8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 87
Merhaba sevgili arkadaşlar, ben 8. Sınıf İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Gönderdiğiniz görseldeki hazırlık çalışmalarını birlikte analiz edip çözelim. Bu konular, Kurtuluş Savaşı’mızın en kritik dönemlerini anlamamız için çok önemli. Haydi başlayalım!
***
Soru 1: “Tekâlif-i Millîye, başkomutan, gazi, mareşal” kavramları ne anlama gelmektedir? Araştırınız.
Sevgili gençler, bu kavramlar Kurtuluş Savaşı’mızın adeta kilit taşlarıdır. Gelin, her birini adım adım, ne anlama geldiklerini ve neden önemli olduklarını anlayarak inceleyelim.
Adım 1: Kavramların Anlamlarını Öğrenelim
- Tekâlif-i Millîye: Bu ifade “Milli Yükümlülükler” veya “Ulusal Vergiler” anlamına gelir. Kütahya-Eskişehir Savaşları’nda ordumuzun zor duruma düşmesi üzerine, ordunun acil ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek, silah, cephane vb.) karşılamak için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından yayımlanan emirlerdir. Bu emirlerle halk, elindeki imkanları ordusuyla paylaşmaya çağrılmıştır. Bu, topyekûn bir mücadelenin, yani milletin ordusuyla bir bütün olduğunun en güzel örneğidir.
- Başkomutan: Orduların tamamını komuta eden en yetkili komutan demektir. Normalde bu yetki Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) aittir. Ancak savaşın çok kritik bir anında, hızlı kararlar alıp hemen uygulayabilmek için 5 Ağustos 1921’de çıkarılan Başkomutanlık Yasası ile bu yetki, üç aylığına Mustafa Kemal Paşa’ya verilmiştir. Mustafa Kemal bu yetkiyi kullanarak Tekâlif-i Millîye Emirleri’ni yayımlamıştır.
- Gazi: Savaşa katılmış ve savaştan sağ olarak dönmüş kahraman askerlere verilen bir unvandır. Ayrıca savaşta yaralanan komutanlara da bu unvan verilir. Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Meydan Muharebesi’ni yönetirken attan düşüp yaralanmış, ancak savaşı yönetmeye devam etmiştir. Bu büyük zaferin ardından TBMM tarafından kendisine “Gazi” unvanı verilmiştir.
- Mareşal: En yüksek askeri rütbedir. Bu rütbenin bir komutana verilebilmesi için, en az iki büyük meydan savaşını zaferle yönetmiş olması gerekir. Mustafa Kemal Paşa’ya Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra “Gazi” unvanıyla birlikte “Mareşal” rütbesi de verilmiştir. Bu rütbe, onun askeri dehasının ve kazandığı büyük zaferlerin bir tescilidir.
***
Soru 2: Türk milletinin, ordusunu daima desteklemesi ve ona yardımcı olmasını millî birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu açısından değerlendiriniz.
Bu soru, aslında Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasındaki en temel sırrı soruyor bize. Bir ordu ne kadar güçlü olursa olsun, arkasında milletinin desteği yoksa başarılı olamaz. Gelin bu durumu adım adım değerlendirelim.
Adım 1: O Dönemin Şartlarını Hatırlayalım
Kütahya-Eskişehir Savaşları kaybedilmiş, ordumuz Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmek zorunda kalmıştı. Meclis’te büyük bir karamsarlık vardı ve düşman Ankara’ya çok yaklaşmıştı. Yani umutların tükendiği, her şeyin bitti denildiği bir andaydık.
Adım 2: Milletin Tavrı Ne Oldu?
İşte tam bu noktada millî birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu devreye girdi. Türk milleti, “ordu yenildi, artık bu iş bitti” demedi. Tam tersine, ordusuna daha çok kenetlendi. Başkomutan Mustafa Kemal’in yayımladığı Tekâlif-i Millîye Emirleri‘ne tereddütsüz uydu.
- Elindeki son çuval unun yarısını,
- Ahırındaki hayvanını,
- Sandığındaki çorabını, çarığını,
- Hatta görseldeki gibi kadınlarımız, yaşlılarımız, çocuklarımız gece gündüz demeden cepheye mermi taşıyarak, imalathanelerde çalışarak
ordusuna destek oldu. Kimse “bu benim, veremem” demedi. Çünkü herkes biliyordu ki vatan olmazsa, ne o unun ne de o çorabın bir anlamı kalacaktı.
Adım 3: Bu Dayanışmanın Sonucu Nedir?
Bu eşsiz dayanışma sayesinde;
Birincisi, ordumuzun maddi eksiklikleri kısa sürede giderildi. Askerimiz doyuruldu, giydirildi ve silahlandırıldı.
İkincisi ve belki de en önemlisi, askerimiz arkasında koskoca bir milletin olduğunu hissetti. Bu manevi güç, askerin savaşma azmini ve moralini zirveye çıkardı.
Sonuç olarak, Türk milletinin bu fedakarlığı ve ordusuyla bütünleşmesi, Sakarya Zaferi’nin ve ardından gelen Büyük Zafer’in temelini oluşturmuştur. Bu olay, “vatan savunmasında millet-ordu ayrımı yoktur” anlayışının en somut kanıtıdır. Millî birlik ve beraberlik ruhu, en zor zamanlarda bile bir milleti nasıl ayağa kaldırabileceğinin ve zafere taşıyabileceğinin tarihsel bir dersidir.