5. Sınıf Sosyal Bilgiler Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları 1. Kitap Sayfa 110
Harika bir soru! Merhaba sevgili öğrencim, Sosyal Bilgiler dersimizin en heyecanlı konularından birine geldik: Anadolu’daki ilk yerleşim yerleri! Gel şimdi bu görsellerdeki gizemleri birlikte çözelim. Tıpkı bir dedektif gibi izleri takip edeceğiz.
Soru 1: Anadolu’da ilk yerleşim yerlerini kuran toplumların görsellerde yer alan tarihî nesneleri ve mekânları hangi amaçlarla kullanmış olabileceklerini söyleyiniz. Bu görsellerdeki tarihî nesneler ve mekânlar nasıl gün yüzüne çıkarılmış ve günümüze kadar ulaşmıştır? Düşüncelerinizi söyleyiniz.
Çözüm: Bu soruyu iki adımda cevaplayalım. Önce nesnelerin ve mekânların ne işe yaradığını, sonra da günümüze nasıl ulaştığını konuşalım.
Adım 1: Eşyalar ve Mekânlar Ne İşe Yarıyordu?
Görsellerdeki nesneler, o dönemde yaşayan insanların günlük hayatları hakkında bize ipuçları veriyor. Tıpkı senin evindeki eşyaların senin yaşamın hakkında bilgi vermesi gibi!
- Taş Havan ve Tokmak: Görselde gördüğümüz bu taş alet, tahılları (buğday, arpa gibi) ezerek un haline getirmek için kullanılıyordu. Yani bu, onların ekmek ve yemek yapmak için kullandıkları bir tür mutfak robotuydu!
- Üç Ayaklı Çömlek: Topraktan yapılmış bu kaplar, yemek pişirmek, su taşımak ve yiyecekleri saklamak için kullanılıyordu. Tıpkı bizim bugünkü tencerelerimiz ve saklama kaplarımız gibi. Üç ayaklı olması, onu ateşin üzerine kolayca oturtmalarını sağlıyordu.
- Kemik Alet: Bu sivri kemik alet, muhtemelen avladıkları hayvanların derilerini yüzmek, temizlemek veya tarımda basit bir orak gibi ekinleri biçmek için kullanılıyordu. O zamanlar demir gibi metaller henüz kullanılmadığı için taş, kemik ve ahşap en önemli malzemelerdi.
- Yerleşim Yeri (Mekânlar): Fotoğraflardaki kalıntılar, Çatalhöyük gibi ilk yerleşim yerlerine ait evleri gösteriyor. Bu evler birbirine bitişik, kerpiçten (toprak ve samanın karışımından) yapılmıştı. İnsanlar bu evlerde aileleriyle birlikte yaşıyor, soğuktan, yağmurdan ve yabani hayvanlardan korunuyorlardı. Buralar onların yuvasıydı.
Adım 2: Bu Eserler Günümüze Nasıl Ulaştı?
Peki, binlerce yıl önce toprağın altında kalan bu köy ve eşyalar bize nasıl ulaştı? İşte bu sorunun cevabı çok heyecan verici!
Zamanla bu yerleşim yerleri terk edilmiş ve üzerleri rüzgârın taşıdığı toprakla, tozla ve çeşitli kalıntılarla yavaş yavaş örtülmüş. Toprak altında kalmaları, onları binlerce yıl boyunca hava koşullarından ve bozulmadan koruyan bir kalkan görevi görmüş.
İşte bu noktada arkeolog adını verdiğimiz bilim insanları devreye giriyor. Arkeologlar, yaptıkları araştırmalarla bu eski yerleşim yerlerinin nerede olabileceğini tespit ederler. Sonra da “arkeolojik kazı” adını verdiğimiz çok dikkatli bir çalışma başlatırlar. Tıpkı bir cerrah gibi, toprağı küçük fırçalarla, hassas aletlerle santim santim kazarak bu tarihi eserleri ve yapıları gün yüzüne çıkarırlar. Yani bu gördüğümüz her şey, arkeologların sabırlı çalışmaları sayesinde bizlere ulaşmıştır.
Soru 2: Çatalhöyük’teki bir evde bulunan duvar resmi, dünyanın ilk haritası kabul edilmiştir. Bu haritada neler tasvir edilmiştir? Düşüncelerinizi söyleyiniz.
Çözüm: Bu resim gerçekten de insanlık tarihi için çok önemli bir eser! Hadi gel, bu “ilk harita”da nelerin çizildiğini birlikte inceleyelim.
Bu duvar resmine baktığımızda iki farklı bölüm görüyoruz. Biri ön planda, diğeri arka planda.
- Ön Plandaki Çizimler: Resmin alt kısmında, kutu kutu, birbirine yapışık şekiller görüyoruz. Bunlar, Çatalhöyük’teki evleri temsil ediyor. O dönemde evler, sokakları olmadan birbirine bitişik yapılırdı ve evlere çatılardaki bir delikten merdivenle girilirdi. Bu çizim, adeta yerleşim yerinin kuş bakışı bir planı gibidir. Yani, dünyanın ilk şehir planı diyebiliriz!
- Arka Plandaki Çizim: Evlerin arkasında ise iki tepesi olan büyük bir dağ çizilmiş. Bu dağın tepesinden dumanlar ve lavları andıran püskürtüler çıkıyor. Bilim insanları, bu dağın o zamanlar aktif bir yanardağ olan Hasan Dağı olduğunu düşünüyor. Yani resmin bu kısmı, bir volkanik patlamayı tasvir ediyor olabilir.
Sonuç olarak bu resim, hem insanların yaşadığı köyü (Çatalhöyük) hem de köylerinin hemen yanı başındaki büyük bir doğal olayı (Hasan Dağı’nın patlaması) bir arada anlatan muhteşem bir eserdir. Bu, o dönem insanlarının sadece yaşadıkları yeri değil, çevrelerini ve doğa olaylarını da gözlemleyip kaydettiklerini gösteriyor. Ne kadar inanılmaz, değil mi?