6. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 2. Kitap Sayfa 73
Merhaba sevgili 6. sınıf öğrencilerim! Bugün sizinle birlikte çok keyifli ve düşünmeye sevk eden soruları analiz edip, cevaplayacağız. Bu sorular, hem hayal gücümüzü geliştirecek hem de Türkçemizin güzelliklerini, yani söz sanatlarını daha yakından tanımamızı sağlayacak. Hazır mısınız? Başlayalım o zaman!
a. Aşağıdaki konuşma haritasını inceleyiniz. Dilediğiniz sorudan başlayabilir ya da bazı soruları daha sonra dönmek üzere atlayabilirsiniz.
1. “Dünya …’a/e benzer çünkü …” cümlesini sözlü olarak tamamlayınız.
Çözüm:
Sevgili çocuklar, bu soruda Dünya’yı bir şeye benzetmemiz ve neden benzettiğimizi açıklamamızı istiyor. Yani benzettiğimiz şeyin ortak bir özelliğini bulmalıyız. Haydi hep birlikte düşünelim, Dünya neye benzeyebilir?
Adım 1: Dünya’nın özelliklerini düşünelim.
- Dünya yuvarlak.
- Dünya sürekli dönüyor.
- Dünya’nın üzerinde canlılar yaşıyor.
- Dünya’da dağlar, denizler, ormanlar var.
Adım 2: Bu özelliklerden yola çıkarak bir benzetme yapalım.
Sonuç: “Dünya, büyük bir gemiye benzer çünkü üzerinde birçok canlının yaşadığı ve sürekli hareket eden bir yerdir.”
Ya da şöyle de diyebiliriz:
“Dünya, dev bir topaca benzer çünkü sürekli kendi etrafında ve Güneş’in etrafında döner.”
2. Güneş, bir insan olsaydı günlük hayatında neler yapardı?
Çözüm:
Bu soruda Güneş’e insan özellikleri vererek hayal gücümüzü kullanacağız. Yani kişileştirme yapacağız. Güneş bir insan olsaydı neler yapardı acaba? Hadi düşünelim!
Adım 1: Güneş’in temel görevlerini ve özelliklerini hatırlayalım.
- Her sabah doğar, akşam batar.
- Dünyayı ısıtır ve aydınlatır.
- Bitkilerin büyümesini sağlar.
- İnsanlara enerji verir.
Adım 2: Bu görevleri bir insanın günlük yaşamına uyarlayalım.
Sonuç: Güneş, bir insan olsaydı;
- Her sabah erkenden uyanır, penceresini açıp tüm dünyaya “Günaydın!” derdi.
- Sonra sıcacık gülümsemesiyle etrafı aydınlatır, herkese enerji verirdi.
- Belki de bahçesindeki bitkileri sularken onlarla tatlı tatlı sohbet eder, nasıl büyüdüklerini sorardı.
- Akşam olunca da yorgun düşer, yavaşça yatağına girer ve ertesi güne kadar dinlenirdi.
- Belki de bazen bulutlarla saklambaç oynar, sonra yine ortaya çıkıp şaşırtırdı bizi.
3. Dünya’nın diğer gezegenlerle sohbet ettiğini ve insanları anlattığını düşününüz. Sizce onu dinleyenler, dünya hakkında ne düşünürlerdi?
Çözüm:
Yine harika bir kişileştirme sorusu! Dünya konuşsa, insanları diğer gezegenlere anlatsa, sizce neler olurdu?
Adım 1: Dünya’nın insanları nasıl anlatabileceğini hayal edelim.
- İnsanların sevinçlerini, üzüntülerini anlatırdı.
- İnsanların yaptığı güzellikleri (sanat, bilim) ve bazen de yanlışları (çevre kirliliği) söylerdi.
- İnsanların sürekli değişen ruh hallerini, meraklarını dile getirirdi.
Adım 2: Diğer gezegenlerin bu anlatılanlara nasıl tepki vereceğini tahmin edelim.
Sonuç:
- Onu dinleyen gezegenler, muhtemelen şaşkınlık ve merakla Dünya’yı dinlerlerdi.
- İnsanların bu kadar farklı duyguları bir arada yaşayabilmesine, hem bu kadar güzel şeyler yapıp hem de bazen kendilerine zarar verebilmelerine şaşırırlardı.
- Belki de “Vay be! Ne ilginç varlıklar bu insanlar!” diye düşünürler, Dünya’nın anlattıklarına hayran kalırlardı.
- Hatta belki de bazıları, Dünya’ya “Biz de o insanları bir yakından görsek ne güzel olurdu!” diye imrenirlerdi.
4. Dünyaya düşeceği için çok heyecanlanan bir kar tanesiyle güneşin karşılaştığını hayal ediniz. Sizce kar tanesi, hayal kırıklığını nasıl anlatırdı?
