2. Sınıf Hayat Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Ata Yayıncılık Sayfa 146
Harika bir Hayat Bilgisi dersine hoş geldiniz sevgili öğrenciler! Ben de sizin gibi 2. sınıflara Hayat Bilgisi dersi anlatan bir öğretmenim. Şimdi birlikte, kitabımızdaki bu güzel sayfayı inceleyelim ve soruları cevaplayalım.
Soru 1: “Kültür”, “miras”, “gelenek” ve “görenek” sözcüklerinin anlamını araştırınız.
Haydi gelin bu güzel kelimelerin ne anlama geldiğini birlikte öğrenelim. Bu kelimeler, aslında kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi anlatan sihirli anahtarlar gibidir.
Adım 1: Kelimeleri Tek Tek İnceleyelim
- Kültür: Bir toplumun, yani bir arada yaşayan insanların sahip olduğu her şeydir. Mesela konuştuğumuz dil, yediğimiz yemekler (mantı, baklava gibi), dinlediğimiz müzikler (türküler gibi), kutladığımız bayramlar, oynadığımız oyunlar (körebe, saklambaç gibi) bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Kısacası, bizi biz yapan her şeydir.
- Miras: Büyüklerimizden, yani annemizden, babamızdan, dedelerimizden bize kalan her şeydir. Bu bazen bir ev, bir tarla gibi maddi bir şey olabilir. Bazen de bize öğrettikleri güzel davranışlar, anlattıkları masallar, yemek tarifleri gibi manevi şeyler olabilir. Kültürel miras ise, atalarımızdan bize kalan ve bizim de gelecekteki çocuklara bırakacağımız değerli şeylerdir. Mesela tarihi camiler, eski kaleler, geleneksel kıyafetlerimiz… hepsi birer kültürel mirastır.
- Gelenek: Eskiden beri yapılan ve toplum tarafından alışkanlık hâline getirilmiş davranışlardır. Mesela bayramlarda büyüklerimizin elini öpmek, misafire kolonya ve şeker ikram etmek, düğünlerde takı takmak birer gelenektir.
- Görenek: Gelenekler kadar güçlü olmayan ama yine de toplumda yapılması hoş karşılanan alışkanlıklardır. Mesela hasta olan bir komşumuza “geçmiş olsun” demek için ziyarete gitmek, yeni komşumuza “hoş geldin” demek birer görenektir.
Sonuç: Gördüğünüz gibi bu dört kelime, birbiriyle çok yakından ilgili. Hepsi bizim geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi anlatan çok önemli kavramlar.
Soru 2: Fotoğraftaki evlerde yaşıyor olsaydınız gününüz nasıl geçerdi? Tahmin ediniz.
Ne kadar güzel bir soru! Hayal gücümüzü kullanma zamanı. Fotoğrafa ve Özkan’ın anlattıklarına dikkatlice bakalım ve bir günümüzü hayal edelim.
Adım 1: İpuçlarını Bulalım
- Özkan, Trabzon’da yaşadığını söylüyor. Fotoğraf yemyeşil, dağlık bir yeri gösteriyor. Demek ki Karadeniz’de bir köydeyiz.
- Evler ahşap, yani tahtadan yapılmış.
- Evler soba ile ısınıyormuş. Bu, kışın soba yakmak, odun taşımak gibi işler olabileceği anlamına gelir.
- Etrafta büyük binalar, arabalar yok. Bol bol ağaç ve doğa var.
Adım 2: Bir Günü Hayal Edelim
Eğer ben o evlerden birinde yaşasaydım, sanırım bir günüm şöyle geçerdi:
Sabah horozların sesiyle uyanırdım. Pencereden dışarı baktığımda mis gibi temiz orman havasını içime çekerdim. Annem sobanın üzerine çaydanlığı koymuş olurdu ve sobadan çıtır çıtır sesler gelirdi. Kahvaltıda belki de kendi tavuklarımızın yumurtasını, bahçemizden topladığımız domatesleri yerdik.
Okula gitmek için belki de patika yollardan yürür, arkadaşlarımla şakalaşırdım. Okuldan sonra eve gelince ödevlerimi yapar, sonra da dışarı çıkıp o yemyeşil tepelerde koşup oynardım. Belki küçük bir dere vardır, orada kurbağaları izlerdim. Akşam olunca ailemle birlikte sobanın etrafına toplanırdık. Babam bize masallar anlatır, annem mısır patlatırdı. Televizyon yerine birbirimizle sohbet ederek, oyunlar oynayarak vakit geçirirdik. Gece olduğunda ise şehrin ışıkları olmadığı için gökyüzündeki yıldızları sayarak uykuya dalardım.
Sonuç:
Bu evlerde yaşamak, şehir hayatından çok daha farklı, doğa ile iç içe, daha sakin ve huzurlu olurdu diye düşünüyorum. İnsanların birbirine daha çok yardım ettiği, komşuluk ilişkilerinin daha güçlü olduğu bir hayat olurdu. Ne dersiniz, harika olmaz mıydı?