5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1 Sayfa 50
Merhaba sevgili öğrencim! Gelin, birlikte görseldeki metinleri inceleyelim ve içindeki soruları çözelim. Bu metinler hem bize geçmişimizden güzel bir geleneği öğretiyor hem de küçük bir bilmeceyle zihnimizi çalıştırıyor. Hazırsan başlayalım!
1. Soru: Yukarıda anlatılanlardan hareketle “borç sildirme” geleneğinin niçin ortaya çıktığını düşününüz.
Bu soruyu cevaplamak için önce metinde anlatılan o güzel geleneği bir hatırlayalım. Osmanlı zamanında, Ramazan ayında zengin insanlar hiç tanımadıkları mahallelere gidip bakkal, manav gibi dükkanlardaki borç defterlerinden rastgele sayfaları açıp oradaki borçları ödüyorlarmış. Bunu yaparken de kim olduklarını asla belli etmiyorlarmış. Ne borcu ödeyen zengini tanıyor, ne de borcu ödenen fakir kimin yardım ettiğini biliyor. Ne kadar ince bir davranış, değil mi? Şimdi gelelim bu geleneğin neden ortaya çıktığına.
- Adım 1: Bu gelenek, dinimizin ve kültürümüzün en temel değerlerinden biri olan yardımlaşma ve dayanışma ruhundan doğmuştur. Özellikle Ramazan ayı, insanlar arasındaki bu bağların güçlendiği, paylaşmanın ve yardımlaşmanın arttığı çok özel bir zamandır.
- Adım 2: Zengin insanlar, sahip oldukları zenginliği ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak onlara destek olmak istemişler. Borcunu ödemekte zorlanan bir ailenin yükünü hafifletmek, onlara bayram öncesi bir nebze olsun rahat bir nefes aldırmak bu geleneğin en temel amacıdır.
- Adım 3: Peki neden gizlice yapıyorlardı? Çünkü amaç gösteriş yapmak değil, sadece Allah’ın rızasını kazanmaktır. Ayrıca, borcu ödenen kişinin gururunun incinmemesi, mahcup olmaması da çok önemlidir. Buna “sağ elin verdiğini sol el görmemeli” anlayışı diyebiliriz. Bu gizlilik, yapılan iyiliğin samimiyetini ve değerini daha da artırır.
Kısacası, “borç sildirme” geleneği; Ramazan ayının getirdiği manevi atmosfer içinde, zenginlerin ihtiyaç sahiplerine yardım etme, toplumsal dayanışmayı güçlendirme ve bunu yaparken de hem yardım edenin hem de yardım edilenin onurunu koruma gibi çok yüce amaçlarla ortaya çıkmış harika bir gelenektir.
2. Soru: Oruçluyken Kaç Hamsi Yersin?
Şimdi de gelelim o eğlenceli bilmeceye! Dursun, Temel’e “Oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilirsin?” diye soruyor. Bu aslında bir matematik sorusu değil, zekice bir kelime oyunu. Haydi, adım adım bu bilmecenin sırrını çözelim.
- Adım 1: Sorudaki kilit ifade “oruçlu oruçlu” yani “orucu bozulmamış bir haldeyken” demek. Oruç ne zaman bozulur? Bir şey yediğimiz veya içtiğimiz ilk anda, değil mi?
- Adım 2: Diyelim ki önünde bir tabak dolusu hamsi var ve sen de oruçlusun. İlk hamsiyi ağzına attığın anda hâlâ oruçlusun. Ama o hamsiyi yediğin an, orucun bozulur!
- Adım 3: Orucunu birinci hamsiyle bozduktan sonra yiyeceğin ikinci, üçüncü, onuncu, ellinci… artık kaç tane yersen ye, o hamsileri yerken oruçlu sayılmazsın. Çünkü orucun çoktan bozulmuş olur.
Yani, “oruçluyken” yiyebileceğin hamsi sayısı sadece 1 tanedir! İşte Dursun’un Temel’e yaptığı şaka da budur. Temel de bu şakayı Cemal’e yapmak istemiş ama Cemal “50” deyince şakası yarım kalmış. Eğer Cemal de Temel gibi yüksek bir sayı söyleseydi, Temel ona “Hayır, sadece bir tane yiyebilirsin, gerisini oruçsuz yemiş olursun!” diyecekti.