Çözüm:
Ah, bu ne kadar da hüzünlü ve bir o kadar da yaratıcı bir senaryo! Kar tanesi ve Güneş’in karşılaşması… Ne olurdu dersiniz?
Adım 1: Kar tanesinin ve Güneş’in özelliklerini düşünelim.
- Kar tanesi: Soğuk havayı sever, yere düşmek için yolculuk yapar, bembeyaz ve narindir.
- Güneş: Sıcak, parlak, her şeyi eritir.
Adım 2: Karşılaşma anını ve kar tanesinin duygularını hayal edelim.
Sonuç: Kar tanesi, dünyaya düşme hayaliyle doluyken bir anda Güneş’in sıcacık kollarında kendini bulur ve eriyiverirdi. Bu büyük bir hayal kırıklığı olurdu!
Kar tanesi, belki de son bir iç çekişle,
“Ah Güneş Ana, ben ne kadar da sabırsızmışım! Dünyanın bembeyaz örtüsüne katılmak, çocukların kartopu oyunlarına eşlik etmek için can atıyordum. Seninle karşılaşmak benim için hem bir onur hem de büyük bir hüzün oldu. Keşke biraz daha vakit olsaydı, keşke o toprağa dokunabilseydim… Şimdi sadece bir damla suya dönüştüm, o koca hayallerimle birlikte akıp gidiyorum.”
diye fısıldardı. Gözyaşları gibi akıp giderdi, değil mi?
5. Bulutların yağmur yağdırmak için insanlardan övgü istemeyi şart koştuğunu düşününüz. Bulutu ikna edebilmek için ona neler söylerdiniz?
Çözüm:
Bulutlar da bizim gibi takdir edilmek istiyorlarmış demek ki! Onları ikna etmek için ne gibi sözler söyleyebiliriz?
Adım 1: Yağmurun faydalarını düşünelim.
- Bitkiler susuz kalır, kurur.
- Çeşmelerimizden su akmaz.
- Hava kirliliği artar.
- Canlılar susuzluktan ölür.
Adım 2: Buluta, övgüden daha değerli olanı anlatmaya çalışalım.
Sonuç: Sevgili bulut, biliyoruz ki yaptığın iş çok önemli ve sen de takdir edilmek istiyorsun. Ama senin yağmurun, bizim için en büyük övgü zaten!
- “Sevgili bulut, senin yağdırdığın her damla, toprağın can suyu, bitkilerin gülücüğü oluyor. Sen yağmur yağdırmazsan, o yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler solar, kurur. Biz de suyumuz olmadan yaşayamayız ki!”
- “Senin sayende tarlalar bereketleniyor, çiftçilerimiz mutlu oluyor. Sen aslında bir kahramansın! Senin yaptığın bu iyilik, hiçbir övgüye değişilmez. Biz seni sevdiğimiz için, var olduğun için minnettarız. Hadi, bize o hayat veren yağmurunu gönder de tüm dünya sana teşekkür etsin!”
6. Dünya’nın kendi etrafında dönmesini günlük hayatımızda kullandığımız bir dijital araca benzetiniz.
Çözüm:
Bu soruda Dünya’nın dönüşünü, hepimizin kullandığı dijital bir alete benzetmemiz isteniyor. Bu da bir benzetme sorusu.
Adım 1: Dünya’nın kendi etrafında dönme hareketini düşünelim.
- Sürekli ve düzenli bir hareket.
- Hiç durmadan devam eder.
- Gece ve gündüzü oluşturur.
Adım 2: Günlük hayatta kullandığımız dijital araçlardan benzer bir hareketi olanı bulalım.
Sonuç: Dünya’nın kendi etrafında dönmesini, bir telefonun ekranındaki sürekli dönen bir ‘yükleniyor’ simgesine benzetebiliriz. Tıpkı o simge gibi, Dünya da hiç durmadan döner ve bize bir şeylerin devam ettiğini, hayatın aktığını gösterir.
Ya da şöyle de diyebiliriz:
Dünya’nın kendi etrafında dönmesi, bir video oyununda sürekli aynı hareketleri yapan bir karaktere benzer. Durmaksızın döner ve bize zamanın nasıl geçtiğini gösterir.
7. Gece ve gündüz, birbirlerine çalışma koşullarından şikâyet etselerdi neler söylerlerdi?
Çözüm:
Gece ve gündüz de mi şikâyet edecekmiş? Bakalım, onlar dertleşseler neler derlerdi? Yine kişileştirme yaparak hayal kuralım.
Adım 1: Gece ve gündüzün çalışma koşullarını düşünelim.
