8. Sınıf İnkılap Tarihi Ders Kitabı Cevapları Bir Yay Yayınları Sayfa 46
Merhaba sevgili öğrencim,
Ben 8. Sınıf İnkılap Tarihi öğretmeniniz. Gönderdiğin görseldeki metinleri ve soruyu dikkatlice inceledim. Şimdi sana bu konuyu bir öğrencinin en iyi şekilde anlayacağı dilde, adım adım açıklayacağım. Hazırsan başlayalım!
Soru: İşgaller karşısında Mustafa Kemal’in, halkın ve Osmanlı yönetiminin tutumlarını karşılaştırarak değerlendiriniz.
Harika bir soru! Bu soru, Milli Mücadele’nin neden ve nasıl başladığını anlamamız için kilit bir nokta. Haydi gel, bu önemli konuyu birlikte adım adım, karşılaştırarak inceleyelim.
Adım 1: Osmanlı Yönetimi’nin (İstanbul Hükümeti’nin) Tutumunu Anlayalım
Metinde de okuduğumuz gibi, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra ülke işgal edilmeye başlanınca İstanbul’daki yönetim, yani Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa Hükümeti, oldukça teslimiyetçi ve uzlaşmacı bir politika izlemiştir. Yani, İtilaf Devletleri’ne karşı direnmeyi düşünmemişlerdir.
Peki neden böyle davrandılar? Çünkü onlara göre:
- İtilaf Devletleri çok güçlüydü ve onlara karşı askeri bir direniş göstermek imkânsızdı.
- Eğer direnirlerse, İtilaf Devletleri’ni daha da kızdırabilirler ve barış antlaşmasının şartları daha da ağır olabilirdi.
- İşgallerin geçici olduğuna inanıyorlardı.
Bu yüzden halkı sakinleştirmeye, işgallere karşı tepki göstermemeleri için öğüt kurulları (Nasihat Heyetleri) göndermeye çalıştılar. Metindeki alıntıda da bu durum çok net bir şekilde ifade ediliyor:
“Padişah Efendimiz… Bütün Osmanlı tebaasının bundan böyle, Osmanlı tarihinin temizliğine yakışacak biçimde ağırbaşlılık ve dinginlik göstereceklerini, hükümetin yapacağı işleri içtenlikle kolaylaştıracaklarını beklemektedirler.”
Kısacası, Osmanlı yönetimi kurtuluşu padişahın emirlerine uymakta ve İtilaf Devletleri ile iyi geçinmekte görüyordu.
Adım 2: Mustafa Kemal’in Tutumunu İnceleyelim
Mustafa Kemal ise tam tersi bir düşüncedeydi. O, esareti ve manda yönetimini asla kabul etmiyordu. Onun için tek bir seçenek vardı: Tam bağımsızlık!
Metinde de belirtildiği gibi, Mondros imzalandığında Suriye Cephesi’ndeydi. Oradan derhal İstanbul Hükümeti’ni uyararak İngilizlerin isteklerine boyun eğilmemesini istedi. Ordular terhis edilince 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldi. O gün, Boğaz’da demirlemiş olan düşman gemilerini görünce yanındaki yaverine o meşhur ve kararlı sözünü söyledi:
“Geldikleri gibi giderler.”
Bu söz, onun karakterini ve tutumunu özetler:
- Kararlı ve mücadeleciydi: Asla pes etmeyi düşünmüyordu.
- Milliyetçi ve bağımsızlık yanlısıydı: Vatanın kurtuluşunun ancak milletin azim ve kararıyla olacağına inanıyordu.
- Örgütleyiciydi: İstanbul’da bulunduğu sürede hem halkı bilinçlendirmek için gazeteler çıkarmayı düşündü hem de komutanlarla gizli toplantılar yaparak kurtuluş için çareler aradı.
Adım 3: Halkın Tutumuna Bakalım
Peki bu sırada halk ne yapıyordu? Halk, başlangıçta büyük bir şok ve şaşkınlık içindeydi. Yüzyıllardır kendi vatanlarında özgür yaşamışlardı ve şimdi şehirleri, kasabaları yabancı askerler tarafından işgal ediliyordu. İstanbul Hükümeti’nin “sakin olun” çağrıları ile Mustafa Kemal gibi komutanların “direnin” düşüncesi arasında kalmışlardı.
Ancak işgallerin acı yüzü ortaya çıktıkça ve zulümler arttıkça, halk kendi vatanını savunmak için harekete geçmeye başladı. Ülkenin dört bir yanında protesto mitingleri düzenlendi ve en önemlisi, Kuvayımilliye adı verilen bölgesel direniş örgütleri kuruldu. Yani halk, işgallere karşı sessiz kalmadı, vatanını savunma bilinciyle direnişe geçti.
Adım 4: Karşılaştırma ve Değerlendirme (Sonuç)
Şimdi bu üç farklı tutumu özetleyerek karşılaştıralım ve bir sonuca varalım:
- Osmanlı Yönetimi: Teslimiyetçi ve pasif. Kurtuluşu, güçlü devletlerin insafına sığınmakta ve onlarla iyi geçinmekte görüyordu. Halkın direnişini engellemeye çalıştı.
- Mustafa Kemal: Mücadeleci ve kararlı. Kurtuluşun ancak milletin kendi gücüyle, yani Milli Mücadele ile mümkün olacağına inanıyordu. Halkı ve orduyu direniş için örgütlemeye çalıştı.
- Halk: Tepkili ve direnişçi. İşgaller karşısında sessiz kalmadı. Başlangıçta bölgesel de olsa vatanını savunmak için harekete geçti ve zamanla Mustafa Kemal’in liderliğinde birleşti.
Değerlendirme olarak şunu söyleyebiliriz: Gördüğün gibi, aynı olay (işgaller) karşısında üç farklı tavır var. İstanbul Hükümeti’nin teslimiyetçi tavrı, ülkeyi daha büyük bir felakete sürükleyebilirdi. Ancak Mustafa Kemal’in bağımsızlıkçı ve önder karakteri ile Türk halkının vatanseverliği birleşince, tarihimizin en şanlı mücadelelerinden biri olan Kurtuluş Savaşı başlamış ve zaferle sonuçlanmıştır. İşte bu üç farklı tutum, Milli Mücadele’nin fitilini ateşleyen temel dinamiklerdir.
Umarım konu şimdi çok daha netleşmiştir. Unutma, tarih olayları ve bu olaylar karşısında kişilerin aldığı tavırları anlamaktır. Başarılar dilerim!