5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1 Sayfa 14
Harika bir metin ve üzerinde düşünmemizi isteyen çok güzel sorular! Hadi gel, bir öğretmen olarak bu metni ve soruları seninle birlikte adım adım inceleyelim.
1. Soru: Sizce Ahmet, anlattıklarının rüya olduğunu söylemeseydi, arkadaşları ona inanır mıydı? Neden?
Merhaba sevgili öğrencim. Bu soru, okuduğumuzu ne kadar anladığımızı ve anlattıklarımızı ne kadar mantık süzgecinden geçirdiğimizi ölçüyor. Gel birlikte düşünelim.
Çözüm:
Bence Ahmet, anlattıklarının bir rüya olduğunu söylemeseydi arkadaşları ona inanmazdı. Çünkü anlattığı olay, günlük hayatta karşılaşabileceğimiz, gerçek olabilecek bir olay değil.
-
Adım 1: Hikayedeki Olağanüstü Olayları Bulalım
Ahmet’in anlattığı hatırasında akla ve mantığa uymayan bazı durumlar var. Mesela:
- Metal malzemelerin bir fırtınayla bir araya gelmesi.
- Vidaların kendi kendine dönerek parçaları birleştirmesi.
- Tüm parçaların uzaktan kumandalı gibi doğru yerlere takılması.
- Bütün bunların sonucunda yarım saat gibi kısa bir sürede koskoca bir uçağın kendi kendine oluşması.
-
Adım 2: Bu Olayları Gerçek Hayatla Karşılaştıralım
Şimdi bir düşünelim. Çevremizdeki en basit bir eşyayı, mesela bir kalemi veya bir sandalyeyi ele alalım. Bu eşyalar bile kendi kendine oluşmaz, değil mi? Onları tasarlayan bir mühendis, üreten bir usta ve bir fabrika vardır. Bir uçak ise sandalyeden veya kalemden kat kat daha karmaşık, binlerce parçadan oluşan devasa bir makinedir. Böyle bir makinenin tesadüfen, rüzgarla, fırtınayla kendi kendine oluşması imkansızdır.
-
Adım 3: Sonuca Varalım
İşte bu sebeplerden dolayı, Ahmet’in arkadaşları da bu anlatılanların gerçek bir hatıra olamayacağını, bunun bir hayal ürünü veya şaka olduğunu hemen anlarlardı. Çünkü hepimiz biliriz ki, bu kadar düzenli ve karmaşık bir yapı tesadüfen bir araya gelemez. Ahmet’in sonunda bunun bir rüya olduğunu söylemesi, hikayeyi daha anlamlı ve eğlenceli kılmış.
Sonuç: Arkadaşları ona inanmazdı, çünkü anlattığı olaylar fizik kurallarına ve hayatın normal akışına tamamen aykırıdır.
2. Soru: Hiçbir şeyin kendi kendine var olamayacağı ilkesinden hareketle konuyu arkadaşlarınızla tartışınız.
Bu soru, ilk sorunun devamı niteliğinde ve bizi daha derin düşünmeye itiyor. Ahmet’in rüyasındaki uçak, bu ilkeyi anlamak için harika bir örnek.
Çözüm ve Tartışma Fikirleri:
“Hiçbir şeyin kendi kendine var olamayacağı” ilkesi, etrafımızda gördüğümüz her düzenli ve amaçlı şeyin mutlaka bir yapıcısı, bir ustası, bir yaratıcısı olması gerektiğini söyler. Hadi bunu adımlar halinde açalım.
-
Adım 1: Ahmet’in Rüyasındaki Uçak Örneği
Metinde, uçağın parçaları rüzgarla bir araya gelip kendi kendine oluşuyordu. Bunun gerçek olamayacağını konuştuk. Gerçek bir uçağın var olması için ne gerekir?
- Onu tasarlayan binlerce mühendis (bilgi ve akıl).
- Parçaları üreten fabrikalar ve işçiler (emek ve güç).
- Parçaları bir araya getiren ustalar (beceri ve plan).
Yani bir uçağın varlığı, arkasında büyük bir akıl, irade, bilgi ve güç olduğunu gösterir. Uçak, “Beni yapanlar var!” diye adeta bize seslenir.
-
Adım 2: İlkeyi Basit Örneklerle Genişletelim
Sınıfımızdaki bir resim düşünelim. Boyalar tuvalin üzerine rastgele dökülseydi o güzel manzara resmi ortaya çıkar mıydı? Elbette hayır. O resmi yapan bir ressam vardır. Ya da okuduğumuz bir şiir… Harfler rastgele yan yana gelseydi o anlamlı şiir oluşur muydu? Hayır, onu yazan bir şair vardır.
-
Adım 3: Doğaya Bakalım ve Düşünelim
Bu ilkeyi sadece insan yapımı eşyalar için değil, doğa için de düşünebiliriz. Mesela bir arının yaptığı peteği düşünelim. Ne kadar da kusursuz altıgenlerden oluşuyor, değil mi? Veya bir çiçeğin yapraklarındaki o harika simetriyi… Gözümüz gibi inanılmaz derecede karmaşık bir organı… Bunlar, Ahmet’in rüyasındaki uçaktan çok daha karmaşık ve sanatlı yapılardır.
İşte bu noktada şu soruyu sorabiliriz: “Bir uçağın bile kendi kendine olamayacağını kabul ediyorsak, ondan çok daha mükemmel olan bu varlıklar nasıl kendi kendine var olabilir?”
Sonuç ve Tartışma Özeti: Bu ilke bize şunu öğretir: Her eser, bir ustayı işaret eder. Eser ne kadar mükemmelse, ustası da o kadar mükemmeldir. Ahmet’in rüyası, bize bu gerçeği eğlenceli bir yolla hatırlatıyor. Çevremizdeki her şeyin bir düzen ve amaç içinde yaratıldığını, hiçbir şeyin tesadüfen var olmadığını fark etmemizi sağlıyor.