- Gece: Karanlık, sessiz, herkes uyurken o nöbet tutar, yıldızlar ve ay ona eşlik eder.
- Gündüz: Aydınlık, gürültülü, herkes çalışırken o da çalışır, Güneş ona eşlik eder.
Adım 2: Bu koşullardan nasıl şikâyet edebileceklerini hayal edelim.
Sonuç:
Gece: “Ah sevgili Gündüz, ne kadar şanslısın! Herkes seninle güne başlıyor, enerjik, cıvıl cıvıl. Benim mesaim başladığında ise herkes yataklarına giriyor, ortalık sessizliğe bürünüyor. Ben de biraz eğlence, biraz koşuşturma istiyorum!”
Gündüz: “Ne şansı Gececiğim! Sen de beni bir görsen! Herkesin telaşı, işi gücü, gürültüsü… Güneş de tepemde cayır cayır yakıyor. Ben de biraz huzur, biraz serinlik, biraz da sessizlik istiyorum. Senin o yıldızlı, sakin gökyüzüne imreniyorum bazen!”
Gece: “Ama sen de çok renklisin, her yer capcanlı oluyor seninle. Benim dünyam ise hep siyah-beyaz gibi…”
Gündüz: “Senin de kendine göre bir güzelliğin var, yıldızların parıltısı, ayın ışığı… Ah, ne yapsak da değişemiyoruz ki!”
8. Güneşli bir havada sınıf arkadaşlarınızla pikniğe gittiniz. Bu esnada fırtına ortalığı karıştırmayı planlıyor. Sizce Güneş ve fırtına arasında nasıl bir konuşma geçer?
Çözüm:
Piknik keyfimizi bozmak isteyen bir fırtına! Ama Güneş de orada! Bakalım bu ikili nasıl bir diyaloğa girerdi? Bu da bir kişileştirme ve diyalog sorusu.
Adım 1: Güneş’in ve fırtınanın karakterlerini düşünelim.
- Güneş: Yardımsever, sıcakkanlı, insanları mutlu etmek isteyen.
- Fırtına: Yaramaz, bazen huysuz, dikkat çekmek isteyen.
Adım 2: Piknik ortamını ve ikilinin bu duruma nasıl tepki vereceğini hayal edelim.
Sonuç:
Güneş: “Ey Fırtına Kardeş! Ne yapıyorsun sen? Çocuklar keyifli keyifli piknik yapıyorlar, şimdi senin hırçın rüzgarlarınla, şimşeklerinle onların neşesini kaçırma sakın!”
Fırtına: “Aman be Güneş! Biraz da ben eğleneyim! Sıkıldım durmaktan. Hem biraz esinti iyi gelir, sonra da şöyle güzel bir yağmurla toprağı sularım, fena mı olur?”
Güneş: “Olur mu hiç! Bak, o renkli uçurtmaları uçuruyorlar, top oynuyorlar. Seninle gelirse her şey dağılır, şemsiyeler uçar, çocuklar korkar. Bırak da biraz daha keyif yapsınlar.”
Fırtına: “Peki peki, bu seferlik senin hatrın için duruyorum. Ama bir dahaki sefere haberin olsun, ben de biraz ortalığı karıştırırım! Canım sıkılıyor benim de!”
Güneş: “Aferin sana Fırtına! Bak nasıl da parladı yüzleri çocukların. Belki sana da bir gün piknik yaparken eşlik ederiz, kim bilir?”
9. Bir gölge ve güneş ışığı arkadaş olmak isteseler de bir türlü aynı zamanda karşılaşılamıyorlar. Birbirlerine bir ses kaydı göndermeye karar veriyorlar, sizce neler söylerler?
Çözüm:
Bu soru da çok ilginç ve düşündürücü, değil mi? Gölge ve Güneş ışığı… Biri olmadan diğeri olmaz ama aynı anda birleşemezler. Nasıl bir konuşma yaparlardı acaba? Yine kişileştirme kullanacağız.
Adım 1: Gölge ve Güneş ışığının varoluşlarını ve ilişkilerini düşünelim.
- Gölge, Güneş ışığı olduğu zaman oluşur ama Güneş ışığının vurduğu yerde değil, arkasında olur.
- Birbirlerinin varlığına bağlıdırlar ama aynı anda aynı yerde olamazlar.
- Bu durum, onların birleşme hayalini imkânsız kılar.
Adım 2: Bu durumu birbirlerine nasıl anlatacaklarını hayal edelim.
