8. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları SDR İpekyolu Yayıncılık Sayfa 24
Harika bir soru! Elbette, gönderdiğin görseldeki konuları bir öğretmen olarak senin için adım adım, anlaşılır bir dille açıklayacağım. Haydi birlikte bu önemli konuları inceleyelim.
Etkinlik Soruları
Soru 1: Çevrenizdeki insanlar sağlıklı ve uzun bir ömür yaşamak için gerekli önlemleri alıyorlar mı?
Bu soru, aslında bir gözlem ve düşünme sorusu. Çevremize baktığımızda insanların bu konuda farklı davrandığını görebiliriz.
- Adım 1: Önce “gerekli önlemler” neleri kapsar, onu düşünelim. Mesela; dengeli beslenmek, spor yapmak, trafik kurallarına uymak (emniyet kemeri takmak gibi), sigara ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, iş yerinde güvenlik kurallarına dikkat etmek gibi şeyler aklımıza gelebilir.
- Adım 2: Şimdi aileni, arkadaşlarını, komşularını düşün. Bu önlemleri ne kadar alıyorlar? Kimileri çok dikkatliyken, kimileri maalesef bu konuları pek önemsemiyor olabilir. Bu soru, bize aslında sağlık ve güvenlik bilincinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak için sorulmuş.
Soru 2: Gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucunda yaşanan iş kazaları ve buna bağlı yaralanma, ölüm vb. olumsuzluklar kaderle ilişkilendirilebilir mi?
Bu çok önemli bir soru ve genellikle karıştırılan bir konu. Gel, bunu netleştirelim.
İslam dininde kader, Allah’ın her şeyi önceden bilmesi ve planlamasıdır. Ancak Allah, insana akıl ve irade (seçme özgürlüğü) vermiştir.
- Adım 1: İnsanın Sorumluluğu (Tedbir): Bir inşaat işçisini düşünelim. Bu işçinin baretini takması, güvenlik halatını bağlaması onun sorumluluğudur. Bu, aklını ve iradesini kullanarak alması gereken bir önlemdir. Buna tedbir almak diyoruz.
- Adım 2: Allah’a Güvenmek (Tevekkül): İşçi, tüm önlemleri aldıktan sonra işine başlar ve sonucunu Allah’a bırakır. İşte buna da tevekkül denir.
- Adım 3: Sonuç: Eğer işçi baretini takmazsa ve başına bir şey düşüp yaralanırsa, “Ne yapayım, kaderim böyleymiş.” demesi doğru bir anlayış değildir. Çünkü o, kendi iradesiyle alması gereken önlemi almamıştır. Yani, kendi ihmalinin sonucunu yaşamıştır. Dolayısıyla, ihmal ve tedbirsizlik sonucu yaşanan olumsuzlukları doğrudan kadere bağlamak, sorumluluktan kaçmak olur. Gerçek kader inancı, önce elimizden gelen her şeyi yapmayı, sonra Allah’a güvenmeyi gerektirir.
Soru 3: Bu konudaki bireysel ve toplumsal sorumluluklar gereğince yerine getiriliyor mu? Sınıfınızda tartışınız.
Bu da yine bir düşünme ve tartışma sorusu.
- Bireysel Sorumluluk: Her birimizin kendi can güvenliği için önlem almasıdır. Örneğin, arabaya binince kemerini takman senin bireysel sorumluluğundur.
- Toplumsal Sorumluluk: Kurumların, devletin veya işverenlerin alması gereken önlemlerdir. Örneğin, bir fabrikanın sahibinin, işçileri için güvenli bir çalışma ortamı sağlaması, gerekli tüm güvenlik ekipmanlarını temin etmesi onun toplumsal sorumluluğudur.
Bu sorumlulukların ne kadar yerine getirildiği ise üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bazen bireyler ihmalkâr davranabiliyor, bazen de kurumlar… Önemli olan herkesin üzerine düşeni yapmasıdır.
Konuya Hazırlık Sorusu
Soru: “Emeksiz yemek olmaz.”, “On günlük ömre dokuz günlük rızık gerekir.”, “Rızık Allah’tandır.” Yukarıdaki sözlerde verilmek istenen mesajlar nelerdir?
Bu üç söz, ilk bakışta birbiriyle çelişiyor gibi görünse de aslında birbirini tamamlayan harika mesajlar içeriyor.
Adım 1: Sözleri Tek Tek Anlayalım
- “Emeksiz yemek olmaz.”: Bu söz bize, bir şeyler elde etmek için çalışmanın, çabalamanın ve emek harcamanın şart olduğunu anlatır. Yani, oturduğumuz yerden bir şey beklemememiz gerektiğini vurgular.
- “On günlük ömre dokuz günlük rızık gerekir.”: Bu da çalışmanın ve rızık arayışının hayat boyu devam eden bir süreç olduğunu, sürekli bir gayret içinde olmamız gerektiğini ifade eden eski bir sözdür.
- “Rızık Allah’tandır.”: Bu söz ise en temel inancımızı dile getirir. Yeryüzündeki bütün canlıların rızkını, yani yiyeceğini, içeceğini ve ihtiyaç duyduğu her şeyi yaratan ve veren Yüce Allah’tır.
Adım 2: Bütün Mesajları Birleştirelim
Peki, madem rızkı veren Allah, neden çalışmamız gerekiyor? İşte kilit nokta burası!
Sonuç: Bu sözlerin ortak mesajı şudur: Rızkın sahibi ve kaynağı Allah’tır. Ancak Allah, rızka ulaşmak için insanın çalışıp çabalamasını bir sebep kılmıştır. Tıpkı bir çiftçinin tarlayı sürmesi, tohumu ekmesi, sulaması gibi… Çiftçi üzerine düşen emeği gösterir, ancak o tohumu yeşerten, yağmuru yağdıran ve ürünü veren Allah’tır.
Yani bizler, rızkımızı kazanmak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz, çalışacağız ve sonra da rızkı verenin Allah olduğuna inanıp O’na şükredeceğiz. Bu iki düşünce birbirinin zıttı değil, tamamlayıcısıdır.