8. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Nev Yayınları Sayfa 28
Harika bir soru! Gelin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersimizdeki bu önemli konuları birlikte, adım adım inceleyelim. Unutma, bu konular hayatımızın her anında karşımıza çıkan ve doğru anlamamız gereken değerli bilgiler içeriyor.
Soru 1: Size göre hastalığı kader açısından nasıl değerlendirmeliyiz? Arkadaşlarınızla tartışınız.
Merhaba sevgili öğrencim. Bu soru, kader inancını doğru anlamamız için çok güzel bir fırsat. Hadi gel, bu konuyu metnimizden de faydalanarak birlikte değerlendirelim.
Adım 1: Hastalık ve İnsan Sorumluluğu
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, hastalıklar hayatın bir gerçeğidir ve bir imtihan olabilir. Ancak İslam dini, bizim aklımızı ve irademizi kullanarak sağlığımızı korumamızı ister. Metinde de geçtiği gibi, “İnsan, tüm boyutlarıyla yani bedensel, ruhsal ve çevresel açılardan gerekli tedbirleri alarak sağlığını koruyabilir.” Bu ne demek? Yani, hasta olmamak için elimizden geleni yapmalıyız. Mesela;
- Sağlıklı beslenmek,
- Temizliğimize dikkat etmek (hem beden hem de çevre temizliği),
- Sigara, alkol gibi zararlı maddelerden uzak durmak,
- Kışın soğuk havalarda kalın giyinmek.
Bunlar bizim görevimizdir. Eğer bu görevlerimizi yapmazsak ve sonra hasta olursak, “Ne yapayım, kaderim böyleymiş.” demek doğru bir anlayış değildir.
Adım 2: Tedbir Almak ve Tedavi Olmak
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize hem sağlığımızı korumayı hem de hasta olduğumuzda tedavi yollarını aramayı öğütlemiştir. Hastalandığımızda doktora gitmek, ilaçlarımızı kullanmak da bir çeşit tedbirdir. Yani kader, bizim çabamızı yok saymaz. Tam tersine, bizim çabalarımızla şekillenir. Hastalık durumunda bize düşen görev, şifayı verecek olanın Yüce Allah olduğuna inanmak ve aynı zamanda iyileşmek için gerekli bütün adımları atmaktır.
Adım 3: Sonuç ve Tevekkül
Tüm önlemleri aldık, hasta olunca doktora gittik, ilaçlarımızı kullandık… Kısacası elimizden gelen her şeyi yaptık. İşte bu noktadan sonra sonucunu Allah’a bırakırız. İyileşirsek O’na şükrederiz. Tüm çabamıza rağmen iyileşemezsek de bunun bir imtihan olduğunu düşünerek sabrederiz.
Özetle, hastalığı kader açısından şöyle değerlendirmeliyiz: İnsan, aklını ve iradesini kullanarak sağlığını korumakla sorumludur. Hastalıktan korunmak için her türlü tedbiri almalı, hasta olduğunda ise tedavi yollarını aramalıdır. Bütün bu çabalardan sonra sonuca sabır ve tevekkül ile yaklaşmalıdır. Sorumluluklarımızı yerine getirmeden sonucu kadere yüklemek, İslam’ın kader anlayışına uygun değildir.
Soru 2: “Önce tedbir, sonra tevekkül.” sözü ile anlatılmak istenen nedir? Arkadaşlarınızla konuşunuz.
Bu atasözü, aslında dinimizin en temel prensiplerinden birini çok güzel özetliyor. Gelin, “tedbir” ve “tevekkül” kelimelerinin anlamlarına bakarak bu sözü daha iyi anlayalım.
Adım 1: “Tedbir” Ne Demektir?
Tedbir, bir hedefe ulaşmak veya bir tehlikeden korunmak için aklımızı ve imkanlarımızı kullanarak gerekli bütün önlemleri almaktır. Yani, üzerimize düşen her şeyi eksiksiz bir şekilde yapmaya çalışmaktır.
Örnek: Bir sınava hazırlanan öğrencinin;
- Derslerini dikkatle dinlemesi,
- Planlı ve düzenli bir şekilde ders çalışması,
- Anlamadığı konuları öğretmenine sorması,
- Bol bol soru çözmesi birer tedbirdir.
Adım 2: “Tevekkül” Ne Demektir?
Tevekkül, kelime olarak güvenmek, dayanmak demektir. Dini bir terim olarak ise, bir iş için elimizden gelen tüm gayreti gösterdikten, yani bütün tedbirleri aldıktan sonra, işin sonucunu Allah’a bırakmak, O’na güvenmek ve O’ndan yardım beklemektir.
Örneğimize dönersek: Sınava çok iyi hazırlanan öğrencinin, sınav sabahı “Ya yapamazsam?” diye aşırı strese girmek yerine, “Ben elimden geleni yaptım, gerisi Allah’a kalmış.” diyerek kalbini ferah tutması ve Allah’a güvenmesi tevekküldür.
Adım 3: “Önce Tedbir, Sonra Tevekkül”
Bu söz, bu iki kavramın doğru sırasını bize öğretir. Önce çalışacağız, çabalayacağız, önlemlerimizi alacağız (tedbir); daha sonra ise kalbimiz rahat bir şekilde sonucunu Allah’a emanet edeceğiz (tevekkül). Sadece tevekkül edip, hiç tedbir almamak tembelliktir ve doğru bir davranış değildir. Örneğin, tarlasını ekip sulamadan “Allah’ım bol ürün ver” diye dua eden bir çiftçinin yaptığı doğru tevekkül değildir. Doğrusu, tarlasını sürmesi, tohumu ekmesi, sulaması, gübrelemesi ve sonra iyi bir hasat için Allah’a dua edip güvenmesidir.
Kısacası, “Önce tedbir, sonra tevekkül” sözü, bir Müslümanın hedeflerine ulaşmak için önce üzerine düşen tüm sorumlulukları aklını ve gücünü kullanarak yerine getirmesi, ardından da sonucu için Yüce Allah’a güvenip dayanması gerektiğini anlatır.