5. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1 Sayfa 108
Harika bir soru! Hadi gel, bu güzel şiiri birlikte inceleyerek şairin duygularını anlamaya çalışalım. Unutma, şiirler bize sadece kelimelerle değil, hislerle de konuşur.
Soru: Aşağıdaki şiiri okuyarak şairin hangi duygularla bir mimari esere bunları yazmış olabileceğini yorumlayınız.
Çözüm:
Sevgili öğrencim, bu soruyu çözmek için şairin, yani Yahya Kemal Beyatlı’nın, Süleymaniye Camii’ne bakarken neler hissettiğini anlamamız gerekiyor. Şiirdeki ipuçlarını takip ederek onun duygu dünyasına bir yolculuk yapalım.
Adım 1: Şiiri ve Ortamı Anlamak
Öncelikle şiirin adı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”. Bu bize çok önemli bir ipucu veriyor. Şair, herhangi bir günde değil, manevi atmosferin çok yoğun olduğu bir bayram sabahında bu ulu mabede bakıyor. Bu özel zaman, onun hislerini daha da derinleştirmiş olabilir. Şiiri okurken yanda verilen kelimelerin anlamlarına da göz atmayı unutma, bu bize çok yardımcı olacak.
Adım 2: Şiirdeki İpuçlarını ve Duyguları Keşfetmek
Şimdi mısra mısra ilerleyerek şairin duygularını yakalamaya çalışalım:
-
“Ordu-milletlerin en çok dövüşen, en sarpı / Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.”
Bu dizelerde şair, bu eserin sadece bir bina olmadığını, onu yaptıran milletin gücünü, inancını ve Allah’a olan derin sevgisini yansıttığını düşünüyor. Burada hissettiği en belirgin duygular hayranlık ve saygıdır.
-
“En güzel mabedi olsun diye en son dinin / Budur öz şekli hayal ettiği mimarînin.”
Şair, Süleymaniye’nin İslam mimarisinin zirvesi, en mükemmel hali olduğunu düşünüyor. Bu eserin kusursuzluğuna karşı büyük bir beğeni ve hayranlık duyuyor.
-
“Taşımış harcını gazileri, serdârıyle, / Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimarıyle.”
Burada ise yapının inşasında gösterilen büyük emeğe dikkat çekiyor. Komutanlardan askerlere, işçilerden mimarlara kadar herkesin fedakarlığını hatırlıyor. Bu da onda, o insanlara karşı bir minnet ve takdir duygusu uyandırıyor.
-
“Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrurum;”
İşte burada şair duygusunu doğrudan söylüyor! Böyle muhteşem bir esere, tarihe ve kültüre mirasçı (vâris) olduğu için gurur duyuyor. Bu yapı sadece geçmişe ait bir anıt değil, aynı zamanda şairin kendisinin de bir parçası.
-
“Senelerden beri rü’yada görüp özlediğim / Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.”
Bu son dizeler belki de en derini. Şair, caminin içine girdiğinde sadece bir binada değil, sanki atalarının (cedlerinin) manevi atmosferinde, bir bağışlanma (mağfiret) ve huzur ikliminde gibi hissediyor. Burada yoğun bir maneviyat, huzur ve tarihle, atalarıyla kurduğu derin bir bağ duygusu var.
Adım 3: Sonucu Toparlayalım
Tüm bu adımları birleştirdiğimizde, şairin Süleymaniye Camii’ne bakarken sadece taş ve mermer görmediğini anlıyoruz. O, bu eserde milletinin tarihini, inancını, gücünü, sanatını ve maneviyatını görüyor.
Sonuç:
Şair, Süleymaniye Camii’ni yazarken şu duyguları hissetmiştir:
- Hayranlık ve Saygı: Eserin büyüklüğü ve onu yapanların inancı karşısında.
- Gurur: Böyle bir medeniyetin mirasçısı olmaktan duyduğu onur.
- Maneviyat ve Huzur: Caminin içindeki ruhani atmosferden etkilenmesi.
- Tarihle Bütünleşme: Atalarıyla ve geçmişle güçlü bir bağ kurma hissi.
- Minnet: Bu eseri ortaya çıkaran herkese karşı duyduğu şükran.
Umarım bu açıklama, şiiri daha iyi anlamana yardımcı olmuştur. Gördüğün gibi, bir yapı sadece bir bina değil, aynı zamanda içinde yüzlerce yıllık duygu, inanç ve yaşanmışlık barındıran canlı bir hazinedir.