7. Sınıf Fen Bilimleri Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 186
Harika bir başlangıç sayfası! Merhaba sevgili öğrencim, ben Fen Bilimleri öğretmeniniz. Kitabımızdaki bu güzel görseli ve içindeki soruları birlikte inceleyip cevaplayalım. Bu sayfa, bize “Canlılarda Üreme, Büyüme ve Gelişme” ünitesinin ne kadar ilginç ve hayatın içinden bir konu olduğunu gösteriyor. Haydi başlayalım!
Görselde aslında doğrudan numaralandırılmış sorular yok ama baykuşların konuşmaları ve alttaki soru kutucuğu bize üzerinde düşünmemiz gereken harika konular veriyor. Bunları birer soru olarak ele alalım.
Soru 1: Baykuş Karaca, çileklerin kapladığı alanın zamanla genişlediğini fark ediyor ve “Acaba sonradan bahçeye tekrar çilek mi ektiler?” diye merak ediyor. Arkadaşı ise ona çok mantıklı bir cevap veriyor: “Belki gördüğün yeni çilekler, daha öncekilerin yavrularıdır!” Peki, bu durum nasıl mümkün olabilir? Yani çilekler, tohumları ekilmeden nasıl çoğalmış olabilir?
Çözüm:
Bu sorunun cevabı, bitkilerin harika bir yeteneğinde saklı: Vejetatif Üreme! Gel, adımlarla ne anlama geldiğini anlayalım.
Adım 1:
Öncelikle, canlıların üremesinin iki ana yolu olduğunu hatırlayalım: Eşeyli üreme ve eşeysiz üreme. Eşeyli üreme için genellikle dişi ve erkek üreme hücreleri gerekir (tıpkı hayvanların çoğunda ve bitkilerin tohumlarında olduğu gibi). Eşeysiz üremede ise tek bir ata canlı, kendisine tıpatıp benzeyen yeni bir canlı oluşturabilir.
Adım 2:
İşte çilek bitkisinin yaptığı da bir tür eşeysiz üremedir ve buna özel olarak vejetatif üreme denir. Çilek bitkisi, toprağın üzerinde uzanan “sürünücü gövde” adını verdiğimiz özel kollar oluşturur.
Adım 3:
Bu sürünücü kollar toprağa değdiği yerlerden kök salar ve yeni bir çilek bitkisi filizlenir. Bu yeni bitki, aslında ilk baştaki ana bitkinin genetik olarak aynısıdır, yani bir kopyasıdır!
Sonuç:
Yani, baykuşun tahmini doğru! Bahçeye sonradan kimse çilek ekmemiş. Mevcut çilekler sürünücü gövdeleriyle yanlara doğru yayılarak kendi yavrularını, yani yeni çilek bitkilerini oluşturmuşlar. Bu yüzden çileklerin kapladığı alan zamanla kendiliğinden genişlemiş. Ne kadar akıllıca bir yöntem, değil mi?
Soru 2: Görselin alt kısmında bize yöneltilen o güzel soruya bakalım: “Sizce bitkiler ve hayvanların kendine benzer canlıları meydana getirme şekilleri benzer midir?”
Çözüm:
Bu harika bir soru! Cevabı ise hem “evet, benzer yönleri var” hem de “hayır, önemli farkları var”. Gel birlikte inceleyelim.
Adım 1: Benzer Yönleri (Eşeyli Üreme)
- Hem bitkilerin büyük bir kısmı hem de hayvanların neredeyse tamamı eşeyli üreme ile çoğalır.
- Hayvanlarda bu durum erkek üreme hücresi (sperm) ile dişi üreme hücresinin (yumurta) birleşmesiyle olur. Görseldeki at ve inek de bu şekilde yavrularını dünyaya getirmiş.
- Çiçekli bitkilerde de benzer bir durum vardır. Bitkinin erkek organındaki polen (erkek üreme hücresi) dişi organa ulaşır ve burada tohum oluşur. Bu tohum toprağa ekildiğinde yeni bir bitki meydana gelir.
- Yani, dişi ve erkek üreme hücreleri kullanarak yeni bir canlı oluşturma yöntemi, hem bitkilerde hem de hayvanlarda görülen en temel benzerliktir.
Adım 2: Farklı Yönleri (Eşeysiz Üreme)
- İşte en büyük fark burada ortaya çıkıyor. Bir önceki soruda konuştuğumuz gibi, bazı bitkiler eşeysiz olarak da üreyebilir. Çileğin sürünücü gövdesi, patatesin yumrusu, bir gül dalını kesip toprağa diktiğimizde yeni bir gül fidanı olması gibi yöntemler (vejetatif üreme) hayvanlarda görülmez.
- Bazı basit yapılı hayvanlar da (örneğin denizanası, hidra, deniz yıldızı) eşeysiz üreyebilir. Deniz yıldızının kopan kolundan yeni bir deniz yıldızı oluşması (rejenerasyon) veya hidranın vücudunda bir çıkıntı oluşturup yeni bir canlı meydana getirmesi (tomurcuklanma) gibi.
- Ancak resimdeki at, inek gibi gelişmiş yapılı hayvanlar bu şekilde üreyemez. Bir atın bacağı koptuğunda oradan yeni bir at çıkmaz, değil mi? 🙂
Sonuç:
Kısacası, canlıların nesillerini devam ettirme temel amacı aynıdır. Bu amaç için kullandıkları eşeyli üreme yöntemi bitki ve hayvanlarda benzerlik gösterir. Ancak, özellikle bitkilerde ve bazı basit yapılı hayvanlarda görülen eşeysiz üreme yöntemleri, iki canlı grubu arasında önemli farklılıklar olduğunu gösterir.