir. Mustafa Kemal’in mecliste farklı seslerin olmasını, muhalefetin bulunmasını istemesi, onun tam olarak demokratik bir yönetimi arzuladığını gösterir. Bu şık çok mantıklı duruyor.
- B) Kadın hakları konusunu önemsememektedir. Paragrafta kadın haklarıyla ilgili hiçbir bilgi yok. Bu yüzden bu şıkka ulaşamayız.
- C) Laikliği savunmaktadır. Paragrafta din ve devlet işlerinin ayrılmasıyla, yani laiklikle ilgili bir bilgi de bulunmuyor.
- D) Cumhuriyetin ilanından yanadır. Cumhuriyet zaten 1923’te ilan edilmişti. Bu olay ise 1931’de geçiyor. Yani bu paragraf, cumhuriyetin ilan edilmesiyle değil, zaten var olan cumhuriyet yönetiminin daha demokratik hale getirilmesiyle ilgili.
Adım 4: Tüm adımları birleştirdiğimizde, Mustafa Kemal’in bu hamlesinin temel amacının, yönetime farklı sesleri katmak ve denetim mekanizmasını güçlendirmek olduğunu görüyoruz. Bu da onun demokratik siyasi yaşama ne kadar çok önem verdiğinin en net kanıtıdır.
Sonuç: Doğru Cevap A şıkkıdır.
11. 4 Mart 1925 tarihinde çıkartılan Takrir-i Sükûn Kanunu iki yıllık bir süre için uygulamaya konulmuştur. Ancak bu yasanın uygulanma süresi iki yıl daha uzatılarak 1929 yılına kadar devam etmiştir.
Yasanın uygulama süresinin uzatılmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Kanunun hükûmetin yetkilerini sınırlandırıcı özellikler taşıması
- B) Yasanın verdiği yetkilerle inkılapların kolayca gerçekleştirilebilmesi
- C) Bu tür yasalar için iki yılın yetersiz olması
- D) Yasanın kişi hak ve özgürlüklerini genişletmesi
Çözüm:
Sevgili gençler, bu soru da dönemin şartlarını iyi anlamamızı gerektiren önemli bir soru.
Adım 1: Önce Takrir-i Sükûn Kanunu’nu hatırlayalım. Bu kanun, 1925’te çıkan Şeyh Sait İsyanı sonrasında çıkarılmıştır. Amacı, ülkede huzuru ve güvenliği (sükûneti) sağlamaktı. Bu kanun, hükümete olağanüstü yetkiler veriyordu. Yani, hükümetin gücünü artıran bir yasaydı.
Adım 2: Soru bize bu yasanın neden 1927’de bitmeyip 1929’a kadar uzatıldığını soruyor. O yılları düşünelim. 1925-1929 arası, Atatürk İnkılaplarının en yoğun yapıldığı dönemdir. Şapka Kanunu, Medeni Kanun’un kabulü, Harf İnkılabı gibi köklü ve büyük değişiklikler bu dönemde yapılmıştır.
Adım 3: Bu büyük inkılaplar yapılırken, toplumda bu yeniliklere karşı çıkanlar, eski düzeni geri getirmek isteyenler olabilirdi. İşte hükümet, Takrir-i Sükûn Kanunu’nun verdiği geniş yetkileri kullanarak bu inkılaplara karşı oluşabilecek tepkileri, isyanları veya engellemeleri önlemek istedi. Yani kanun, inkılapların daha güvenli ve hızlı bir ortamda yapılmasını sağlayan bir araç oldu.
Adım 4: Şimdi şıklara bu bilgiyle bakalım.
- A) Kanunun hükûmetin yetkilerini sınırlandırıcı özellikler taşıması: Bu tamamen yanlış. Kanun, yetkileri sınırlandırmıyor, tam tersine artırıyordu.
- B) Yasanın verdiği yetkilerle inkılapların kolayca gerçekleştirilebilmesi: Evet, bu çok mantıklı. Yukarıda açıkladığımız gibi, kanunun sağladığı otorite ve huzur ortamı, inkılapların yapılmasını kolaylaştırmıştır.
