8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 185
Merhaba sevgili öğrencilerim,
Ben 8. Sınıf İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Gönderdiğiniz ders kitabı sayfasındaki konuları ve soruyu şimdi hep birlikte, adım adım inceleyip anlayalım. Bu konular, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ne kadar kararlı ve bağımsız bir politika izlediğini göstermesi açısından çok önemlidir.
Soru: Türkiye’nin yabancı okullar konusundaki bu tutumunu dış politika açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sevgili arkadaşlar, bu soruyu cevaplamak için önce metinde neler anlatıldığına bir bakalım ve sonra bu bilgileri dış politika ilkeleriyle birleştirelim.
Adım 1: Sorunun Kaynağını Anlamak
Öncelikle, Osmanlı Devleti zamanında yabancı okulların durumunu hatırlayalım. Metinde de belirtildiği gibi bu okullar; Fransa, İngiltere, ABD gibi devletler tarafından açılmıştı. Kendi müfredatlarını uyguluyorlar, kendi ülkelerinin konsoloslukları tarafından yönetiliyorlardı. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin eğitim sistemi üzerinde hiçbir kontrolü olmaması anlamına geliyordu. Daha da önemlisi, bu okullar misyonerlik faaliyetleri yapıyor, gayrimüslim öğrenciler arasında milliyetçilik ve ayrılıkçılık fikirlerini yayıyordu. Bu, ülkenin iç birliği için büyük bir tehditti.
Adım 2: Türkiye Cumhuriyeti’nin Çözümünü İncelemek
Genç Türkiye Cumhuriyeti, bu sorunu çözmek için çok net adımlar attı. Bu adımlar şunlardı:
- Lozan Barış Antlaşması: Bu antlaşmayla Türkiye’deki bütün yabancı okulların Türk kanunlarına ve hukukuna uyması kararlaştırıldı. Yani artık “kafalarına göre” hareket edemeyeceklerdi.
- 1925 Tarihli Genelge: Bu genelgeyle çok önemli kurallar getirildi.
- Türk Dili ve Edebiyatı, Millî Tarih ve Millî Coğrafya dersleri zorunlu hale getirildi ve bu dersleri sadece Türk öğretmenler verecekti.
- Bu okullar, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı müfettişler tarafından denetlenecekti.
- Tevhid-i Tedrisat ve Maarif Teşkilatı Kanunları: Bu kanunlarla Türkiye’deki bütün eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Yabancı okulların faaliyetleri de Türkiye’nin millî çıkarlarına göre yeniden düzenlendi. Yeni bir okul açmak ise tamamen Millî Eğitim Bakanlığı’nın iznine tabi oldu.
Adım 3: Dış Politika Açısından Değerlendirme
İşte şimdi sorunun cevabına geldik. Türkiye’nin bu tutumu, dış politikasının temel ilkelerini çok net bir şekilde gösterir:
1. Tam Bağımsızlık (İstiklâl): Türkiye, eğitim gibi stratejik bir konuda yabancı devletlerin müdahalesini kesinlikle kabul etmemiştir. “Benim ülkem, benim kurallarım” demiştir. Eğitim, bir ülkenin geleceğini şekillendirir ve bu geleceğin başka ülkelerin eline bırakılması düşünülemezdi. Bu, tam bağımsızlık ilkesinin en güzel örneklerinden biridir.
2. Millî Egemenlik: Egemenlik, bir devletin kendi toprakları üzerinde kendi kanunlarını koşulsuz olarak uygulama gücüdür. Türkiye, yabancı okulları kendi kanunlarına tabi tutarak millî egemenlik hakkını kullanmıştır. Başta Fransa olmak üzere bazı devletler itiraz etse de Türkiye bu konuda asla geri adım atmamıştır.
3. Kararlılık ve Barışçılık: Türkiye, bu sorunu diplomatik yollarla, kanunlarla ve antlaşmalarla çözmeye çalışmıştır. Ancak kurallara uymayan okulları kapatmaktan da çekinmemiştir. Bu, hem barışçıl yöntemleri tercih ettiğini hem de kendi çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar kararlı olduğunu gösterir.
4. İç İşlerine Karışılmasını Engelleme: Yabancı okullar, uzun yıllar boyunca Batılı devletlerin Osmanlı’nın iç işlerine karışmak için kullandığı bir araç olmuştu. Türkiye, bu okulları denetim altına alarak bu kapıyı tamamen kapatmıştır.
Sonuç: Türkiye’nin yabancı okullar konusundaki tutumu; tam bağımsız, millî egemenliğine sahip çıkan, kendi geleceği hakkında kararları kendisi veren, onurlu ve kararlı bir dış politika izlediğinin en net kanıtıdır.
Şimdi de metnin ikinci bölümü olan Dış Borçlar Sorunu‘nu bir öğretmeniniz olarak size açıklayayım.
Konu: Dış Borçlar Sorunu nedir ve Lozan’da nasıl çözülmüştür?
Adım 1: Borçların Kaynağı
Bu borçlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı borçlar değildi. Bunlar, Osmanlı Devleti’nden kalan çok büyük bir borç yüküydü. Osmanlı, özellikle son dönemlerinde çok fazla dış borç almış ve bunu ödeyemeyince “Düyûn-ı Umûmiye” (Genel Borçlar İdaresi) adında bir kurum kurulmuştu. Bu kurum, Osmanlı’nın gelirlerine el koyarak borçları tahsil ediyordu. Bu durum, ekonomik bağımsızlığımızı yok eden bir şeydi. Lozan’da kapitülasyonlarla birlikte bu idare de kaldırıldı ama borçlar ortadan kalkmadı.
Adım 2: Lozan’daki Çözüm Yolu
Lozan Barış Antlaşması’nda bu borçların nasıl ödeneceği de karara bağlandı. Mantıklı bir yol izlendi:
- Borçlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılıp yeni kurulan devletler arasında paylaştırıldı.
- Yani borcun tamamını Türkiye üstlenmedi. Osmanlı toprağı üzerinde kurulan her devlet, kendi payına düşeni ödeyecekti.
- Türkiye’nin payına düşen borçlar ise taksitlere bölündü ve belirli bir ödeme planına bağlandı.
Adım 3: Sonrası ve Sonuç
Türkiye, savaştan yeni çıkmış yorgun ekonomisine rağmen bu borçları ödeme sorumluluğunu üstlendi. Ancak 1929’da bütün dünyayı etkileyen büyük bir ekonomik kriz çıktı. Bu kriz yüzünden Türkiye ödemelerde zorlandı ve ödemeler bir süreliğine durduruldu. Daha sonra alacaklı devletlerle yeniden masaya oturuldu, borçlar yeniden yapılandırıldı ve Türkiye, bu borçları 1954 yılına kadar ödemeye devam ederek tamamen bitirdi.
Bu durum da bize şunu gösterir: Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası hukuka saygılı, verdiği sözü tutan ama aynı zamanda kendi ekonomik bağımsızlığını her şeyin üstünde tutan bir devlettir.
Umarım bu açıklamalar konuları daha iyi anlamanıza yardımcı olmuştur. Unutmayın, tarih sadece geçmişi değil, bugünü ve geleceği anlamanın da anahtarıdır. Başarılar dilerim!