Sonuç:
Gölge’den Güneş Işığı’na mesaj:
“Sevgili Güneş Işığı, ben seninle varım, bunu biliyorum. Sen olmasan ben de olmam. Ama ne garip ki, seninle hiç kucaklaşamıyoruz. Sen parladığında ben hemen arkanda beliriyorum, sanki seninle bir dans ediyoruz ama asla birbirimize değemiyoruz. Keşke bir an olsun seninle el ele tutuşup, senin sıcaklığını hissedebilseydim. Seni çok merak ediyorum ve seninle sohbet etmeyi çok isterdim. Belki başka bir evrende, başka bir zamanda bu dileğimiz gerçek olur, ne dersin?”
Güneş Işığı’ndan Gölge’ye mesaj:
“Canım Gölge, ben de seni çok merak ediyorum! Sen benim bir parçamsın, benim dünyaya yansıyan farklı bir halimsin. Ama seninle aynı yerde olmak gerçekten de imkânsız. Ben var olduğumda sen kaçıp arkama saklanıyorsun sanki. Seni görmek, seninle tanışmak çok isterdim. Belki de bizim dostluğumuz böyle uzaktan, birbirimizin varlığını bilerek daha özeldir, ne dersin? Seninle tanışamasak da, varlığın bana hep eşlik ediyor, bunu bilmeni isterim!”
10. “Zaman o kadar hızlı geçti ki…” cümlesini abartarak tamamlayınız.
Çözüm:
Bu soruda bizden abartma yapmamız isteniyor. Yani zamanın çok hızlı geçtiğini, gerçekten olamayacak kadar büyük bir şekilde ifade etmemiz gerekiyor.
Adım 1: Zamanın hızlı geçmesini ifade eden bir durum düşünelim.
- Bir günün bir saniyede bitmesi.
- Bir yılın göz açıp kapayıncaya kadar geçmesi.
- Çocukluğun bir anda bitmesi.
Adım 2: Bu durumu abartılı bir şekilde ifade edelim.
Sonuç:
- “Zaman o kadar hızlı geçti ki, gözümü açıp kapayana kadar koca bir yıl geçmişti.“
- “Zaman o kadar hızlı geçti ki, daha dün bebekken bugün 6. sınıfa gelmişim gibi hissettim.“
- “Zaman o kadar hızlı geçti ki, saatler birer saniye, günler birer dakika gibiydi.“
b. Konuşmanızı yaparken sizce hangi maddede hangi söz sanatından yararlandınız? Bu söz sanatları anlatımınıza nasıl bir katkı sağladı? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Çözüm:
Sevgili öğrencilerim, bu soruları çözerken fark etmişsinizdir, aslında Türkçemizin o güzel söz sanatlarını bolca kullandık. Şimdi gelin, hangi sorularda hangi söz sanatlarını kullandığımızı ve bunların bize ne gibi faydalar sağladığını konuşalım:
-
1. ve 6. sorularda:
Bu sorularda Benzetme (Teşbih) söz sanatından yararlandık. Dünya’yı bir gemiye, bir topaca ya da bir telefonun yükleniyor simgesine benzettik.
Katkısı: Benzetme, anlatımı daha somut ve anlaşılır hale getirir. Hayal gücümüzü kullanarak, soyut kavramları (Dünya’nın dönüşü gibi) daha kolay canlandırmamızı sağlar. Konuşmamızı daha renkli ve akılda kalıcı yapar.
-
2, 3, 4, 5, 7, 8 ve 9. sorularda:
Bu sorularda Güneş’e, Dünya’ya, kar tanesine, bulutlara, geceye, gündüze, fırtınaya ve gölgeye insan özellikleri verdik, onları konuşturduk. İşte bu da Kişileştirme (Teşhis) söz sanatıdır.
Katkısı: Kişileştirme sayesinde cansız varlıklar veya soyut kavramlar canlıymış gibi algılanır. Bu da anlatıma duygusallık, canlılık ve etkileyicilik katar. Konuşmamız daha eğlenceli ve dinleyicinin dikkatini çeken bir hal alır. Sanki bir masal anlatır gibi oluruz.
-
10. soruda:
“Zaman o kadar hızlı geçti ki…” cümlesini tamamlarken, zamanın hızını gerçekte olamayacak kadar büyük bir şekilde ifade ettik. Bu da Abartma (Mübalağa) söz sanatıdır.
Katkısı: Abartma, anlatılmak istenen duygu veya düşünceyi daha güçlü bir şekilde ifade etmemizi sağlar. Anlatıma etkileyicilik ve dramatiklik katar. Dinleyenin veya okuyanın zihninde daha kalıcı bir iz bırakır.
Gördüğünüz gibi, bu söz sanatları sayesinde konuşmalarımız sadece bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda dinleyenleri düşündürür, hayal kurmaya teşvik eder ve duygusal bir bağ kurar. Bu yüzden Türkçemizde söz sanatlarını kullanmak, anlatımımızı zenginleştirmenin en güzel yollarından biridir!