4. Sınıf Türkçe Ders Kitabı Cevapları Koza Yayınları Sayfa 204
Merhaba sevgili 4. sınıf öğrencilerim! Bugün Türkçe dersimizde çok güzel ve düşündürücü sorularla başlayacağız. Gelin, bu soruları hep birlikte, adım adım anlayalım ve cevaplayalım.
1. Sizce bütün insanların yaşam şekli aynı olsaydı güzel olur muydu? Neden?
Sevgili çocuklar, bu soru gerçekten üzerinde uzun uzun düşünmeye değer bir soru. Bir an için hayal edelim: Eğer dünyadaki herkes aynı şeyleri yapsaydı, aynı şeyleri sevseydi, aynı şekilde yaşasaydı ne olurdu?
Bence bütün insanların yaşam şekli aynı olsaydı hayat o kadar da güzel olmazdı. Hatta biraz sıkıcı ve tekdüze olurdu diyebiliriz.
Neden mi? Gelin, bu sorunun cevabını birlikte bulalım:
-
Hayatta herkesin farklı ilgi alanları, farklı yetenekleri var, değil mi? Kimi resim yapmayı sever, kimi şarkı söylemeyi, kimi yeni şeyler keşfetmeyi, kimi de insanlara yardım etmeyi…
-
Eğer herkes aynı şeyleri yapsaydı, aynı meslekleri seçseydi, o zaman farklı meslekler, farklı sanat dalları, farklı düşünceler ortaya çıkmazdı. Herkes aynı kıyafetleri giyseydi, aynı yemekleri yapsaydı, aynı oyunları oynasaydı sizce dünya bu kadar renkli ve ilginç olur muydu?
-
Farklılıklar, aslında bizi biz yapan, bizi özel kılan şeylerdir. Birbirimizden öğrendiğimiz, birbirimize kattığımız güzellikler hep bu farklılıklardan kaynaklanır. Bir doktorun hastalara bakması, bir öğretmenin size yeni bilgiler öğretmesi, bir çiftçinin sebze meyve yetiştirmesi sayesinde hayatımız kolaylaşır ve güzelleşir.
-
Bu yüzden, farklılıklar aslında hayatın en büyük zenginliğidir. Herkesin kendine özgü bir yaşam sürmesi, hayata farklı pencerelerden bakması, dünyayı daha yaşanılır ve daha ilginç bir yer yapar. Düşünsenize, bir bahçede sadece tek tip çiçek olsaydı güzel olur muydu? Hayır, farklı renklerde, farklı kokularda çiçekler bahçeyi güzelleştirir.
Yani özetle, farklılıklar iyidir, güzeldir! Hayatımızı zenginleştirir ve bizi birbirimize daha çok bağlar.
2. “Azıcık aşım, kaygısız başım.” atasözünden ne anlıyorsunuz?
Şimdi de çok güzel ve anlamlı bir atasözümüzü inceleyelim. Bu atasözü, okuyacağımız metinle de çok ilgili, o yüzden dikkatle dinleyin!
Adım 1: Atasözünü Parçalara Ayıralım ve Anlamlarını Bulalım
-
“Azıcık aşım”: Burada “aşım” kelimesi, yiyecek, içecek yani yaşamımızı sürdürmek için sahip olduğumuz şeyler, geçim kaynağımız anlamına gelir. “Azıcık” da az, çok olmayan demektir. Yani,
çok fazla malım mülküm olmasa da, bana yetecek kadar az da olsa bir geçim kaynağım var
demek istiyor. -
“Kaygısız başım”: “Kaygı”, endişe, tasa, üzüntü demektir. “Kaygısız başım” ise
hiçbir derdim, tasam, üzüntüm yok
anlamına gelir. Yani, kafam rahat, huzurluyum demek.
Adım 2: Atasözünün Bütün Anlamını Çıkaralım
Şimdi bu iki parçayı birleştirdiğimizde atasözü bize şunu söylüyor:
İnsanın çok fazla malı mülkü olmasa bile, sadece geçimine yetecek kadar şeye sahip olması ve bu yüzden hiçbir endişe, tasa taşımaması, huzurlu bir hayat sürmesi, büyük bir zenginlikten daha değerlidir.
Yani, çok zengin olmak yerine, azıcık malın olsa da kafanın rahat olması, huzurlu olman daha önemlidir. Bu atasözü, insanları paranın peşinde koşmak yerine, sahip olduklarıyla yetinmeye ve iç huzuru bulmaya teşvik eder. Tıpkı şimdi okuyacağımız “Eskiciyle Para Babası” hikâyesindeki eskici gibi, değil mi?
Bu atasözü, bize mutluluğun parayla değil, iç huzurla ve azla yetinmekle geldiğini anlatıyor. Ne kadar güzel ve doğru bir söz, öyle değil mi?