- C) Bu tür yasalar için iki yılın yetersiz olması: Bu çok genel bir ifade. Neden yetersiz olduğunu açıklamıyor. Temel nedeni sormuş bize.
- D) Yasanın kişi hak ve özgürlüklerini genişletmesi: Bu da tamamen yanlış. Olağanüstü dönem yasaları, güvenlik amacıyla hak ve özgürlükleri geçici olarak kısıtlayabilir, genişletmez.
Adım 5: Sonuç olarak, yasanın uzatılmasının asıl sebebi, ülkede huzuru sağlayarak büyük ve köklü inkılapları sorunsuz bir şekilde hayata geçirmektir.
Sonuç: Doğru Cevap B şıkkıdır.
Ç. Aşağıdaki soruları yanıtlayınız. Yanıtlarınızı defterinize yazınız.
Bu bölümdeki soruları da tek tek, anlaşılır bir şekilde cevaplayalım.
1. Demokrasi için siyasi partilerin varlığı neden gereklidir? Yazınız.
Demokrasi, halkın yönetime katılması ve farklı fikirlerin özgürce temsil edilmesi demektir. Siyasi partiler bu noktada çok önemlidir çünkü:
- Farklı düşünce ve görüşleri bir araya getirerek organize ederler. Böylece insanlar kendi görüşlerine en yakın partiye oy vererek yönetime katılabilir.
- İktidara gelen partiyi denetlerler. Buna muhalefet görevi diyoruz. Muhalefet partileri, hükümetin hatalarını eleştirir ve halkın haklarını savunur. Bu da yönetimin daha dikkatli ve doğru çalışmasını sağlar.
- Halkın sorunlarını ve taleplerini meclise taşıyarak çözüm üretilmesine yardımcı olurlar.
Kısacası, siyasi partiler olmadan herkesin sesinin duyulduğu gerçek bir demokrasiden bahsetmek mümkün olmaz.
2. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partilerinin adları nelerdir? Yanıtınızı “iktidar” ve “muhalefet partileri” olarak ayırarak yazınız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarındaki çok partili hayata geçiş denemelerinde kurulan partiler şunlardır:
- İktidar Partisi: Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF). Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur ve cumhuriyetin ilk siyasi partisidir.
- Muhalefet Partileri:
- Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF): Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisidir.
- Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF): Türkiye’nin ikinci muhalefet partisi denemesidir.
3. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurucularını yazınız.
Bu iki önemli muhalefet partisinin kurucuları şunlardır:
- Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın Kurucuları: Kurtuluş Savaşı’nın önemli komutanları olan Kâzım Karabekir (parti başkanıdır), Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele ve Adnan Adıvar gibi isimler tarafından kurulmuştur.
- Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kurucusu: Bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle, yakın arkadaşı ve eski başbakanlardan olan Fethi Okyar tarafından kurulmuştur.
4. Atatürk, kurulacak olan siyasi partilerin hangi kurallara ve ilkelere bağlı kalmasını istemiştir. Yazınız.
Atatürk, demokrasinin gelişmesi için çok partili hayatı çok istemiştir. Ancak yeni kurulacak partilerin uyması gereken bazı temel ve vazgeçilmez kurallar olduğunu düşünüyordu. Bu kurallar şunlardır:
- Cumhuriyete ve Bağımsızlığa Bağlılık: Kurulacak her parti, öncelikle cumhuriyet rejimine ve ülkenin tam bağımsızlığına sonuna kadar sadık kalmalıdır.
- Laiklik İlkesine Saygı: Partiler, kesinlikle dini siyasete alet etmemeli, din ve vicdan özgürlüğüne saygılı olmalı ancak laiklik ilkesinden asla taviz vermemelidir. Toplumu din üzerinden kutuplaştırmaya çalışmamalıdırlar.
- İnkılaplara Sahip Çıkma: Yapılan inkılapların korunması ve devam ettirilmesi konusunda hassas olmaları gerekiyordu.
Kısacası Atatürk, siyasi rekabetin ülkenin temel değerleri olan cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine zarar vermeden yapılmasını istemiştir.
Umarım bu açıklamalarla konuları daha iyi anlamışsınızdır. Aklınıza takılan başka bir şey olursa çekinmeden sorun. İyi çalışmalar dilerim